Önce şu mutabakata varmak zorundayız.
“Kıbrıs siyasi sorununu iki taraf arasında “zıtlık” haline getiren Rum liderliğidir! Şöyle ki biz aradan yıllar geçmesine karşın kendi içimizde hâlâ “federasyon ile iki egemen devlet” tartışması yaparken; Rum tarafına hem Annan planı hem de Crans Montana’da Kıbrıs’ın hem büyük coğrafi bölümünü hem siyasi kaymağını altın tepsi içinde sunduktu..
Hepsini de elinin tersi ile itti! Ki Anastasiadis hâlâ söylüyor: “Azınlıkların çoğunlukları yönettiği nerede görüldü!”
Çok kısaca biz bundan sonra da bu Rum mentalitesini ne siyasi ne coğrafi yönlerden çözümselliğince tatmin edemeyiz. Hatta “gelin Kıbrıs Cumhuriyetine dönelim” demiş olsak da!
Tabi ki Rum tarafını bu kadar uzlaşmaz yapan mesela sorunu Annan planıyla referanduma kadar götürme başarısı gösteren 2. Cumhurbaşkanı Talat’a müzakereler döneminde “ne yapayım kendimi Saray önünde asayım mı” dedirtecek kadar sıkboğaz eden ayni Rum tarafıdır yedi sülaleriyle tekmili birden tırnak kadar da değişmediler!
Yani bu adada bundan sonra bu Rum’la ne köy olur kasaba.. Yani bu insanlarla federal sistemi oluşturmak (ayni siyasi tutumda devam ederlerse) mümkün değildir.
***
Sn. TATAR’A BU PRESPEKTİFTEN BAKIYORUM: İtiraf edelim: Bugüne kadar Türk tarafı olarak siyasi sorunla ilgili “etkin” değil; Rum tarafınca bize biçilen siyasi rolümüz gereği “edilgen” durumda kaldık..
Müzakerelere ister planlı programlı ister doğaçlama katılalımdı. Masada hep “Rumu nasıl tatmin ederiz dolayısıyla çözüme nasıl ikna ederiz” politikasıyla bulunduk!
Adeta “ne olursun be gumbare gel şu işi bitirelim, anlaşalım” yakarışlarıyla yılları yıllara gömdük.. Eğer bu dönemde de politika değişikliğine gitmeyecek olsaydık Rum tarafı “fatihamızı” okuyacaktı!
Sezar’ın hakkını Sezar’a burada veriyorum. Ve hâlâ kendini eleştiri oklarından kurtaramayan Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’a “bravo” diyorum.
İlk defa bugüne kadar ki 47 yıldır, Rum tarafının inisiyatifinde olan Kıbrıs siyasi sorununu adeta bir alınyazısının kaderi haline getirilen “federasyon olmazsa olmaz” kıskacından kurtararak, “iki egemen devlete dayalı çözüm” istemine evirdi..
Yani “çözüm arayışlarıyla alternatiflerine tutun ki “KKTC bayrağını” çekti..
Tabi bu konuda en büyük desteği de Ankara’dan aldı. Talihe bakın “bizim bazı siyasi ve sivil örgütlerden” ise sadece eleştiri geldi! ***
RUMUN NE KULUYUZ NE KÖLESİ! Yukarıda yazdıklarım rastgele değildir.. Üstelik yeni de değildir. Benzer yorumları pek çok gazeteci refiklerim de yaptılar.. Tutun ki akıl yolu birdir..
Fakat şimdi o akla varmışsak 27-29 Nisan’da Cenevre’de gerçekleşecek 5+BM’ler zirve toplantısına çok iyi hazırlanmamız gerekir. En azından Kıbrıs Türk halkı olarak ve tabi tek görüş birliğinde “biz iki egemen devlete dayalı çözümden yanayız” diyebilmeliyiz.
Aramızdaki tek bir kişinin itirazı bile Rum’un propagandalarında yoğrulup AB siyasi çevrelerini de etkilerken, bizi boş böğrümüzden vuracak bir nükleer bombaya dönüşebilir..
Adamlar “yaygara şampiyonu!” ayağına bassanız başıma taşla vurdu diye feryat figan dünyayı ayağa kaldırırlar!..
Yazık ama! bu yaygaralarının destekçilerinden bazıları da bizim içimizde! Neden olduğunu da hiç anlamadım. Gördüğüm tek neden “TC karşıtlığı!”
Öyle bile olsa bu Rumun kulu kölesi olmamızı gerektirmez! ***
27-29 Nisan’a az bir süre kaldı. İlk kez müzakere masasına biz de yumruğumuzu vuracağız. Ve tutun ki bozgun yaşanacak, müzakereler akamete uğrayacak! Olsun!
PEKİ ama tam bu düşüncede diyorum ki “eğri oturup doğru konuşalım:” Bir süre daha devam edeceğe benzeyen “çözümsüzlüğe” hazır mıyız? KKTC’i adam yapmak için doğru düzgün çalışacak mıyız? İkide birde zırt pırt seçim yapmaktan vaz geçip asıl yapmamız gerekenlerin yatırımlar üretimler olduğunun idrakine varacak mıyız?
Yoksa sittin sene daha hayır yüzü göremeden Rumun sümüğünü çekmesine seyirci kalırken tırnak kadarıyla kıymet’i harbiyemiz olmayacak, biline! ***
KISACA TAKILDIĞIM: (HAKKI ATUN’UN UYARILARI)
…Geçen zamanlar bizleri dağıttı. Eh, yaşımızı başımızı da aldık. Ne eskisi kadar cevval ne gelecekler için hayal kuracak durumdayız! Hepsi de yıllar öncesinde kaldı.. Sevgili dostum, ağabeyim, saygıdeğer insan Hakkı Atun gibi dostlar da..
KAÇ günler, akşamlar Lefkoşa’dan Mağusa’ya uğrardı. Bir mekânın masasında buluşur, hafiften demlenirken “ne olacak memleketin halleri” yollarında sohbetler koyulaştırırdık.
Bazen kendilerini de hırpalayan yazılarıma takılmaz en küçük bir kırgınlık yada olumsuz tepki vermeden o sevecen ve insancıl yanıyla hep tebessüm ederdi..
Hakkı Atun’u çok sevdimdi.. Zaman bizleri saman çöpleri gibi dağıttı.. ***
NE DİYECEKTİM: Geçen gün sevgili arkadaşımın kafası atmış olmalı “Hadi be siz de” demedi çünkü doğrusu ya terbiyeli centilmen adamdır, “laf çok iş yok” dedi sadece!
Kime kimlere? Gitgide birinci sınıftan ikinciye, üçüncüye derken; artık resmen küme düşmüş bizim Meclisimizdeki Milletvekilleri erkânına! “Laf çok iş yok” dedi
“Yasalar dağlar gibi yığılmış yapan yok çıkaran yok!”
“Ha, tam da ‘yaptılar yapıyorlar’ derken bu kez de hükümet düşmekte ne ‘tasarı’ kalmakta ne masura!
Hatta “Yasama gününde” bile “Yasa yapmakla yasa tasarılarını görüşmek yerine” yine laflamalarla geçirdilerdi zamanı!”
“Oysa Cumhuriyet Meclisi bir yasama Meclisidir. Bu da “yasa yapan” anlamına gelmektedir. Oysa bizim Meclis havanda su dövmektedir!..”
“Bu nedenlerden dolayı olmalı. Artık politikacılara saygı da kalmadı ki saygılı olsunlar..”
***
YUKARIDA bir kısmını tırnak işareti içine aldığım Hakkı Atun’un Meclis ve vekillerimizle yasama konusundaki ifadeleri, kendisi ile röportaj yapan Ceren Özbil adlı gazeteci arkadaşımızın aktardıklarından aktardıklarımdır..
Oysa diyor Atun bir zamanlar bu Meclis her yıl 30’lar 40’larla ifade edilen yasalar çıkartıyor, yığınla kararnamelere imzalar atılıyordu. ***
GİTGİDE gençleşip çok daha dinamik hale gelmemiz gerekirken, tam bir hantallaşma ve pasifliğe düçar olduk..
Elimizdeki mevcut yasaları bile çalıştıramıyoruz! Hani şu Çevre yasaları ne oldular? Hani KIB-TEK’i anında hizaya sokacak kanun? Hani “nereden buldun” diye soracaktık lafazanlıkları? Hani vergi kaçakçılarının üzerine gidecektik? Yahu siz ne diyorsunuz, Ercan Hava Alanını bile Emrullah Turanlı’nın elinden kurtaramıyoruz, rehin kaldı!..
Ne desem ki? “Tu tu tuuu! “İnnalahe meassabirin!” Ya sabırlar yarabbi!
































