Cumartesi günü öğleden sonra yaşanan ve büyük bir krize dönüşmeden, sivil otoritenin müdahalesi ile kısa sürede sonuçlanan Lokmacı Kapısı’ndaki demir kapı krizi bir kez daha göstermiştir ki ülkede ciddi bir rejim krizi vardır.
Benzer konu taraflardan birinin edilgen pozisyon almasına karşın Polis Genel Müdürü’nün atanmasında da yaşanmaktadır.
Kısa süre önce göreve başlayan sadece bu hükümet döneminde bile benzer konular gündeme getirilmiş ve halkın oylarıyla ve tam yetkili bir şekilde göreve geldiği farz edilenlerin aslında “sakat” oldukları ve yetkilerinin çizilen çerçeveyle sınırlı olduğu gerçeği hep hatırlatılmak istenmiştir.
Bu gerçek 1974 sonrası oluşturulan statükonun ta kendisinden başka bir şey değildir.
***
Yakın tarihe kısa bir hatırlatma yapmakta her zaman fayda vardır.
1974 sonrası oluşturulan yapıda Kıbrıslı Türkler bir devlet oluşturdukları hissi veren kurumlar teşkil edilmiş ama gerçekte az dikkati bir gözün bile baktığında kolayca görebileceği vesayet sistemi meydana getirilmiştir.
Bu vesayet sisteminin ideolojik alt yapısı fetihçi zihniyet olmuştur.
Kanla alınan topraklar elbette Kıbrıs Türkünden daha değerliydi ve bu toprakların yönetimi Kıbrıslı Türklere bırakılamazdı.
Bu nedenledir ki 74’ün hemen sonrasında seçimle gelen ve Kıbrıslı Türklerden oluşan bir Bakanlar Kurulu vardı ama Büyükelçilik görevlileri Bakanlar Kurulu toplantılarına katılır ve ne karar alacaklarını dikte ettirirdi.
Bunun üzerinde Koordinasyon Kurulu yapısı oluşturulmuştu ve Koordinasyon Kurulu ülkenin fiilen yönetimini yapıyordu.
Kıbrıslı Türklerin üretimden koparılıp parasal bağımlı hale getirilmesi bu statükoyu besleyen en önemli unsurdu.
Ve tabii ki demokrasiden uzak bir yapı da statükonun koruyucusuydu.
***
2004 referandumları ile birlikte bu statükonun psikolojik altyapısı berhava oldu.
Eğer bir anlaşma olsaydı Federal Kıbrıs’ın eşit ortağı olacak Kıbrıslı Türkler elbette Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde kendilerine biçilen vesayet statükosunu reddedeceklerdi.
2004 sonrası yaşananların izahı tam da budur.
Şimdi bu statükoyu ortadan kaldırma ve Kıbrıslı Türkler için uluslararası hukuka uygun bir düzen yaratma zamanıdır.
***
Yazının başına dönecek olursak.
Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Demokrat Parti hükümeti Kıbrıslı Türklerin seçim sandığında verdikleri oylarla oluşan bir hükümettir ve Kıbrıs’ın kuzeyini yönetme sorumluluğu onlara aittir.
Bunun dışında yapılacak her şey Kıbrıs Türkü’ne zarar verecektir.
Rahmetli Özker Özgür kısa süren Başbakan Yardımcılığı döneminde bu durumu “davul bizim sırtımızda tokmak başkasında” şeklinde açıklamıştı.
Bu durum böyle devam mı edecek?
Tam da bu noktada hükümetteki partilere de görev düşmektedir.
Statükoyu ortadan kaldırma vaadi ile halkın onayını alan hükümet partileri gerekli anayasal, yasal ve yönetsel değişiklikleri biran önce yapmalıdırlar.
Yeni yıl itibarıyla hükümetin önünde böylesi tarihsel bir görev vardır.
Üstelik tekrarı zor ve telafisi olmayan bir görev…
































