Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BAYRAMDA GAZZE’DE OLMA CESARETİ…

Filistin Büyükelçisi (Kıbrıs Temsilcisi) uzun bir liste gönderdi.

İlaç listesi.
Doktorlara incelettik, tümüne yakını ameliyatlarda veya acil durum vakalarında kullanılan ilaçlardan.
Listenin üzerine “bu ilaçlara çok acil ihtiyacımız var” notu düşülmüş.
Aslında nota gerek yoktu.
Klimalı odalarımızda, ayaklarımızı uzatarak izlediğimiz televizyon haberlerinin tümünde Filistin’in ilaca ihtiyaç duyduğunu bangır bangır söylüyor muhabirler.
Elleri-ayakları kopan çocuklar, mum ışığında ameliyat yapan doktorlar ve her geçen gün sıfır noktasına gerileyen ilaç stokları.
“İyi bir kampanyayla bu ilaçlar temin edilebilir.”
Aklıma 35 yıl öncesi düştü.
Biz, bıyıkları yeni terleyen lise talebeleriydik.
İsrail ile İsrail’e bağlı milisler Sabra ve Şattilla mülteci kamplarını basmışlardı. Yüzlerce çocuk öldürmüşlerdi.
“Ne yapmalı” diye kafa yorarken, “Filistinli çocuklara süt gönderelim” diye karara varmıştık.
“Filistinli çocuklara bir kutu süt de sizden” kampanyası çerçevesinde her kapıyı çalmıştık, her duyarlı vatandaştan bir kutu süt almıştık.
Zamanın Filistin temsilcisi dağ gibi yığılı kutu sütlerini gördüğünde nutku tutulmuştu.
Güney’e nasıl geçireceğini ve oradan Filistin’e nasıl göndereceğini düşünmüştü kara kara.
Nitekim o sütler barikatı geçip Güney’e geçememişti.
Adına Kıbrıs sorunu denilen lanet, Filistinli çocukların sütlerine engel olmuştu.
“Bizim toplayacağımız ilaçlar bu kez barikatları geçer mi?”
Şimdi onu konuşuyoruz Filistin Elçisi ve Birleşmiş Milletler ile.

      ***

Anlayacağınız “Filistin’in yaralarına ilaç olalım” kampanyası düzenlemeye hazırlanıyoruz.
Ama kesmiyor beni.
Ali Bizden gelip kışkırttı.
“Bayramda Gazze’de olmak istiyorum” dedi.
Önce ironi yaptığını sandım.
Nasıl gidileceğini, hangi güzergahın takip edileceğini, nerelere akredite olacağını öğrendi.
“Havadis’in Gazze temsilcisi olmaya hazırım” dedi.
Fakat lanet Kıbrıs sorununun gelip ayağına dolanacağını kestiremedi.
Tanınmamış devletin sarı basın kartı da elbette tanınmamış olur.
Basın-Sen ile birlikte uluslararası gazetecilik kartı almak için uğraşıyor.
Bu uğraş bendeki yerleşik bütün statükoları altüst etti.
Öyle ya, klimalı odalarda, ajanslardan veya televizyonlardan izliyoruz Gazze’deki vahşeti.
Ölen çocukların fotoğraflarını gazetenin birinci sayfasına koyup, bu vahşeti yapanlara küfürlü yazılar yazıp vicdanlarımızı rahatlatıyoruz.
Ve kendi konforlu statükomuzda yaşayıp gidiyoruz.
Oysa görev bizi çağırıyor.
Hani o her konusu açıldığında dilimizde pelesenk olan gazetecilik aşkı.
Bu coğrafyanın kültüründe vardır ve uzaktan gazel okumak güzeldir de denizin öte tarafında görev vardır.
Eğer gerçekten gazetecilik yapmak isteyene.

       ***

Bu bayramda Gazze’de olmak vardı.
Elli derece sıcakta, elektriksiz ve susuz bir ortamda, çelik yelek ve çelik kaskla haber peşinde koşturmak.
Patlayan bombaların yarattığı yıkım ile bayramı kutlamanın ne olduğunu okuyucuya aktarmak.
Buna cesaret gösterecek olanlar var mıdır aramızda…