“Pezevenk devlet” eleştirisi yeni değil.
Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan statükonun bir parçası olan “gece kulübü” adı altındaki fuhuş yerleri ortaya çıktığından beridir, konuya duyarlı sivil toplum örgütleri bu ağır eleştirileri yapıyorlar.
Çünkü tıpkı statükonun kendisi gibi bu gece kulüpleri de sürekli olarak sorun üretmektedirler.
Ve bu sorunlar katlanarak büyüyor.
Oralarda çalıştırılan kızlar için tam bir kölelik düzeni kurulması, cinsel hastalıkların yayılması, ailelerin parçalanması falan sıradan olaylara dönüşmüştü.
Şimdilerde silahlar da patlamaya, kan akmaya başladı.
Ve patlayan silahlarla birlikte toplumda öfke patlaması da yaşanıyor.
Doğruya doğru bu yerler devletin kontrolü altındadır. O denli ki çalışanların haftalık zührevi muayenelerini yapacak kadar.
Öyleyse bu sorunu ancak devlet çözebilir.
Çözmüyor.
Öyleyse bu “işe” dolaylı olarak ortak oluyor.
Böylesi eleştiriler yapanlar çok da haksız sayılmazlar.
Devlet para karşılığı cinsel ilişkiyi suç sayıyor ama her gün yüzlerce kadın para karşılığı cinsel ilişkiye giriyor.
Devlet bunu biliyor ve önleyemiyor/önlemiyor.
Öyleyse bu tür ağır eleştirilere de davetiye çıkarmış oluyor.
***
İnsanların gençlik yıllarında daha radikal ve idealist oldukları yaşlandıkça mülayimleşip ideallerinden vazgeçtikleri söylenir hep.
Çünkü yaşlandıkça kaybedecekleri şeylerin çoğaldığına inanılır.
Bu mantığı hiç anlamadım ve anlayamayacağım da herhalde.
Bence genç bir insanın kaybedeceği henüz yaşamadığı koskoca bir hayatı vardır.
Ve bir hayattan daha önemli kayıp ne olabilir ki?
Oysa yaşamın son demlerine gelmiş yaşlı bir insan belki de son bir umutla idelerini gerçekleştirmeye çalışabilir.
Zaten kaybedeceği bir yaşam çok az kalmıştır. Kazanması halinde ancak o zaman yaşadığı hayatı anlamlandırmış olacaktır.
***
Sanırım en önemli sorun insanoğlunun aslından kopmasıdır.
Tüm inanç sahipleri için ve en çok da devrimciler için geçerlidir bu.
Halkın zararına olan bir düzeni devirip-yok edip-ortadan kaldırıp ideal düzeni kurmak için yola çıkanlar orta yaşlarından itibaren asıllarından kopuyorlar ve ortadan kaldıracakları düzenin bir parçası haline dönüşüyorlar.
Devrimciliği bırakıp, usul halle revize etmeye soyunuyorlar ve revize etmeye çalıştıkları şeye benzemeye başlıyorlar.
Yaşanan tam da budur bu günlerde…
***
Dönelim konunun başına.
“Eğer elimde yetki olsaydı, gece kulüplerinin hepsini kapatırdım” dedim eski devrimcilerden bir arkadaşa.
“Yok o kadar da değil” diye yanıt verdi.
Verdiği bu yanıtla da “eski devrimci” unvanını hak ettiğini kanıtlamış oldu.
Ortada ciddi bir sorun var. Bu ciddi sorun çözülmediği için de devleti yönetenlere ağır eleştiriler yapılıyor.
Bence devrimci kökenden gelenlerin hak etmeyeceği kadar ağır eleştiriler.
Fakat ne gariptir ki devrimci kökenden gelenler bu sorunu çözmek için henüz hiçbir şey yapmadılar.
İdeolojik olarak karşı oldukları, bir ömür mücadele ettikleri fuhuş ve fuhuş çeteleri karşısında yılan görmüş serçe gibi donup kaldılar.
Tümünü kapatıp, çetelerin kaynaklarını kurutup olayı toplumun gündemine taşıyacaklarına “yok o kadar da değil” türünden teslimiyetçi tavırlar sergiliyorlar.
İşin özeti şudur;
Dünün devrimcileri bugünün pezevenkleri karşısında yenildiler.
Tıpkı ceberut devlete yenildikleri gibi…
































