Meclis’te nisabı sağlayamayan bir hükümet düşer, düşmelidir, utancından yerin dibine girip istifa etmelidir…
Kurulduğu günden bugüne, yamalı bohça yama tutmadı. Sürekli fire verdi. Buna rağmen, anayasa, yasa, tüzük dinlemedi, ihlal etti. Memleketi idare etmedi, daha beter yangın yerine çevirdi. Bir tek şey yaptı; bütün ortaklarıyla, yancı 3 vekille beraber. Ne mi? Sokakta devlete sokuşturmadıkları yandaş bırakmadılar. Yoksa daha var mı? Onun için mi direnirler? Sürüne sürüne…
Ya biz? Ya sizler? İşinden, gelirinden, sağlığından, eğitiminden olanlar? Bir ne yaptık? Ve hala ne yapmaktayız? İzliyoruz değil mi? Hele arada birbirleriyle kavgalaşmıyorlar mı? Ooooh, seyret gitsin, gayet eğlenceli… Bize de yazıklar olsun. Bir fiskelik canı olan lüzumsuz bir hükümeti rahatsız edemedik bile. Başımıza ne gelirse müstehakımızdır…
Bugün, bundan tam 500 yıl önce, dönemin alimi Yahya Efendi’nin Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektubu yayınlayacağım. Mektup, halen Topkapı Sarayı’nda sergilenmekte…
Çok eski gelebilir size. Ancak hiç değişmeyen şeyler var. Bu bir yönetim bilimi, ders… Nemelazımcılığın devleti bile yıkabileceği öngörüsü…
Kanuni Sultan Süleyman’ın kafasına takılan ve onu yoran bir soru vardır.
Çok güçlü bir duruma getirdiği Osmanlı Devleti’nin akıbetini hayal eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?” diye…
Bu sorunun cevabını almak için dönemin ünlü alimi Yahya Efendi’ye Sadrazamını gönderir.
Sadrazam gider, Padişahın mesajını götürür ve döner…
Kanuni; “Ne dedi?” diye sorduğunda Sadrazam;
“Neme lazım dendiği zaman..!” dedi der.
Kanuni, “Başka bir şey söylemedi mi?”.
“Hayır hünkarım. Bir tek cümle söyledi”.
Bu cevabı uzun bir süre düşünen Kanuni, sonunda ünlü alime mektup yazar, bunun ne anlama geldiğinin açıklanmasını ister. “Çeşitli yorumlar yapıyorum, ama doğrusu nedir, onu ancak siz söylersiniz” der.
Ve alim Yahya Efendi de bir mektup yazıp, Kanuni’ye gönderir…
Mektup şöyle;
“Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk sıradan bir hale gelirse, işitenler de “neme lazım” deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse…
Bilenler bunu söylemeyip susarsa ve gizlerse.
Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkar, bunu da taşlardan başkası işitmezse…
İşte o zaman devletin sonu görünür.
Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır. Halkın güven ve itimadı sarsılır. Asayişe itaat hissi kaybolur. Halkın umutları yok olur, böylece devletin yıkılması mukadder ve kaçınılmaz hale gelir”…
Şimdi söyle ey Kıbrıs Türkü, Yahya Efendi’nin bu saydıklarından hangisi yok bu memlekette?
YERİN KULAĞI VAR
BU KADAR REZİLLİK YETER:
Meclis’te UBP: 19, DP: 3, YDP: 1+1, Bağımsızlar: 3. Etti mi sana toplam 27…Peki ama sürekli “biz azınlık hükümeti değiliz” diyen Saner neden Meclis’te nisabı sağlayamıyor? Çünkü hepsinin de istekleri, şartları var, ver ver bitmiyor. Mübarekler hepsi sanki başbakan. Son bir toplantı ve sonrasında tatil başlıyor ama ne gezer. Bence bu saatten sonra zorlamaya gerek yo, bu kadar rezillik yeter…
BUNLARDAN ANCAK “ŞER” GELİR:
Ben Ersan Saner’in yerinde olsam, Meclis’te nisabı sağlayamamaya başladığım andan itibaren istifayı aklıma koyardım. Bir kere halkın gözüne bakmaya utanırdım. Bir de üstüne her şeyi berbat edip, borç üstüne borç yıkmayı düşünmezdim bile. İki gündür Meclis’i tatile sokmayı bile beceremeyenlerden, memlekete ne hayır gelebilir ki? Gelse gelse şer gelir, aynen böyle…
OCAK’TA İLAN ETSE NE OLACAK:
Şimdi kalksa, Ocak’ta seçim ilan etse… Komitesi karar aldı, onu da yapamaz ya, yapsa; sevinecek misiniz? Ya Ocak ayına kadar devlete vereceği ek zararlar? Hem de seçim öncesi? Düşünsenize daha neler yapacaklar. Bir dakikamız yok aslında, derhal, ama derhal ülkeyi bu gommanın elinden kurtarmak zorundayız…
ÖNCE AKLANACAKSIN:
En son konuşacak olan gündem yaratıyor. Özgürgün’ün ağzını açacak hali var mı? Suçsuzsan, niye gelmiyorsun? Yargıya güvenmiyormuş… Bu ülkede yakın tarihlerde Başbakanlık yapan kişi söylüyor bunu. Kabahatin yoksa, ne isterse olsun, gelir, hesabını verirsin. Hakkındaki iddiaları çürüt bakalım bir. Önce aklanacaksın, sonra konuşacaksın…
SENİN ESERİN:
HP Genel Başkanı Özersay, hükümet görüşmeleri sırasında HP’nin UBP-CTP-HP şeklinde üçlü geniş tabanlı bir hükümet önerdiğini belirterek, “Keşke geniş tabanlı hükümet önerimize sıcak yaklaşmış olsalardı. Bugün durum çok daha farklı olurdu” iddiasında bulundu. Aslında, Özersay, kendisi cumhurbaşkanı olma hevesiyle bozduğu dörtlü hükümete devam etseydi ve bu halkı UBP’ye teslim etmeseydi, evet bugün çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik. Bugün eleştirdiği şeyin kendi eseri olduğunu unutmamalı…
BELGE SAHTEYMİŞ:
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumunun son akaryakıt ihalesini kazandığını ilan ettiği TPIC‘in belgeleri sahte çıkmış. Özgür gazetede yer alan iddiaya göre, TPIC’in akaryakıtı Arnavutluk‘taki Al.Global.Oil adlı şirketten alacağına dair ihale dosyasına koyduğu belge sahte çıkmış. Şirket, MİK Başkanı Halis Üresin‘e gönderdiği yazıda, kendilerine ait rafineride, ihale şartnamesinde yazan özelliklere sahip yakıtın üretilemeyeceğini belirtiyor. Şimdi Arıklı bu iddialara nasıl bir cevap verecek göreceğiz. Bu haberi yayanların “dillerinde sigara mı söndürür”, yoksa “ellerini mi kırar”!
OTORİTE OLMAYINCA…:
Karantina otelinden kaçıp denize gidenin hesabını kimden soracağız? Ya sokağa çıkma yasağında aşırı alkollü sürücülerin yaptığı kazanın hesabını? Artan hırsızlıklar, bozulan asayiş, kapılarımıza kadar gelen uyuşturucu tehdidi? Elini sallasan kaçağa çarpar, ekonominin yarıdan fazlası kayıt dışı… Devlet otoritesi olmayınca, denetim de olmuyor maalesef. Her yer laçka. Bunu da mı bilerek yapıyorlar acaba?
FOTO GÜNDEM: Üstünde şortu ve normal bir maskeyle hiçbir koruması olmadan ayakta durup süpermarkette sırasını bekleyen 72 yaşındaki adam, Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa… Çekinecek bir şeyin olmazsa, her yere böyle gidersin…

































