Dışişleri Bakanı Özdil Nami ile ilgili tek şikayetçi Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu değilmiş.
Eroğlu’nun “kendi başına ilişkiler geliştiriyor” diye şikayet ettiği (keşke kendi geliştirdiği ilişkileri de bize anlatsaydı) Nami bu kez Rum basınının hedefi oldu.
“Hedefi oldu” saptamasını bilinçli olarak kullanıyorum çünkü biz bu filmi daha önce de çok gördük.
Rum basınının barış isteyenleri itibarsızlaştırma filmini.
Bir Rum gazetesi “Özdil Nami TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na benziyor” diye yayın yaptı.
Bizim tarafta “eee ne var benzerse” türünden pasif değerlendirmeye tabi tutulabilir bu.
Fakat çok iyi biliniyor ki Davutoğlu Rum tarafında “işgalci Türkiye’nin Dışişleri Bakanı” olarak anılıyor.
Mesaj Rum kamuoyunadır.
Çünkü geçtiğimiz yakın süreçte Özdil Nami sık sık Rum medyasına çıkıp yayılmak istenenin aksine “görüşmelerde çok az bir sorun kaldı, birlikte çalışarak çözebiliriz ve en erken zamanda referanduma gidebiliriz” diyordu.
Rum kamuoyuna Özdil Nami ile ilgili gönderilen mesajın içeriği şudur;
“Sizin bunun söylediklerine bakmayın o işgalcilere benziyor.”
Sonra Rum statükosunun şaşmaz bekçisi Fileleftheros Gazetesi devreye girdi.
Özdil Nami için “Amerikalı ve İngilizlerin gözbebeği” yayını yaptı.
Ve böylece derin fotoğraf tamamlandı.
Kıbrıs sorununda Amerika ve İngiltere’ye Rum kamuoyunun olumlu bakmadığını herkes biliyor.
Özdil Nami Amerikalıların ve İngilizlerin adamı olarak lanse ediliyor.
Bir yandan işgalciye benzeyen, diğer yandan Amerikalı ve İngilizlerin gözbebeği.
Daha ne?
Geçmişte itibarsızlaştırmak istediklerine “Denktaş’a benziyor” derlerdi olup-biterdi. (Ki maalesef bizdeki bazı saftirikler de buna inanırdı)
Şimdi biraz daha zahmetli yola başvuruyorlar ama fark etmiyor.
Bütün “derin” operasyonlar aynı kapıya çıkıyor.
Hepsi tek amaca hizmet ediyor; Şimdiki statüko sürsün.
***
Özdil Nami ile Havadis’in geleneksel yemeğinde buluştuk.
Yayınlanmak üzere söylediklerini tüm detaylarıyla okuyucu ile paylaştık.
Şüphesiz perde gerisi gelişmeleri de ele aldık.
Benim, Türk tarafının süreçle ilgili tutumundan ciddi endişelerim vardı.
Bunu dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım.
Bir kere kurulacak federal devlet sanki Rumlarınmış da biz de haklarımızı oluşturucu devlette sağlayacağız gibi yanlış ve hatta sakat bir mantık var orta yerde.
Kurulacak federal devletin yarısı bizim olacak. Ve elbette tek uluslar arası kimliği, tek egemenliği ve tek bayrağı olacak.
Bunun aksi düşünülemez çünkü Anastasiadis öncesi görüşmeler bu temel üzerinden başlamıştı.
Peki öyleyse oluşturucu Türk devletine “ayrılma” anlamına gelecek egemenlik isteme de neyin nesi oluyor?
Örneğin federal devletin vereceği vatandaşlığa nerdeyse denk düşecek iç vatandaşlık istemek.
Veya ayrılma hakkı diye bir hak olmadığı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda biler yasaklanan “başka bir devlete bağlanmanın” ortak metinde niçin bulunmadığı?
Ben bu soruların cevaplarını aldım.
Görüşme süresince Özdil Nami’nin geliştirdiği ilişkilerin bazılarına da tanık oldum. Doğrusu memnun da kaldım.
Çünkü yıllarca yaratılan “tek usta tek memleket” düzenini en iyi bilenlerdenim.
Ve en can alıcı bölüm; Özdil Nami o masada bir partinin mensubu ve geniş bir kamuoyunun temsilcisi olarak oturuyor.
Elbette onların istekleri doğrultusunda hareket edecek.
Aksi zaten o masada olmamasını gerektirir.
Bazıları bunu anlasa iyi olacak…
































