1974’lerden beridir yanlış kararlar nedeniyle yanlış yolda yürüyoruz.
Evet, Kuzey’de toplanırken bir devlet deneyimimiz yoktu.
Nüfus itibarıyla da bir cemaat esamesindeydik.
Her ne kadar İngiliz sömürge döneminden evrilmiş deneyimli ve iş bilen bürokratlarımız var idiyse de 1974 sonrası yasalarımızı, kural ve yönetmeliklerimizi o günlerin “olağanüstülüğüne” eş olağanüstülükle aldıktı.
Mesela Güney’den gelen göçmenleri Kuzey’e yerleştirme çabalarında “eşdeğer” saptamaları, “tahsisler,” “puanlar..” gibi
Ki göçmelerin rehabiliteleriyle ilgili çıkarılan her yasayı, bir de kendi çıkarlarına ve parsalarına göre kullanacak “örgütler” oluştu! Devletin yapmadığını yada yapamadığını yapmak için!
Yani devlet kademelerinde Rum mülklerine yönelik “iş yapan, iş beceren, dağıtan, alan, veren, kapan” kelimeleriyle ifade edilecek “örgütsel fırsatçılar” oluştu!
Yıllar yılı Rum malları alındı satıldı, satıldı devredildi..
Tümüne de “ganimet” kulpu takıldı yolsuzluklarla usulsüzleri becerenlere “bravo” denildi!
***
47 YIL GEÇTİ: Zannettik ki alınıp satılacak, kapıp gasp edilecek Rum mülkleri Mal Tazmin Komisyonunun oluşturulmasıyla sona erecek..
Ve zannettik ki Güney’den gelenler tümden rehabilite edildikten sonra artık “olağanüstülük” bitecek, devlet de çalışanları da kendi işlerine bakacak! ***
ÖYLE OLMADI: Ganimetin, puanlarla alım satımların yerini çarpık ve aykırı yapılaşmalara kadar vardırılacak rant aldı..
Belirli bir kesim “1974 savaşının zengini ve maldarı” olurken, tutun ki onca mülke karşılık devleti yönetmek için seçimle iş başına getirilen “yönetimler” Türkiye’nin parasal katkısına muhtaç duruma düştüler!
Kısaca beş parasız bir devlet yarattılar!
***
DEVLET FUKARALAŞIRKEN… Topraklarında beş yıldızlı oteller, çok katlı binalar, apartmanlar, say say bitmez üniversiteler yükseldi..
Devletin patlak çatlak şavkları yanmayan, işaretleri eksik yollarında dünyanın en lüks arabaları turladı!
Kumarhanelerinde oluk oluk para aktı.
Pandemi öncesinde mağripten maşrıba kadar turlar düzenlendi..
Buna karşılık memurunu, öğretmenini, sigortalısını anca TC’nin parasal katkısı ile ödeyebilen muhtacı dide durumundaki devlet, iş yapamadığı için her yıl sadece erken seçim yapabildi!
***
GELDİĞİMİZ YERE BAKALIM: Ne görüyoruz? Gelecekte olası bir çözüm mü? Refah saadet mi? Dolayısıyla istikrar mı?
Bunlara sahip olduğumuz için kalkınmışlık mı?
Dolayısıyla bayındır ve mamur bir devlet mi?
Yollarımıza bağlı trafiğimiz, limanlarımız, hava alanlarımız mı mükemmel?
Devletin büyük işlerinin büyük ihaleleri mi düzgün, şaibesiz ve de sorunsuzlar mı?
Devlet ricali tarafından vaat edilenler gerçekleşiyorlar mı?
Okullarımız çok mu mükemmel?
Hastahanelerimiz mi yeterli?..
*** ARTIK SORGULAMALIYIZ: Eğer şu yukarıda yazdıklarımız yada yazmayıp es geçtiklerimizin yanı sıra tüm sorunlar “çözümsüzlükten” kaynaklı değilseler ya nedendirler?
Artık siyasi partilerin, gelip giden iktidarların, “neden sorun üretmekten başka icraat sahibi olamadığımızı” ciddi ciddi sorgulamaları gerekir..
Neden devlet gitgide fukaralaşırken, bazı insanların komprador burjuva sınıfı yaratacak kadar palazlanıp uçtukları da sorgulanmalıdır.
Neden üreticiler kaybederken aracılar tefeciler kazanmaktadır?
Neden eğitimde sınıfsallık” makası sürekli açılmakta, okul öğrencilerine kadar inmektedir?
*** SİLKİNİP YENİDEN DİRİLMELİYİZ: Kabul edelim. Artık “öyle geldi böyle gider ne yapalım” diyerek Kuzey’de devlet iddiamızı sürdüremeyiz.
Ki geriye artık bir üçüncüsü yok, iki siyasi seçenek kalıyor:
Birincisi Rum’un federasyonunu kabul etmek bir, BM’lerce de tescilli referandum halkımızı kullanarak Türkiye’ye bağlanmak iki.
“Her ikisi de olmaz” olamaz diyorsanız o zaman neyin nasıl olması gerektiğini siz söyleyin biz de öğrenmiş olalım.. ***
KISACA TAKILDIĞIM: (BAYRAK TARTIŞMASI!) Geçen hafta Mağusa’daki Akkule dediğimiz surun giriş kapısının üzerine Türk ve KKTC bayrakları dikilmişti.
Galiba söz konusu direkler beton dökülerek sabitlendirilmişti ki tepkiler gecikmedi. “Vay sen nasıl olur da ta Venediklilerden kalma hisarların, sur taşlarının üzerine beton dökerek tarihi eserleri tahrif edersin?”
DOĞRU! Şöyle ki direkler için pek alâ da önceden dökülmüş uygun ölçü ve hacimde, istenildiğinde yerinden kaldırılıp yine konulabilinen beton altlıklar oluşturulabilinirdi. Yada benzer bir sistem..
Sonuçta ne olursa olsun “eski eserler, hisar taşları da olsa korunmalı.”
*** Kİ BİZİM kuşak o Mağusa hisarlarında, mazgalarında, hendeğinde oynayarak büyüdü..
İngiliz dönemiydi ve kendisi tarihçi de olan “Mugaggap”dediğimiz (İngilizin muteber adamlarından bir Arap süryanisiydi) hem surların hem de surlar içindeki Osmanlıdan kalmış evlerin gözetilip korunmasından sorumluydu.
Mesela Mağusa surlar içinde Osmanlıdan kalmış kemerli sundurmalı evlerin dış duvarlarına bazıları tek bazıları iki veya üç aslanlı “asarı antika” yazılı tunçtan dökülmüş yuvarlak alameti farikalar çakılırdı. O duvarlara kimseler hatta bir çivi bile çakamaz, tek felik oynatamazdı. ***
HİSARLAR sürekli restore edilir. Otlar sürekli temizlenirdi. Bir yerde bir iki taş kaysa anında yerine konur sıvanırdı..
..Gün geldi devran döndü Mağusa kalesinin sahibi olduk. Bazı surlarını Rum tarafının da rızasıyla AB restore etti. Mesela Martinengo burcu. (Çifte Mazgal) Akkule burcu..
Fakat şu sıralarda sürekli gördüğüm için yazıyorum yıkıldı yıkılacak ve bir daha kim bilir nasıl kim tarafından restore edilecek öylesi hisar duvarları var ki içimi sızlatıyorlar..
Çünkü biliyorum. Yıkılırlarsa asla onarılmayacaklar! Kaldı ki surları otlar, gabbarlar kapladı. Çoğu yerleri viran harap oldu.. ***
FAKAT! Mağusa surlarındaki bu yıkımları, pislikleri görenlerin bırakın feryat etmelerini, şöyle bir “tıs” sesi çıkardıkları bile işitilmezken… İki bayrak direğinin dikilmesi için dökülen betona “eski eserleri koruma” hassasiyetinde çığlık atmalarını hiç anlamadım! ÇÜNKÜ o betonu yıkıp atmak mümkündür. Fakat yıkılanı yapmak KKTC de mümkün değildir! Kaldı herkeslerin her an görebildiği Cambulat Paşa burcu gitti gider! Taşları yürekleri sızlatacak kadar arimiş akmış, delik deşik olmuşlar!
Aldıran yok! (Yada para!) Ve aklıma takılıyor. Yoksa “bayraklar mı batan!” Malum KKTC bayrağına da alerji var, TC’ninkine de! ***
HER şeye karşın biz Arıklı gibi “o bayraklara uzanacak eller kırılır” falan demeyeceğiz. “Eski eserlerimize sahip çıkalım” diyeceğiz. Yanlışı kabul etmek erdemdir. Surların üstüne beton dökmek ise yanlıştır. Ancak sorun ortaya konurken “bayrağımıza saygı” da konmalıdır. “Sökün atın kaldırın” demek ayıptır, saygısızlıktır!
































