Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ŞİİRLERE GÜÇ VEREN HİKAYELER

Nazım Hikmet Yahya Kemal’den dersler alıyordu.

Bu vesile ile eve girip çıkan Yahya Kemal’in, Nazım’ın annesi Celile Hanım ile arasında bir aşk başlar.

Bir süre sonra Nazım Hikmet bu ilişkiyi sezer ve Yahya Kemal’in cebine bir not bırakır.

Notta “hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremeyeceksiniz” yazmaktadır.

Öyle de olur.

Ama Celile’ye karşı duyulan aşk “Sessiz Gemi” adlı şiirin doğmasına neden olur.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol

Birçok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti çok seneler geçti
Dönen yok seferinden

Biçare Gönüller
Ne giden son gemidir bu
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler

Birçok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti çok seneler geçti
Dönen yok seferinden

Atilla İlhan üniversite yıllarında gittiği Paris’te Maria adlı bir kız ile tanışır.

İki gencin ilişkisi giderek gelişir ve sıkça birlikte olmaya başlarlar; caddelerde, parklarda dolaşırlar.

Atilla İlhan Maria’dan çok hoşlanmıştı, onu seviyordu, bu yüzden memleketine döneceğinde ona kendisi ile gelmesini teklif eder ancak Maria şaire aşık olsa da bu teklifi kabul etmez.

Daha sonraları iki aşık arasında mektuplar gider gelir.

Derken Maria’nın yazışmaları gün gelir son bulur; bir daha mektup gelmez.

Maria evlenmiş, iki çocuk sahibi olmuş, ne var ki bu evlilik mutlu bir evlilik olmamış, yerini alkole bırakmıştı.

Genç şair Atilla İlhan bir kitabında Maria’nın adına bir şiir yazar ve kitaptaki bu sayfayı imzalayarak ona gönderir.

“Maria Missakian” adlı şiir şöyle:

Yüksekkaldırım’da bir akşam
maria missakian’ı düşündüm
eğer kendimi bıraksam
yağmur olabilirdim yağardım

kasım’da bir çınar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi sıkı tutmasam

döküp saçıp boşaltsam
içimde yükselen şiiri
kaldırımlara döküp harcasam
gözleri balıkçıl gözleri
dudaklarında tutup rüzgarı
maria missakian adında biri
gelse göğsüne kapansam

gece gölgesine sokulsam
gökyüzünde bulutlar büyüseler
yağmuru dinlesem anlatsam
şimşekler kırılıp dökülseler
bizi sokaklarda bıraksalar
leylekler üşüyüp gitseler
dönüp arkalarına bakmadan

yine akşam oldu attilâ ilhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki paris’te maria missakian
avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi
çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i
sana kaçmayı tasarlar her akşam