25 yıl sonra Kutlu Adalı dosyası yeniden açılacak.
Bir kriminalin itirafı üzerine, zorunlu olarak.
Adı geçenlerin kimi ölmüş, kimi o gün dediklerinden farklı şeyler söylemiyor.
Muhalefet, Cumhuriyet Meclisi’ne yeniden araştırma komisyonu kurulması önerisi verdi ve oy birliğiyle kabul edildi.
Açılmasın mı?
Tabii ki açılsın. Tabii ki konuşulsun.
Bir sonuç almayacak olsa da konuşulması, gündemde tutulması bile bir şey. UBP vekili Özdemir Berova’nın dediğinden sırf “Adalı ailesi adalet istiyor” diye değil, Kıbrıs Türkü adalet istediğinden. Kuzey Kıbrıs adının kirli ilişkilerle anılmasına bir son vermek için…
Bu ülkede yasa dışı işlerin üstünün nasıl kapatıldığını hatırlayalım, yakın geçmişte neler yaşandığını, bir cinayet olayının bile yarı buçuk kapatıldığını hatırlayalım diye.
Aralarında Başbakanların evlerinin dahi bulunduğu onlarca bombalama olayının faili meçhul kaldığı gibi… Dönemin siyasi liderlerinin söylediği “Çok üstüne gidemezdik” dönemleri bir daha geri gelmesin diye…
Toplumlar aydınlanmazsa, aynı kötülükler tekrar yaşanır. Toplumlar aydınlanmazsa hukukun yerine gelmesi sağlanamaz. Toplumlar aydınlanmazsa, güven olmaz, güven olmayınca da hiçbir şey olmaz.
Nitekim şu anda yaşanılan güvensizliğin, kuşkuların, güç odaklarının varlığının ekonomiyi de adaleti de demokrasiyi de etkilediği gibi. Onun için önce toplum aydınlanacak, bu şart.
Daha geçen gün KKTC’nin tarikatlar ve savaş tamtamlarıyla birlikte anıldığından bahsediyorduk. Unutmuşuz işte, yıllar yılı bu ülke kirli hesaplaşmaların merkezi de oldu.
Bir temizliğe ihtiyaç var. Bu kurulacak komite hiçbir şey yapamasa, bunu yapacak. Olay aydınlanmasa bile, en azından herkes hafızasını tazeleyecek, gençler bunları öğrenecek…
Birçoğu vicdanlarda zaten mahkum oldu ancak, bu konuda her fırsatta yeni bir çalışma yapmak kendi kendimize borcumuzdur.
Ben bu konuda Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı’nın söylediklerine inanıyorum.
Soruşturmanın Türkiye ayağı olmadığı sürece, bir sonuç almak mümkün değil.
Ama Türkiye ayağı sıkıntılı. Çünkü orada, bizdekinin tersine zaman aşımı yani müruru zaman mevhumu var.
O nedenle yargının konuyu gündeme alması, ileri götürmesi zor.
İkincisi, biz burada karar alıp, ikili anlaşmalar çerçevesinde gidip ifade almak istesek de kişilerin yargılanması için bu ülkede olmaları şartı var.
Türkiye kendi vatandaşını biz istedik diye buraya gönderemez. Uluslararası hukukun genel bir ilkesi olarak hiçbir devlet vatandaşını iade etmez.
Esendağlı, bir ihtimal, KKTC yetkililerinin yapacağı bir müracaatla dosyanın yeniden açılmasının sağlanabileceğini söylüyor. Acaba bu son itiraflar, böyle bir girişime neden olabilir mi?
İfşaatların verdiği ipuçları üzerine, yapılan bazı pis işlerin konuşuluyor olması bile önemli.
En azından, ülkede hala bir takım yasa dışılıkların üstü örtülemesin. Birileri buna cesaret edemesin diye.
Bir musibet, bin nasihatten iyidir…
YERİN KULAĞI VAR
BİZ SÖYLER, BİZ DİNLERİZ:
Tatar “iki devletli çözüm önerimiz dünyada konuşuluyor” diyor ama diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi’nin ABD için “bölgesel istikrar açısından önemli bir ortak olduğu” söylüyor. Hatta Tatar’ın tüm dünya bizim “iki devletli çözüm modelini konuşuyor” açıklamasına inat, Kıbrıs’ta bizimkilerin “öldü” dedikleri “federal” bir çözümü savunuyor. Keşke bizimkiler de kendi kendilerine gelin güveyi olmak yerine gerçekleri görebilseler…
BEN UTANDIM:
Yenidüzen gazetesine konuşan dönemin Başbakanı Hakkı Atun, “Başbakan olsam da Adalı’nın öldürüldüğünü her vatandaş gibi radyodan öğrendim, dehşete kapıldım. Polis bize bilgi vermedi, dosyayı hiç okumadım. Türkiye’den kaynaklanan bir olay olduğu için yapacak bir şey yoktu, ne yapabilirdik?” diyor. Düşünün ülkenin Başbakanı “radyodan öğreniyor” ve polisin kendisine “bilgi vermediğini” söylüyor. Hani derler ya, “söz gümüşse, sukut altındır” diye. Keşke hiç konuşmasaydı…
AMA SEN KAVGADAN KAÇTIN:
Genel Başkanlık adaylığını koruduğunu, çalışmalarını ise hız kesmeden sürdürdüğünü ifade eden Faiz Sucuoğlu, “Mücadele, mücadele, mücadele… İnat, inat, inat. Bıkmadan, usanmadan tüm siyasete soyunacak arkadaşlar bu kavgalara girebileceklerse girsinler” tavsiyesinden bulunmuş. İyi de kendisi bu mücadeleden neden kaçtığını hala bu topluma doğru dürüst açıklayamadı. Yarın yine “bir yerlerden” gelecek emirle kendine güvenenleri ortada bırakmayacağına kim, nasıl inansın?
DURDURUN ZAMLARI O ZAMAN:
Memurun hayat pahalılığını dondurmak için her yolu deneyen hükümet zam yapmayı biliyor. Madem çalışanın hayat pahalılığı hakkını bir süreliğine dondurmak istiyorsun, o zaman sen de yapmayı planladığın zamları bir süreliğine durduracaksın ki, adalet sağlansın. Tüp gaza 5 TL, önümüzdeki hafta elektriğe yüzde 15 zam. Ama yok, ben zam da yaparım, memurun hayat pahalılığını da durdururum dersen o zaman sonuçlarına da katlanırsın…
BAYRAĞI DEVLET DİKMEZ Mİ:
Erhan Arıklı, Mağusa kalesine Anıtlar Yüksek Kurulu ya da Eski Eserler Dairesi’nin onayı olmadan dev betonlar dökülmesi olayına kendince açıklık getirdi. Eskiden de orada o bayraklar varmış, yenilemek gerekmiş. Kaymakam da izin vermiş! Hepsini bir tarafa bırakalım, kamuya ait bir yere bayrak dikilecekse bunu devlet kendisi yapar. Böyle bir görevi bir derneğin gençlik örgütüne vermek ne demek? Yanıtını siz biliyorsunuz.
EKİM BİLE YAPILMADI:
Mesarya’nın kuzeyinden bir üreticiyle konuştum dün. Normalde 400-500 dönüm ekermiş. Her türlü sebze, kavun, karpuz. Bu yıl sadece 80 dönüm ekmiş. Onu bile satabileceğinden emin değil. “Sorun turizmin kapalı olması, tüketimin düşmesi mi” diye soruyorum, sadece o değilmiş. Evlere 4.5 liradan satılan suyu, üretici 9 liraya alıyormuş. Kuyulardan da alsa fiyat değişmiyormuş. “Böyle bir maliyetle üretim yapmanın bir anlamı kalmadı” diyor. “Krediler, borçlar” diyorum, “Onu hiç konuşmayalım” diyor. Korkarım böyle giderse yakında tarımdan da vazgeçeceğiz. Her türlü tarım ürününü ithal etmeye başlayacağız. Ne acı…
































