“Tasavvurlarımızı” gerçekleştirmek için mi hayal etmekteyiz? Yoksa hayallerin o renkli cazibelerinde anlık tatminlere varmak için mi?
Çünkü yıllardır yönetimi devralan hükümetler “tasavvurlarını” belirleyen, dolayısıyla öncesinde “hayal ettikleri “programlarını” bile uygulayamıyorlar!
Tabi ki 46 yılı aşkın süredir siyasi çözümsüzlük kıskacında kendi varlık nedenimizden bile sorumlu olamadığımız gerçeklerde, tutun ki “cennetİ” hayal etsek ne yazar?
Kaldı ki geçen hafta birinci yılını kutlayan Covid-19’un ahtapot kolları arasında canımız çıkarken, bu memlekette olağan zamanlarda bile bulamadığımız huzuru bulacaktık! Tutun ki “huzur” dediğiniz Kaf dağının ardındadır! ***
RUM-YUNAN TARAFI DÜRTÜYOR: Geçen haftaya işte buna bnser “huzursuzluklar” içinden baktım!
En çok da artık tek yaşamsal dayanağımız olan Türkiye cephesindeki gelişmelere odaklandım.
Çünkü arkasına ve yanına AB ile ABD’i de alan Yunanistan bir yandan, “bir gün Türkiye ile savaşarak İstiklal Savaşında İzmir’den denize döküldüğüyle Kıbrıs’taki yenilgisinin rövanşını alacağını hayal etmekte; öte yandan Türkiye’yi adadan uzaklaştırırken Kıbrıs’ta “çoğunluğuna dayanan federal sistemle gelecekte tüm adanın egemeni olacağının hesaplarını yapmaktadır..
Doğu Akdeniz’de Türkiye “faktörünü” de ortadan kaldırdığı anda, Ege’den Kıbrıs’a kadar uzanan büyük bir deniz alanının hem ağası hem paşası olacağını hayali de bedavaya gelmektedir..
(BURADA Yunanistan’ın silahlanma paranoyasının rakamlarını, Suidi Arabistan’ı bile yanına çekmesini, Amerika’ya Girit’te askeri üs peşkeş çekerken birlikte tatbikatlar yapmasını bu tatbikatlara Rum kesimin de katıldığını falan… Anlatıp sıralayacak değilim. Zaten artık bu tırmanış medyanın günlük ve beylik haberleri arasına girdi…)
BEN sadece soracağım: Ki geçen hafta “Q Vadis” diye sormuştum. “Nereye gidiyoruz!”
Bugün de yanına “ne istiyor, neyi hayal ediyoruz” sorusunu katıyorum.
VE ekliyorum: “Ya Yunanistan ile Türkiye temenni etmiyoruz ama es kaza kapışırlarsa!”
Amerika, AB de Yunanistan’dan yana tavır koyar, Türkiye’ye cephe alırlar hatta müdahale ederlerse ne olur?
(Ve son darbeyi vuruyorum:)Kıbrıs’ta Rum çoğunluğuna dayanan bir federal sistemi dayatıp gerçekleştirirlerse!..
Dolayısıyla soruyorum: “Federasyon gerçekleşti diye zil takıp oynarken bayram mı yapacağız?” Bu sorunun cevabını elbette “federasyoncular” verecekler ama sadece öylesi koşullarda dayatılacak bir federasyonun yaratacağı yeni Kıbrıs siyasi konumunun nasıl olacağını bir defa değil bin defa düşünmeleri gerekir!
Artı, yoksa bir parmaklarını ısırırlarken on parmakları birden sızlayacak!
***
FAKAT BÜYÜK KUŞKUM VARDIR: Bu güne kadar ne Rum ne Türk tarafı “1974’den sonra revizyona uğrayan adadaki siyasi bölünmeye kalıcı çözüm sağlayacak siyasi iradeyi gösteremediler!
Her ne kadar iki kez müzakere masasına “federal sistemin” gerçekleştirilmesi için oturmuşsak da Rum tarafının “isteklerini” karşılayamadığımızdan (Allah acıdı dememize, gerçekleşseydi zaten yürümeyecekti iddiamıza karşın) çözüme ulaşamadık.
Şimdi ortada yine “federal sistem” tartışmaları var ve TC ile Yunanistan Doğu Akdeniz’deki sorunlarını da çözmek için “istikşafi müzakerelere” devam ediyorlar! Devam ederlerken de Yukarıda, yazdık Kıbrıs sorunu odaklı yeni sorunlar yaratıyorlar.. Belli ki o kapsamlı denilen “sorunları” içinden çıkılmaz hale sokarlarken sadece “işte görüştük” dedirterek zevahiri kurtarmaları olacaktır! ***
VE RTIK ŞU DA BELLİ OLDU: Ne Sn. Tatar’ın ne Erdoğan Türkiye’sinin adada iki devletliliği ihdas edemeyecekleri! Yani nasıl ki 46 yıldır “devlet olduk” demekle devlet olamamışsak, bundan sonra da adadaki mevcut siyasi koşulları değiştirip taşlarını oynatmadan durum vaziyetlerimiz değişmez, geldiği gibi tıpkısı tıpkısına devam eder! Çünkü Devletler ancak “siyasi yönden tanınırlarsa “devlet” olurlar! Bizse bu konuda henüz parmağımızı bile oynatmadık. Kendi kaderimizi saptamaya bile teşebbüs etmedik! Hatta “siyasi irademizi kullanarak Türkiye’ye bağlanırız” diyerek elimizdeki “şantaj” alternatifini bile kullanmadık!
Geriye kalan tek alternatifimiz “eğri gemi doğru seferse” Sn. Tatar’ın da açıkladığınca “bundan sonra yolumuza Türkiye ile devam ederiz, zaten ediyoruz.”
Ancak bir yandan da eğer çözüme siyasi yönden tanınmış Türk Devleti olarak katılmak cehdindeysek; “Federasyon” alternatifini “iki tanımış devlet” arasında muhafaza ederek, ayni adayı paylaştığımız Rumlarla iş ve güç birliği anlaşmalarıyla deneyebiliriz.
Tabi şu anda bu düşünce hayaldir! Çünkü bu konuda önce “Türkiye ile Yunanistan”ın mutabakata varması gerekir..
***
ŞİMDİ ÇOK DAHA ZOR: “Bundan beş on yıl önce hatta 1974 Barış Harekâtının hemen ardından “çözüm olasılığı” büyüktü. Artık böyle bir olasılığı hayal bile edemeyiz.
Nitekim Anastasiadis “taksim çizgisini” kalıcılaştırmak için “yabancı göçmenler bahanesine” sığınarak Yeşil Hattın bir kısmına 200 Km. uzunluğunda dikenli tel çekti!
Olay, “iyi ya işte adayı biz değil onlar taksim ediyorlar” düşüncesine vurulsa da böyle telli barikatlı sınırlar oluşturulmaya başlanırsa kısa süre sonra “sınır ihlallerinden başlayarak provakatif dürtüleri de kapsamına alan türlü çeşitli olaylar sonucunda onlar bize biz onlara derken başlarız sınır boylarında çarpışmaya..
Oysa bugüne kadar “sınır kapılarından “kanunlara kurallara uygun geçişlerle iki toplum en azından adadaki barışı korudulardı.. Ülkeler arası Teller duvalar dünyanın her yerinde her zaman “ya savaş nedenidir ya da savaşın kendisidir. Kıbrıs böyle çatışmaları kaldıramayacak kadar küçük bir adadır ne Rum’a ne Türk’e faydası olur!
BU hususu da vurgulamak zorunda kalıyorum.. Çünkü bir kez daha yazmam gerekirse, “adada ve bölgede Kıbrıs ve Doğu Akdeniz odaklı sorunlar gitgide tehlike çanlarını daha yüksek seslerle çalmaya başladılar! Olaylar tutuşup ateşlenirse Türkü Rumu hepimiz “büyük” zarar görürüz.. Çocuklarımıza, gençlerimize dolayısıyla geleceğimize yazık!
































