Türkiye’nin önde gelen aydınlarından biri katıldığı bir programda demokrasi konusunda muhalefet partilerinin demokratik bir birlik içinde olduğunu söylüyor.
Ancak herkesin çemberin dışında tuttuğu HDP hakkında, bu partinin “Türkiyelileşmesi” konusunda daha ileri adımlar atması halinde, daha iyi bir noktaya varılacağını belirtiyor…
…
Kendisini “sol” tarafta gören partilerin bile HDP’ye mesafeli davrandıkları biliniyor.
Önüne gelen onların gıyabında konuşuyor; onlara akıl-fikir dağıtıyor…
…
HDP’nin bir Türkiyelileşme sorunu varsa, geriye kalanların yok mu?
Kürtler Türkiyelileşirken, Türklerin de Türkiyelileşmesi gerekmiyor mu?
Türkler, Türkiyelileşme yerine Türkleşme çizgisinde dururken, başkalarına üst kimlik dağıtmaları etik mi ya da doğru mu?
…
Anlaşılan bu iki kimlik, kendi kavgalarında birbirlerini besliyorlar.
Her ikisi de etnik kimlikleri üzerinden siyasetlerini şekillendiriyor.
Kimliklerini koruyarak bir üst kimlikte “eşit” koşullarda buluşma ve birlikte olma siyasetini oluşturamıyorlar, oluşturup oluşturmamak bir yana bunları seslendiremiyorlar bile…
…
Böyle bir sorun Kıbrıs’ta da vardır.
Her iki kesim bir üst kimlikte buluşamıyor; geleceklerini bu kimlik çerçevesinde göremiyorlar.
Böyle olmakla birlikte Güney Kıbrıs’ta verilen kimlikler (pasaportlar dahil) üst kimlik yani “Cypriot” olarak veriliyor; üst kimliğe güney kuzeyden daha yakın duruyor ve işi resmileştiriyor aynı zamanda.
Güdülen siyasetler bir yana, bunun değerli olduğunu teslim etmek gerekiyor; kuzeyde böyle bir şey yoktur.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kimlik kartlarında “tabiyeti: Kıbrıslı” yazar.
Kuzeyin kimlik kartlarında “uyruğu: KKTC/TRNC” yazar.
Kuzeydeki anlayışın Kıbrıslı kimliğini reddetmesi ve kimlik kartı verirken bir formül bulamaması vahim bir anlayış değil mi?
Bu vahim anlayışı sürdürenler bile kendilerine kimlikleri sorulduğunda “Kıbrıslı Türk” olduklarını söylemiyorlar mı?
Söylüyorlarsa o “Kıbrıslı” hangi kimliktir?
Yüz bin kadar Kıbrıslı Türkün Kıbrıs Cumhuriyetinin kimlik kartlarını alıp “Kıbrıslı” olarak tüm dünyaya açıldıklarını not etmeye bile gerek yok…
…
Zihinlerinde değişim yapamayan toplumlar “zarıncamaya” mahkumdurlar…
…
Konuya dönecek olursak, Türkiyelileşmeyi kendinden başkalarına önerenler, bir dakika durup düşünmelidirler.
Kendileri için de üst kimliğe ihtiyaç yok mu?
Önerdikleri kesim üst kimliği kabul ederse, kendilerinin durumu ne olacak? Kendileri hangi kimlikte duracak?
Bir üst kimlik arayışı varsa, bu arayış sadece bir kesimin sorunu mu?
…
Herhangi bir Türk aydınının bu sorun çerçevesinde kendisini aynı kefeye koymaması tuhaf bir şeydir.
Böyle olunca, Türkiyelileşmesini istedikleri kesimin kimliğinden feragat etmesi gerektiği beklentisi içindedirler, dolaylı olarak, çünkü kendilerinde bir kimlik sorunu görmüyorlar!
Kendileri “Türk” kimliğinde kalacak; Türkiyelim yerine Türküm diyecek, Türkiyelileşmesi (Türkiyeli olması) gerekenler başkaları olacak ve “her şey daha güzel olacak” öyle mi?
Karşı taraf (Kürtler) bu niyeti sezdikçe Türk aydınlarının bu tür önermelerinden uzak duruyorlar ki, hatırladığımız kadar Türkiyelileşme meselesi HDP tarafından bir “açılım” olarak ortaya atılmış, önceleri sempati toplamış ama yol alınamamıştı.
Bu şekilde yol alınması da düşünülemez.
Tek taraflı bir “açılım” bu.
Mesele üzerinde tüm taraflar kafa patlatmalı ve verilecek ödün varsa –ki bu bir ödün değildir- bütün taraflar vermelidir…
…
Bu notları Türkiyelileşmekten “Türkiyeli” üst kimliğinin anlaşıldığını varsayarak yazıyoruz.
Bütün bunlar yanlışsa, Türkiyelileşmekten ne anlaşıldığı iyice gün ışığına çıkmalıdır…
































