Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MAĞUSA LİMANI LİMAN DEĞİL!

Hiç düşündünüz mü? Bir ömür kaç kez  “kapılardan” girip çıktığınızı, kaç kez “kapıları” açıp kapadığınızı.. Kim bilir kaç kez…

“Kapılar” insan hayatıyla birlikte yaşarlar. Fakat hiç birlikte göçmezler..

MAĞUSA  limanı da ta M.Ö. 274’e kadar geriye giden önemiyle vardır. Bu limana da “dışa açılan deniz kapımız” derler. Şimdilerde “limandır liman” dediğimizce!            Oysa Bizans, Lüzinyan, Aslan Yürekli Richard’la  İngiliz, Venedikliler, Osmanlılar yeniden İngiliz ve Kıbrıs Cumhuriyeti dönemlerini yaşayan Mağusa limanı artık bizim denizden dışa açılan en önemli  deniz kapımızdır..

Ki bu “kapı” ilk çağlardan beridir Avrupa ile Asya’yı, Ortadoğu’yu bağladı birbirine. İpek yolunun kapısı  da oldu, Haçlı seferlerinin de..

Öylesi tarihi bir liman.. Ki 1974’den sonra artık “bizimdir” dediğimizce!”                               BİZİMDİR DE NE? Fi tarihinden  günümüze gelirken ve Kıbrıs Cumhuriyeti  döneminde şimdilerde  “Serbest Liman” dediğimiz dış uzantısı da “iç limana” ulanırken..                                                              ve Şimdilerde beni bu yazıyı yazmaya sevk  eden türlü çeşitli sorunlarından  dolayı, Kıbrıs’ın bu en büyük limanı sayemizde ve mülkiyetimizde Allahın rahmetine kavuşacak!                                                                                                    ***

NEDENİ BASİT: Çünkü 47 yıldır bu limana eğer Turgut Özal’ın teşvik ve destekleriyle oluşturulan Serbest limanı da katmamış olsaydık  tek taş oturtmadık! Tamir etmedik! Restorasyon gerektiren yerlerine dokunmadık bile!                                                       Bir zamanlar 487 bin metre karelik alanı ve faaliyet gösteren 45 firmasıyla  “Serbest liman” dediğimiz “dış limanı” da tarumar ettik ki  el elde baş başta kalıverdi!

OYSA Mağusa limanının  ilk çağlarda ne idiyse önemi ile konumu bugün çok daha önemli konumuyla yine Doğu Akdeniz’in  “tek”idir…

Tabi ki ve elbette gelip giden hükümetler bunun farkındadırlar. Fakat bilincinde değiller!                                                            Olsalardı limanın bakım ve restorasyonundan  statüsüne kadar kendini zorlayan “değişim ve yenilemeleri” gerçekleştirirlerdi..

Oysa yıkılan kırılan, yıkılıp kırıldığı yerde kalıyor.                                                                                                           ***

DENECEK Kİ: “Her şeyi mamur ettik de Mağusa limanı mı kaldı mamuris edemediğimiz?

Eğer böyle diyorsanız işte burada haklısınız!  Haklısınız çünkü KKTC yönetim ve icraatlarıyla öylesi bir hantallığın ülkesidir ki kağnıyla bile yarışamaz geride kalır!

Ki “keşke” dediğimiz yerde sorun sadece Mağusa limanı olsaydı!

Belediyeler borç batağında yüzüyorlar.. Maaşları ödeyemeyecek durumlara düştüler.

…Hadi gene başlamayalım saymaya. Sadece şunu söyleyelim:

Mağusa limanını idame edemiyorsanız. Bari “özelleştirin!” Yada “planlı programlı onarımını üslenecek şirketler, ortaklıklar varsa “yap işlet devret” modelini uygulayın. (Yahut Ercan Hava alanına  postu seren Emrullah Turanlı gibi bir iş insanı bulun yazın üstüne limanı derdinden kurtulun!)

Kısaca yeter ki kurtarın!                                                             ***

KISACA TAKILDIĞIM: (FİLİSTİN FACİASINI YAŞARKEN HATIRLADIĞIM AYKIRILIKLAR)

Bir zamanlar Filistin’in efsane lideri Yaser Arafat Kıbrıs’ı ziyaret ettiydi. Türk tarafını değil ama! Makarios’u! Çok gücüme gitmişti!

Bu ziyareti hiç unutmadım. Ki 1947’lerde   de Yahudi istilasından kaçan Filistinlilerin bazıları adaya geldilerdi ama Rum tarafına değil, Türk tarafına yerleştilerdi.

Nitekim humusu, mulehiyayı, işkembe dolmasını   bu Filistinlilerden  öğrendikti.           Üstelik savaştan önce Müslüman olduğumuz için bizden başlık parasına kız alıp  Hayfa’ya Yafa’ya götürüp nikâh kıyıyorlardı..                                                                 Yani kan bağımız bile vardı. Fakat bu gerçeğe karşın Arafat mesela Denktaş’ı değil Makarios’u ziyaret ettiydi! Ne alaka derseniz hiç yok! Olsa olsa Türkiye’nin inadına denir!    Değil mi ki Osmanlı döneminde tüm Ortadoğu Osmanlı imparatorluğunundu..                                    ***                                    BİRKAÇ YIL önce de  ayni Filistin Rum Yunan tarafının Mısır ve Fransa ile oluşturduğu ittifak içinde yer aldıydı.

Kime karşı? “Tabi ki  Doğu Akdeniz’de hakkını arayan Türkiye’ye karşı!”

Filistin yöneticilerinin bu tutumlarına karşın Türkiye Filistinleri sadece “Müslüman” oldukları için değil, “mazlum toplum” olduğu için savundu, bu son çatışmalarda da en çok savunan yine Türkiye oldu..

Filistin liderliği Türkiye’nin bu kadirişinaslığını gördü mü bilmiyorum..

Bildiğim  “İsrail’le federal bir çözüm değil, “iki egemen devlete dayalı çözüm istediği. Yani bizimkiler gibi değil!

Nitekim BM’ler Genel Sekreteri Gutterres de bunun altını çiziyor.  Ve ateş kes çağrısı yaparken, ardından da  iki egemen devlete dayalı bir çözüme varılması için müzakerelere başlanacağı çağrısında bulunuyor…                                                                                          ***                                         FAKAT! Guterres efendi Filistinlilere bahşettiği “egemen devlet” mertebesindeki çözümü, Kıbrıs siyasi sorununa geldiğinde   “federasyon” olarak lanse ediyor!

Oysa Rumlar tarafından en az Filistinliler kadar  mağdur edilmiş bir toplumuz. 1974’de eğer TC müdahale etmeseydi şimdi kim bilir hangi uzak ülkelerde yada Türkiye’de, “ah Kıbrısım Kıbrısım şarkısını söyler olacaktık!”

NE diyecektim? BM’ler bu! Ne yaptığı ne yapacağı belli değil!

Nitekim BM’lere üye ülkeler artık bu dünya örgütünden umudu kestiler ki kendi aralarında Avrupa Birlikleri de oluşturuyorlar, ülkeler arası yeni  yeni ittifaklar da.. Yani artık ülkeler kendi başlarını kendi güvenliklerini kendileri sarıp tesis etmektedirler..                                                                         ***

BUNA KARŞILIK:  Gene de hayret ama! Bu BM’ler dediğimiz Kıbrıs Türk halkını Federasyonla Rum’a yamamak için uğraşırken, Filistin’e  ayrı ve egemen devlet oluşu layık görüyor! (Birceğez dağda garagatsuna ölmeli!)

Yoksa biz farkında  değiliz ama BM’ler sekreteryasının  gözüne batan diken miyiz?