Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NE SİYASİ SORUNU ÇÖZEBİLDİK NE DEVLET YÖNETMEYİ ÖĞRENDİK!

Yıllardır siyasi partiler oluşumlarının ne siyasi kader yolculuğumuzda ne  sosyoekonomik kalkınma efkârımızda, yıllar itibarıyla hemen tümünün de iktidara gelip gitmelerine karşın etkin ve yetkin başarıları olamadı! Kısaca her gelen iktidar Kıbrıs Türk halkına  hayal kırıklığı yaşattı!

Ki  aradan 47 yıl geçmesine karşın gelip giden siyasi iktidarlarımıza baktığımızda (onlar kendilerini kendi içlerinde çok farklı görseler de) bizler  hâlâ “yok birbirlerinden farkları”  diyoruz!

Nedenlerini de artık sorgulamıyoruz, çünkü bu süreci kanıksadık!                      Biliyoruz ki nedenlerinin  yarısı siyasi çözümsüzlükse bir diğer yarısı da Kuzey’de hâlâ  ancak Türkiye’nin himmeti oranında var oluşumuzdur!                                                                                 ***                                   ANCAK biz bu iki “açmazı” değil, gelip giden siyasi parti iktidarlarının basiretsizliğini tartışıyoruz!

Oysa asıl gerçek şudur: “Hangi siyasi parti koalisyonu Ankara ile iyi diyalog kurarsa KKTC’e  yansıttığı başarısı da o nispet içinde gerçekleşmektedir!

Doğru bir yargıyla şöyle diyelim: Türkiye’ye yakın olan UBP ağırlıklı iktidarlar CTP ağırlıklı koalisyon hükümetlerinden hem daha başarılı olmaktadırlar hem daha şaibeli!

Böylesi çelişki  nasıl mı olmakta?

UBP ağırlıklı Sağ partiler Ankara’ya “biat” politikasıyla yaklaşırlarken,  CTP’nin başı çektiği Sol partiler Ankara payitahtıyla didişmeyi  asli  politikaları haline getirdiler!    Tutun ki  yıllardır birinin yaptığını diğeri yıkmakta yada kadük duruma sokmaktadır!                                                                                                                      ***

BU NEDENLE ben  “sosyoekonomik kalkınma” gibi şekerleme tadındaki söylemlerin aslında “sosyal yapımızla” özdeşleşmediğine inananlardanım..

Ki o ekonominin dinamoları durumundaki “kurumlara” baktıkta ne denli bozuk hatta bazılarının içten içe çürük olduğunu görmek mümkündür.

Nitekim  bugüne kadar iktidara gelen “Sağ Sol koalisyon iktidarlarının” hiçbiri hiçbir  kurumu işlevine uygun düzenle çalıştırmayı başaramadı!

Kurumların Hemen hepsinin anayasal hükümlerle kendi yasa ve kuruluş tüzükleri  olmasına karşın,  KKTC’i büyütüp kalkındırmayı başaramadılar..                    İşlevsel  kurumlar bile  “başarılı” olamadılar, halkın beklentilerine cevap veremediler!

Sonuçta KIB-Tek, Belediyeler, Kooperatifler gibi kurumlar kendilerine verdikleri zararın kat katını KKTC’e yansıttılar!

***

DAHA NE KADAR? Son günlerde bu soruyu kendime daha çok soruyorum? Rahmetlik dedem ölürken gözleri açık gitti! Henüz İngiliz kolonisi altındaydık ve “Atatürk” adını telaffuz edemez, camilere bile Türk bayrağı çekemez, ulusal günleri kutlayamazdık…

Babam Barış Harekâtını gördü.. Büyük beklentileri vardı. O beklentilerini göremeden öldü!                    (Bazan mezarına uğradıkta, “bak peder derim sakın üzülme çünkü 1974’ler sonrası o beklentilerini  henüz biz de göremedik,  kısmetse torunlarımız belki.”)           DAHASI  benim şimdilerde   mesela ölmeden tanınmış  egemen devlet olmayı görmek olayını da geçtiğimce  asıl kuşkumla beklentim   Türkiye’nin Girit’i, Ege adalarını kaybettiğince bir gün  biz Kıbrıs Türklerinin  sığınağı olan Kuzey’i de “Allah muhafaza” dediğimce kaybetmemesidir!                                                          ***

KISACA TAKILDIĞIM: (GUTERRES’İN TEZİ)       Buraya kadar geldikten sonra, Kıbrıs siyasi sorununun çözümüne yönelik Guterres’e atfedilen,    Kıbrıs’ta “kendi kendini yöneten bölgeler” tezine de takılayım:

Henüz açılımı yapılmadı ama eğer “Kıbrıs’ta  çözüm için yeni bir arayışsa “makuldür” diyorum.

ANCAK: “Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyetinin dolayısıyla   tüm adanın devleti olduğu iddiası nasıl aşılacak?

Tabi öncelikle hedef “iki ayrı devletin kabul görmediği gerçeklerde, “kendi kendini yöneten” tezine sarılı   Kıbrıs sorununu müzakere  masasına  taşımaksa..                           Buna karşın tutun ki “gündem” oldu, müzakerelere “kendi kendimizi yöneten bölge” olarak ki bu Annan planında Rum Türk bölgelerini ifadeyle “territory” yada  “Piece of state” olarak ifade edildiydi, katıldık..

Peki Rum’un tüm adanın Kıbrıs Cumhuriyetinden teverrüs etmiş “devlet iddiası” nasıl izale edilecek?

Çünkü eğer Kıbrıs Türk halkı bu adada Afrika’nın Baluba kabilesi değilse ve o masaya “kendini yöneten bölge” olarak oturacaksa öncelikle “siyasi statüsü” kabul görmelidir ki koşullar eşitlensin..

***

BEN Anastasiadis’in en büyük kozu olan elindeki “KC’i sahipliğini boşayarak, “adanın” değil, sadece “kendini yöneten bölge” oluşu kabul edeceğini sanmam çünkü resmen Türk tarafının da Kuzeyde egemen bir yönetim olduğunu kabul etmek zorunda kalır..

YANİ bu tez müzakere masasına yansıyamayacak kadar yaş!