Fen bilgisi öğretmeni Halil İbrahim Doğan’ın Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne atanması ciddi bir infial yarattı.
Özellikle de sanatçılar arasında.
Bundan önceki de meslekle ilgili değildi ve aslında devlet tiyatrolarını çok kötü bir şekilde yönetti.
Tiyatroyu ortadan kaldıracak şekilde.
Halil İbrahim Doğan’ın tiyatroyla alakası yok.
Sınıfında öğrencilerine fen bilgileriyle ilgili ders verirken belli ki parasal konularla ilgili kendini aşan işler yaptı, borçlandı, borçlarını ödeyemedi, mahkemeye gitti, hakim karşısına çıktı, hakimin de uygun gördüğü bir taksitlendirme yapıldı ve bu taksitleri bir tamam ödeyeceğine dair hakime söz verdi ve ödemedi. Ödemedikten sonra da muhtemelen birçok kez hakim karşısına çıktı ve yine ödemedi. Hakim de her borcu için 1 ay hapis yatmasına hükmetmek zorunda kaldı.
Halil İbrahim Doğan’ı hapse gönderen hakimin kim olduğunu bilmiyorum.
Uzunca bir şekilde anlattığım mahkemede uygulanan yasal prosedürdür.
Ve adını bilmediğim hakim de dahil tüm hakimler borçlular (mazbatalar) konusunda oluşan hassas durum nedeniyle yasal takdirlerini borçlulardan yana kullanmaya çalışırlar.
Buna rağmen ortada bir hapislik vardır.
Dolayısı ile onu Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne atayan Serdar Denktaş’ın ve bazı çevrelerin yaratmaya çalıştığı “mazbatadan hapisteyse öyleyse mağdurdur” imajı doğru değildir.
Serdar Denktaş, Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne atadığı adamın hapiste olduğunu bilmiyordu.
Kendisini arayan Havadis Yazı İşleri Müdürü’nden öğrendi.
Şok geçirdi.
Kısa bir araştırma ile duruma vakıf oldu ve “Mazbata borçlusu mağdur olandır, ben bu atamanın arkasındayım” deyiverdi.
Bence bu açıklama bile atamanın bizatihi kendisi kadar vahimdir.
***
Bu atama başta tiyatro sanatçıları olmak üzere tüm sanat çevrelerinde derin bir vicdan kırılmasına yol açtı.
Ülkemizin önemli tiyatro sanatçısı Yaşar Ersoy atamayı “Skandal, sanata hakaret ve yüzsüzlük” olarak niteledi.
İstanbul’da başarılı bir mesleki performans sergileyen tiyatro sanatçımız Hüseyin Köroğlu “Sanata karşı olan ciddiyetsizliğin ne safhada olduğunun bir fotoğraf karesi” olarak tanımladı.
Diğer bir başarılı tiyatro sanatçımız, eski Devlet Tiyatroları Müdürü (ki kendisi halen müşavirdir) Mehmet Ulubatlı atama için “Rezalet üstüne rezalet” dedi.
Tiyatrocular, terbiye sınırları içinde kullanabilecekleri en sert ifadeleri kullandılar.
Peki, böylesi bir atamayı yapan Serdar Denktaş bu tepkilerle karşılaşacağını bilmiyor muydu?
Ya da atanmanın olması için gerekli 2 imza Cumhurbaşkanı ve Başbakan imzalamadan önce Halil İbrahim Doğan’ın kim olduğunu ve nerede bulunduğunu merak etmediler mi?
“Cumhurbaşkanı merak etmemiştir çünkü kendisi de Başbakanlığı döneminde hapiste olmayan ama konuyla uzaktan yakından alakası da bulunmayan birisini müdür atamıştı” diyenler var.
Peki ya Başbakan?
***
Bu yazı CTP ile ilgili bir yazı değildir.
Kesinlikle değildir.
Hani solcular-sosyalistler hiç olmazsa sanatta, bilimde, edebiyatta her zaman öncüydüler.
Çünkü sanat, bilim ve edebiyat ilericidir ve toplumları ileriye doğru dönüştürücü özelliği vardır.
Bence CTP bu atamayla birlikte bu özelliğini de kaybetti.
Durum bundan ibarettir…
































