Bir tanıdık aradı;
“Seninle ilgili bir CD varmış, yayınlayacak gazeteler arıyorlarmış” dedi.
“Ne CD’si” demedim.
“Kimdirler” diye sordum.
Tanıdık “içinde ne var, sormayacak mısın” diye üsteledi merakla.
İçinde ne olduğunu ben iyi biliyorum, çünkü kendimi biliyorum, böylesi bir komployu kimler kurabilir doğrusu merak ediyorum.
Ortaya çıktı.
Hırk hırk diye sesler çıkararak televizyon programları yapan sonra da uyduruk anketlerle “yaşasın en çok izlenen benim” diye zorla yayınlar yaptıran malum tip.
Hayatı gazete ve şirket batırmakla geçti. Şimdilerde yağlı bir kapıda kumar parası yemekle meşgul.
O gün tepki şöyle olmuştu;
“İnşallah yayınlarlar.”
***
Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım.
Hani birkaç gündür Başbakan Erdoğan ile ses kayıtları yayınlanan Star Gazetesi ve Kanal 24 televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ile buluştuk.
Kadim dostumdur.
Konu elbette Türkiye’de yaşananlardı.
“Seni de dinlediler” dedi.
Malum Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil on binlerce kişiyi dinleyen çeteden bahsediyordu.
Onlar cemaat diyor ben çete diyorum.
Neyse, listede tarama yaptık adım çıktı.
Mustafa’ya “senin yüzünden” dedim gülüştük.
***
Bir şirketin görevden alınan genel müdürü veda ziyaretimize gelmişti.
Ziyaret bitmiş ayaküstü sohbet yapıyorduk.
Bizi şok edecek şu cümleyi kullanmıştı;
“Benden sonra kesinlikle telefon numaralarınızı değiştirin, dinlemeye alınacaksınız.”
Gerçekten şok olmuştuk.
Ne tesadüftü ki ertesi gün de bazı tetikçiler benzer imalarda bulunan yazılar yazacaktı.
Telefon numaralarımızı değiştirmedik.
O gün bugündür aynı numaralardır.
Arkadaşlar nazire olsun diye köşelerindeki iletişim bilgilerine telefon numaralarını da eklediler.
Olmaya ki dinleyecek olanlar numaraları unuturlar diye.
***
Birilerinin elinde Mehmet Ali Talat ile ilgili kayıtlar varmış.
Kapı kapı gezmişler, 80 bin liradan pazarlığa başlamışlar.
Üşenip konuyu takip etmeyi bıraktım. Yani pazarlık ne aşamadadır bilmiyorum.
***
Rahmetli Arif hocadan dinlemiştim.
Yine rahmetli Denktaş’la görüşmeye gitmişler.
Denktaş bunları gizlice kayıt etmiş. Bayraktar, Sancaktar falan derken bunlar karga tulumba kodese.
Atatürk İlkokulu’nda okurken o çocuk halimizle ilk eylemimizi serbest bırakılsınlar diye yapmıştık.
***
Askerdeyken hakkımdaki “güvenlik soruşturması” dosyasını gördüm.
Ne dosyası tam 3 klasörden oluşurdu.
Oku oku bitmez.
Her paragraf da “iyi aile çocuğudur ama…” diye başlardı.
Terhis olduktan sonra Avrupa Birliği’nde olduğu gibi devletin vatandaşlarla ilgili tuttuğu kayıtların şeffaf olmasını savunup durdum.
Bununla ilgili onlarca yazı yazdım.
Ne sağdan ne soldan tınan olmadı.
O kayıtlar ve daha fazlası eminim Alsancak’ta deniz kenarındaki o yerde “kozmik odada” hala vardır.
***
Bu yazı, Tufan Erhürman için yazıldı.
Şükür ki bu işleri tınan yani dert edinen ve yasa çıkaran birileri oldu.
Aslında bence bu yasa yetersizdir.
Devletin bizimle ilgili tuttuğu yalan-yanlış-yasa dışı kayıtlara da ulaşabileceğimiz bir yasa çıkarılmalıdır.
Ve o kayıtları yok edebileceğimiz maddeler içermelidir.
Sevgili Tufan doğru yoldasın.
Sağdaki ve soldaki statüko bekçilerinin çemkirmelerine kulak asma.
Daha yapılacak çok iş vardır…
































