Uğur Mumcu’nun aziz hatırasına.
Vahşice katledilmesinin üzerinden 21 yıl geçti.
Ne katilleri bulundu ne de o katilleri besleyen düzen değişti.
21 yıl önce kalbimize bir ok gibi saplanmıştı Uğur Mumcu’nun ölüm haberi.
O ok, 21 yıldır saplandığı yerde duruyor.
Türkiye hala adil ve hakça bir düzene hasret…
21 yıl önce neyseydi şimdilerde de aynı duygularımız.
Tıpkı 21 önce yazılan bu yazıdaki duygu ve düşüncelerimiz gibi;
***
Değişen dünya koşulları, ilerleyen bilim ve teknoloji hemen hemen her mesleğin ve o meslekte çalışanların yazgısını değiştirdi ama gazetecilerin yazgısını değiştiremedi.
Köy yollarında hastalarına yetişmek için yaşamını kaybeden doktorlar yok artık. Yada kızıl güneşin altında yüksek tansiyondan, güneş çarpmasından ölen çobanlar. Ev kadınları evde yaptıkları zor doğumlar nedeniyle ebenin kollarında can vermiyorlar. Muhasebecilerin bel fıtığı yada felç değil yazgısı. Profesyonel askerler bile füzelerini, insansız uçaklarını savaştırıyor artık.
Değişen dünya, ilerleyen teknik hemen hemen bütün mesleklerin ve o meslekte çalışanların yazgısını değiştirdi.
Gazeteciler hariç.
1700’lü yıllarda denizcilerin, gittikleri yerlere ilişkin bilgileri içeren el ilanlarına “gazetta” denmiş. İsmini de satıldığı para biriminden almış. Gelişen teknoloji gazeteyi bir el ilanı gazetecileri de denizci olmaktan çıkarmış ama gazetecilerin yazgısı yine değişmemiş. 1700’lü yıllarda keşfedilen ülkelerdeki en iyi kaynakları tacirlere veren denizci-gazeteciler rakipleri tarafından öldürülmüş.
Sonra, diktatörlerin, kralların, beylerin, paşaların boyunduruğuna karşı çıkanlar öldürülmüşler.
Ülkemizde de 100 yıllık basın tarihine göz atıldığında aynı yazgı görülür.
Bir gece yataklarında öldürülen gazeteciler, başlarına torba geçirilip dövülen gazeteciler, kundaklanan yakılan gazete binaları, matbaalar.
1992 yılında dünyada 62 gazeteci öldürülmüş.
Gazeteler gelişmişler, büyümüşler, fotoğraflanmışlar, renklenmişler, her gün binlerce, milyonlarca satmaya başlamışlar ama gazetecilerin yazgısı değişmemiş.
Uygarlık, gazetecilerin akan kanı ve cesedi üzerinde yükselmeye devam ediyor.
Uğur Mumcu’nun ölüm haberi zehirli bir ok gibi saplandı yüreğimize.
Onu okumaya başladığımız lise yıllarından beri süregelen zımni diyalogumuzdan, üniversite yıllarında verdiği konferanslardaki tartışmalarımızdan tanıyordum.
Ve ondan öğrendiğimiz, bir üniversitenin öğretemeyeceği kadar bilgiden.
“Gazetecinin iyisi-kötüsü yazdığı yazılardaki düşüncelerin doğruluğu-yanlışlığından değil, yazıların içindeki bilgilerden gelir” görüşüne inananlardanım.
Uğur Mumcu’yu hep bu görüşle değerlendirdim ve okudum. Şimdi düşünüyorum da ondan öğrendiklerimiz ne çokmuş.
Gazetecilerin neredeyse kaçınılmaz hale gelen yazgısı Uğur Mumcu’yu da aramızdan aldı.
Acı bir ölümün ardından ne söylenebilir, ne yazılabilir?
Bir meslektaşı olarak geride yarım bıraktığı, bitiremediği işlerine üzülüyorum.
Eminim, işlerini bitirseydi, böylesi feci bir ölümü bile huzur içinde karşılardı.
Ama gazetecinin işi hiç bitmez ki.
Tıpkı yazgısının değişmediği gibi…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























