Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS SORUNU YENİDEN GÜNDEME TAŞINIRKEN… (VE ANKARA’NIN CEZALANDIRDIKLARI!)

Kıbrıs siyasi sorununun  çok uzadığı yadsınamaz gerçektir!

Ki sorunun kanlı canlı başladığı 1955’lerde EOKA İngiliz sömürgesine yönelik bombalarını patlatırken Kıbrıs siyasi sorununun ne bu kadar çok uzayacağı ne de adanın ikiye bölünürken Kuzey’de bir Türk devleti kurulacağı asla tahmin edilemezdi!

Geçen yıllar ise  hem  Rumlar hem  Türkler yönünden türlü çeşitli  sürprizler yarattı.. Fakat asıl büyük gerçek şu oldu:                     Türk, Rum Kıbrıslıların hayatlarına kan ve ölüm oturdu. Duygularına kin ve nefret!

Ve Kıbrıs sorunu altmış altı yıldır da tüm arayışlara, BM’lerin çabalarına, tarafların uğraşlarına karşın çözülemedi!                                                       ***

TEK NEDEN ŞUYDU: Çünkü Rum tarafı Kıbrıs adasını Türk halkı ile paylaşmak istemedi!

Bu nedenle ada Güney Kuzey olarak bölünmesine karşın hep kaldığı yerden devam eden siyasi ve askeri çatışmalarla geldi bugünlere..

Bugün de sorun adada iki ayrı devlet olmasına karşın başta Rum Yunan ikilisi olmak üzere ne BM’lerin ne de AB’nin Kuzey’deki Türk bölgesinin meşruiyetini kabul etmemeleridir..                                                                                ***

BUNLAR BİLİNİYORLAR: Ancak “iyi” bilinmiyorlar! Çünkü Türkiye 1974 Barış Harekâtından sonra tüm dünyaya “Kuzey benimdir” imajını çaktı..

İster bilerek ve isteyerek…  İster siyasi sürecin öylesi bir imaj yaratması sonucu olsun…

Türkiye Kuzey Kıbrıs’taki Türk halkının sadece güvencesini sağlamakla kalmadı..            Her türlü maddi manevi katkı ve desteğiyle de tutun ki Rum Yunan propagandalarının sonucunda hem de Kıbrıs’ın garantör ülkelerinden biri olmasına karşın…                                                                   “Dünya siyasi çevrelerinde  Kuzey’i işgali altında tutan bir ülke durumuna düşürüldü..”

Hem de bugüne kadar Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığını sürdürmesi için elinden gelen tüm çabayı fedakârlıkları göstermesine karşın…  Çünkü:

***

SİYASET NANKÖRDÜR! Nitekim Türkiye adadaki  güvenliğimizi  sağladı ama  KKTC’i siyaseten tanınan bir devlet yapamadı!

Çünkü:  Salt Kıbrıs politikasına dayanan, Kıbrıs Türk halkının Kuzey’de tanınmasını sağlayacak  bir dünya politikasıyla  uluslar arası  ittifaklar manzumesi oluşturamadı..

***

MESELA: 1974’de bizim için savaşan Türkiye tutun ki yıllar sonra bu kez de “iki devlet bir millet” dediği Azerbaycan için de Ermenilerle savaştı..

Farklı konumlarda olsak da gerçek şu ki Türkiye kendi kanından soyundan olan, tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğu mazlum ve mağdur ülkelerin Türk kökenli toplumlarının    hakkı hukuku, egemenliği için mücadele de etti savaştı, öldü de..

Bizim için de yaptığınca…

***

FAKAT Kıbrıs’taki bu askeri zafer iki ayrı bölge yaratmasına karşılık hâlâ çözümsel bir sonuç getirmedi..                                                   Aksine taraflar arasında sürekli artan “düşmanlığın” artık nerede nasıl ve hangi nedenle duracağı belli olmayan bir siyasi açmaza girildi..

***

ÇOK YAZILDI, SÖYLENDİ: Bir zamanlar BM’lerin Kıbrıs Özel Temsilcisi Holbrough da Denktaş’a, “sen arabada giderken hep dikiz aynasına bakarsın” der ve  Denktaş’ın “sürekli Rum mezaliminden, şehitlerden  söz etmesine takılırdı!

Denktaş ise pusmaz, “söyleyeceğim, anlatacağım” derdi. “Yetişmekte olan gençler Rumların bize neler yaptıklarını geçmişi öğrenmelidir” derdi.

Ki devran döndü gün geldi okullarda Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi kitapları bile kıyıma uğradı ama!                                                                                               ***

YENİ BİR DÖNEM Mİ? Yıllardır Ankara’dan şikâyetçiydim.                                                   Onca dost ülkeye, uğurlarına savaştığı mağdur ve mazlum halklara karşın neden KKTC’i bir tekine olsun kabul ettiremediğinden dolayı!

Tabi o ülkelerin tümünün hatta Türkiye’nin bile bir yandan Amerika, öte yandan Rusya, beride AB ve NATO ittifak ve anlaşmaları çerçevelerinde kendi siyasi iradelerinin özgür ve egemeni olmadıklarını elbette iyi biliyoruz..

Yani AB üyesi Yunanistan’a, Güney Rum Yönetime tutun ki bu ittifaklar ve ülkeler dayanışmasında tos atamazsanız!  Anında Amerika kaşlarını çatar, Avrupa ayağa kalkar..                                   ***

FAKAT “POLİTİKA” ANLAMIYLA KAİMDİR. Eğer her sorunu savaşarak çözmeyecekseniz “politika” yaparsınız..

Tutun ki bu da Erdoğan’ın işi değil. Buna karşın sadece “20 Temmuz’da KKTC’ni ziyaret edeceğim, Bayramın birinci gününü orada geçireceğim” açıklaması bile bir anda dünya siyasi çevrelerini “ne oluyor yahu” diye ayağa dikmeye yetti!                                                                                    ***

VE NE OLDU? Yıllar sonra Türkiye medyasında artık KKTC’i dünyaya tanıtmalıyız, KKTC tanınmalıdır” yollarında haber ve yorumlar gördüm..

“KKTC’i tanıtacağımız bir dost ülke de mi yoktur” soru sualine elledim.

“Artık yeter olsun Kıbrıs Türk halkının çektikleri” serzenişlerini okudum..

***

YARATILAN İLGİ! Sadece Erdoğan’ın ziyareti nedeniyle yarattığı sinerjinin sonucuydu bu yayınlar..

Kıbrıs Türk halkının yıllardır çözümsüzlük nedeniyle bırakın dünyanın ikinci üçüncü sınıf topluluklardan biri olmasını, “sınıfı” bile yok ki 47 yıldır Rumun üzerimize serdiği ambargolar altında varolma savaşımı verilmektedir..

Buna karşın yıllar sonra Türkiye medyası ilk kez Ankara’ya, “KKTC’i tanıyacak bir dost ülke de mi yok” diye serzenişte bulunuyor..

Ben buna iyi haber diyorum.

Hep devam etmesini bekliyorum.. Çünkü Kıbrıs siyasi sorunu çok uzadı!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (BİR DE BİZİM AYKIRI KKTC’LİLERE  BAKALIM:)

Ki onlar her şeyden önce ve ayni zamanda Güney’in Kuzey’deki ajitasyon görevlileridirler..

Bir zamanlar kıyısından köşesinden bizim de bulaştığımızca “halkların kardeşliğini” de savunurlar,  artık antikalaşmış “Leninizmi” de.. Bir devrelerde araya  Mao’u da soktulardı ama ömrü uzun olmadı!

Çok gerilerde kalan “Marksizm” ise Rusya’da bile işe yaramadığından çoktan çöp sepetine şutlandı..

***

NE VAR Kİ:  uzunca süredir bizde hangi fraksiyonun hangi dalının hangi yaprağı olduğu belirsiz “sol” etiketli türediler; (ki “sol” lafını yine kendileri kendilerine yapıştırdılar) tüm bu akımları akıl mikserlerinden geçirip Türkiye düşmanlığı içerikli  kokteyl yapıyor, sonra da kemali afiyetle genire gerine  içiyorlardı!                     TÜM davaları dertleri, “çözümsüzlüğün yanı sıra istikrarsızlığın  ve Türk halkının başına gelen felâketlerin Türkiye’nin  adadaki varlığına bağlı olduğuna yönelik inançları!                                          ***

Kİ BİLİNİYORLAR: En büyük sermayeleri Erdoğanlı Türkiye’yi eleştirmektir!

Dolayısıyla Türkiye’nin antidemokratik bir ülke olduğu iddiasındadırlar.. Kısaca dertleri Türkiye iledir!

Dolayısıyla “çözüm” söz konusu olduğunda “federasyonu” desteklerler..                                            ***

İŞTE ANKARA eğer adları “listedeyse” bu kişileri artık TC sınırından geri çeviriyor!             Belli ki yine KKTC’den bazı milliyetçi  cephe  yurttaşları,    “yat kalk Allah sizi sürekli eleştiren hatta faşist diyen bu insanlara daha ne kadar tahammül edeceksiniz” serzenişlerinde bulunmuş. Hatta buralarda suç duyurusunda bulunmaktalar..

***

PEKİ İYİ Mİ OLDU? Sanmam! En azından söz konusu aykırı insanlar “Fetocü” değiller!      Kaldı ki “Kılıçdaroğlu”nun tırnağı kadar bile Erdoğan’ı eleştirebildiklerini sanmıyorum!

Ne yeraltındadırlar ne bombalı tüfekli “asiler!”                                                                        İşleri güçleri gazetelerde televizyonlarda TC ve Erdoğan aleyhine ağızlarına geleni yazıp söylemeleridir…

Benim bildiğim Erdoğan’ın umurunda değil ama her halde buradan oralara ulaşan mesajlarda, “bu insanların kaç zaman daha böyle konuşup yazmalarına göz yumacaksınız” yollarında giden şikâyetler yoğunlaşmış olacak, tutun  ki “kampın” biri cezalandırılırken “diğerinin     “    de sırtı sıvazlandı..                                                                                             ***

YOKSA “yoktur aslında birbirimizden farkımız.”                                                            Hele de Ankara parasal katkıyı geciktirip  maaşların gününde ödenmesini aksatsın…  Bakın görün Ankara’ya yönelik neler söylenir hem de Türk bayrağının altında!