Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TUTTUKLARI DALIN KIRILACAĞINI BİLMEDEN

İngiliz göz yaşartıcı bomba attığında, o sis duman çocukların gözlerinde Akdeniz gibi çalkalanırdı.

Çok yıllar böyle geçmişti, insanlar sis pus içinde önleri karanlık.

Umudun ufkunda güvercinler ölüyordu; tek tek yüreklerde yeraltı sızı.

Zehir zıkkım gibiydi günler ama hayat devam ediyordu her şeye rağmen…

Aşkların ve sevdaların yeşermeye yüz tuttuğu dönemde yıkılmıştı cumhuriyet.

Katliamlar korkakların işiydi; belki de insanlar uzun müddet bu yüzden yerlere tükürüyorlardı.

Kaç şafak ölüm sessizliğinde karşılandı, kaç şafak.

Lefkoşa’yı Lefkoşa, memleketi memleket yapanlar bir dala tutunur gibi tutunmuşlardı hayata… bir dala… her tuttukları dalın kırılacağını bilmeden…

Mahallelerinde çok, memlekette az idiler.

Sokaklar bağlıyordu birbirlerini; damları ve duvarları birbirine yaslanmış, kapıları dirsek temasında.

Hayat göz, gez ve arpacıktan ibaretti, her seferinde kitaplara kan damlıyordu.

Bu yüzden oluşan garip düzenin adına “BEY Faşizmi” denmişti; baştan aşağı emir komuta zinciri içinde müstear isimli askerler tarafından yönetiliyordu memleket.

Biri gidip biri geliyordu ve ahalinin o güne kadar görmediği çok şeyler oluyor; insanlar bir birine düşürülüyor; birbirlerine düşman ediliyorlardı; işin aslı düşman edilenlerin kimisi hısım akraba, kimisi konu komşuydu…

Çocukların bir ayak oynadıkları sokaklar tel örgülerle, varillerle kesiliyordu boydan boya; öteye geçmek yasak, konuşmak yasak, savaşa, kana ve baruta karşı çıkmak yasak.

Kirpikleri gözyaşlarına bata çıka büyüdü onlarca babasız çocuk; gidip de gelenler vardı, gidip de gelmeyenler vardı.

Ölenleri sessiz yıkadılar, sessiz gömdüler.

Gözyaşının ne dili vardır, ne rengi, ne de milliyeti.

Lefkoşa’nın duvarları böylesini görmemişti; boydan boya kazılmıştı hisarlar, o hisarların üstünde mevziler ve altında sığınaklar.

Şarkıların sessiz söylendiği, kemanların sessiz çalındığı yıllardı; neşe ve sevinç pamuk ipliği ile boğulmuştu.

O yıllarda dünyada bir değişim vardı ama kim bunun farkındaydı.

Fidel Castro devrimi tamamladığında Kıbrıs’ta da cumhuriyet kurulmuştu ama kim onlar gibi bağımsızlık için sokaklara dökülmüştü ki?

Bedeli ödenmeyen; uğruna kavga verilmeyen hangi rejim ayakta durabilir?

Karmaşık yıllardı, kimse gelecekte ne olacağını bilmiyordu.

Şimdi biliniyor mu?