Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR KARIŞ TOPRAK UĞRUNA BİLE SAVAŞILIR!/ VE HELLİM OLAYI!

Bazen arkadaşlarımın kalbini kıracak kadar “kavgacı” oluyorum! Bazen de onlar beni kırıyorlar.

Nedeni de çok basit: “Şimdilerde “yurtseverlik,” geçmişte “vatanseverlik” dediğimizce “milliyetçiliğin,” bir başka deyişle “şövenizmin” yada “ırkçılığın” farklı kavramlar olduğunun bilinmesine karşın tek anlama indirgenerek kulanılması!

Mesela Namık Kemal tanıdığımız “vatanseverlerden” biriydi.. Atatürk Türkiye’yi işgal eden yedi düvelin düşmanını, Türk ulusunun “büyüklüğüne” olan inancıyla kovmuştu vatandan.

Peki Kıbrıs Türk toplumu yıllar yılıdır önce İngiliz sömürge idaresine, ardından Ruma karşı neden mücadele etmişti. Hâlâ neden mücadele etmektedir? Çünkü Güney’deki Rum toplumu Kıbrıs Türk halkının “vatanını, topraklarını, egemenliğini, özgürlüğünü” kendi egemenlik ve siyasai iradesi altına sokmak istemektedir.. Kısaca “bu adanın sahibi de egemeni de benim” demektedir.

Aynen bir zamanlar Andolu içlerine kadar yürüyen,Ege denizinden Doğu Akdeniz’e kadar sahiplik koymaya çalışan anası Yunanistan gibi! Asırlardır Kıbrıs’ı Yunanistan’a hediye etmek için de Türk halkına yapmadığı kötülük, mezalim kalmamıştır.

Olayın daha iyi anlaşılması için anlatayım:

*** BİZZAT GÖRÜP YAŞADIKLARIM: Yıllar önce köylerde öğretmenlik yaptığım dönemlerde görmüş yaşamıştım. Çoğu zaman iki yüz, üç yüz kişilik köylerde bile insanlar arasında inanılmayacak kadar “hizipleşme” ve “kırgınlıklar” vardı. Aileler birbirleriyle küstüler..

Hangi nedenlerden dolayı bilir misiniz? Birbirlerinin topraklarını, mülklerini, tarla sınırlarını ihlal etmelerinden dolayı.. Hayvanlarını başkalarının tarlalarına bahçelerine sokmalarından dolayı.. Paylaşamadıkları su kuyularından dolayı.. “Sen benim tarlama girdin…” “Sen benim evimin sınırını aştın” tartışma ve kavgalarından dolayı!..

Hemen her köyde küçümsenemeyecek oranda birbirlerine selam vermeyen, kahvelerde birbirlerine sırt dönen, birbirlerine küsmüş insanlar yoğunluğu vardı..

Anlıyordum ki romanlara hikâyelere de konu olmuş, filmleri çekilmiş “toprak kavgaları”  o anlatımların ötesinde geröçekten de büyük bir sorunmuş!

***

MÜZEVİRLİK VE İHBAR DÖNEMİ: Mağusa Sancağında Dal 7’de çalıştığım dönemlerdi. Bir görevim de Mağusa’ya bağlı köylerden dolayısıyla köylülerden gelen mektupları değerlendirerek “Sancaktar”a bilgi vermek ve gerekirse emirleriyle “Lefkoşa’daki Yöneticilere bazı hallerde Korordu Komutanına yada TC Büyükelçiliğine daktiloda yazdığım ilgili “bildirgeleri” göndermekti..

KÖYLERDEN gelen mektupların içerikleri neydi bilir misiniz? Toprak ihlalleri. Sınır kavgaları.. Su kuyularına yönelik anlaşmazlıklar.. Hayvanların bir başkasının arazisine girmesi…

Yani bitmeyen toprak kavgaları!

Yani bugün Rumların Türk halkına yönelik saldırı, husumet, mezalim, ambargoların nedeni neyse o!

Kısaca Rum Kuzey’deki toprağımızı ve egemenliğimize istemektedir!.

***

ANLATMAK İSTEDİĞİM ŞUDUR: Makarios “Kıbrıs Cumhuriyetini” Türk halkı Cumhuriyete ortak olduğu için yıktıydı. Tek amacı Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamaktı. Türk halkı için de söyle diyordu: “Türkiye’deki Türklerin devamı olan Türklerin bir teki bile bu adada kalmadan çekip Türkiye’ye gitmedikleri sürece, bu adada Eoka görevini yapmış sayılmayacaktır..”

Nitekim gün geldi büyük bir entrikanın sonucu olan   Annan planıyla bu adayı Rum tarafına altın tepside sundulardı! Neden “hayır” dediklerini (şeytan şaşırtmış olacak) hâlâ anlamadım! Bizim neden “evet” dediğimizi anlayamadığımca!

…BÜTÜN bu yazdıklarımdan sonra eğer söylenecek bir son söz varsa şöyle derim: Adadaki Türk halkı “bildiğim ve gördüğümce hiç Rum düşmanlığı gösterisinde bulunmadı. “Ya Taksim ya ölüm” dediği yıllarda da istediği tek şey Rum’un “Enosisi” gerçekleştirmek istemesine karşın bir çözümsel güvenlik bölgesi yaratmaktı. Bugünkü Kuzey Kıbrıs gibi…

…Ve bugün de çözüme hazırız: Rum tarafının dolayısıysa Anastasiadis’in ağzından çıkacak tek cümle barışı da tesis eder çözümü de:“KKTC’i tanımaları.” Çünkü Federasyonlar biri tanınmamış hatta illegal bir devletle, tanınmış bir devlet arasında oluşamaz.

Oysa Rum tarafı Kuzey’deki devleti yok sayıyor! Türkiye’yi de işgalci! Böyle bir siyasi anlayışla yıllar geçse de çözüm olmaz.

Rum tarafı ve Yunanistan siyasi konumları nedeniyle “olmasın” deyip mevcut durumun uzayıp gitmesini şimdilik kendi keyhlerine bir kazanç olarak görebilirler ama bu çözümsüzlüğün yarattığı zafiyet içinde Kuzey’in Türkiye’ye daha çok sarıldığını daha çok iş ve güç birliğine gittiğini ve artık adada bir Türkiye varlığı oluğunu da görmeleri gerekir.

Yani dün çözümü sağlamak bugünkünden daha kolaydı. Bir süre sonra çözümü sağlamak bugünkünden çok daha zor olacak.. Çünkü artık siyasi tartışmanın içinde “enerji kaynaklarıyla” Doğu Akdeniz de vardır, Türkiye’nin adadaki stratejik çıkarları da..

Geçen zaman içinde görülecektir asıl kaybeden tarafın  Rum tarafı olacağı!..


KISACA TAKILDIĞIM: (VE HELLİM OLAYI:)

Tutun ki şimdilerde hem Kuzey’de hem Güney’de sadece siyasi değil, ekonomik yönden de önemli bir olayın sancılanmaları yaşanıyor..

“Hellim” yada “halluma!”  Aslında Araplardan teverrüs etse de Kıbrıs’ın alameti farikası bir süt ürünü oldu. AB’de tescili “Kıbrıs adası” üzerine kaydedilecek.

Sadece bir sorun var: “İhracatı gerçekleştirilecek hellimlerin kalitesini kimler nerede nasıl yapacaklar?

Bizim adada Rum tarafına kıyasla yüzde 30’luk bir üretim kapasitemiz varmış.. Yeşil Hat’tan ihracat gerçekleştirilecekmiş.. Fakat hellimin tüm kalite denetim ve sevkiyatı falan Rum tarafında Ziraat Bakanlığına bağlı uzmanlarca yapılacakmış.. Yani tek taraflı denetim söz konusu ve tabi o zaman ihracat olayı rizikolu olmakta!

Öte yandan “Cumhurbaşkanlığı Müzakere Ekibi Hukuk Danışmanı” Oğuzhan Hasipoğlu hellimin 29 Mart”ta (bugün) AB’de tescil edileceğini açıkladı. Yani bugüne kadar Rum tarafı “hellim olayını” AB ile pişirip kortardı biz ancak şimdi devreye giriyoruz. Ve yine zaman kaybediyoruz! Bu bir.. İkincisi şu: “RUM’un insafına kalmış olsa da gerçekten “hellimimizi” ihraç edecek bir hazırlık yaptık mı? Ki bu konuda en detaylı açıklama ve gelişmeleri daha geçen haftanın sonunda işitip öğrendik.. Onlar da yarım yamalak.

KONU basit değil. Narenciye’den, Patates’ten sonra ilk kez bir süt ürününü (önemli bir gıda maddesi) olarak Avrupaya (resmen) ihraç edeceğiz. Üstelik Rum’un denetim ve organizasyonu ile.. Buna “insafı” da eklemek gerek çünkü şu anda et de bıçak da Rumun elinde!

Ve biz “ihracat kararı çıkarken başladık çalışmalara! Her zamanki gibi gecikmişlik, baştan savmacılık.. İnşallah teklemeyiz..