Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GERÇEK YURTSEVERLİK VE VATANDAŞIN HİZMETİNDE…

Eski gazeteleri okumaya bayılıyorum. Tarihin içine girmiş gibi hissederim kendimi.
Eski fotoğraf albümlerinde kalan anılar büyük keyif verirler bana. Yaşadığımızın ve geçirdiğimiz deneyimlerin en önemli kanıtlarıdır onlar.
Eski yazıları sık sık yeniden gözden geçiririm. Ve göğsüm sıkışır, yüreğim daralır.
Yüzyılın başından beridir aynı konuları tekrarlayıp durur eski köşe yazıları.
Kıbrıs Türkü ne olacak?
Çünkü yüzyılın başından beridir varoluş sorunu yaşıyor Kıbrıs Türkü.
Ve onun yarattığı onlarca yan sorunla boğuşup duruyor.
Göğsüm sıkışmasına ve yüreğimin daralmasına rağmen bu köşenin yazarının eski yazılarına yer vermeye çalışırım, bu sütunlarda.
Nasıl kendi kendimizi tekrarlayıp durduğumuzu anlatmak için.
Bir de unutkan olan insan hafızasını tazelemek için.
Aşağıdaki yazı 2 Haziran 2001 yılında kaleme alınmıştı.
Aradan geçen 12 yıllık sürede çok şeyler değişti fakat yazının ana fikri değişmedi.
Aslolan halktır ve gerçek yurtseverlik halkı hükümete, devlete karşı korumaktadır.
Çünkü devletin yaptığı veya yapmadığı icraatlarla mağdur oluyor bu halk.
Ve vatandaşın hizmetinde bir devlet yaratılmadıkça da mağduriyet devam edecek.
İşte o yazı;

      ***

Bir söz vardır;
– “Gerçek yurtseverlik, halkı, hükümete ve devlete karşı korumaktır.”
Hükümetin halka rağmen ve halka zülüm edercesine yaptığı icraatlardan, kendini devlet yerine koyan görevlilerin devletin “kutsal çıkarları adına” yaptığı kötülüklerden sıradan insanları korumayı anlatır bu söz.
Ve bence de gerçek yurtseverliğin ta kendisidir.
Günümüz demokrasilerinin en büyük zafiyeti, tıpkı krallıklarda olduğu gibi bireyi, örgütlü devlet gücüne karşı korumasız bırakmasıdır.
Kişi hak ve özgürlüklerinin olabildiğince geliştiği modern zamanlarda bile devlet ya da hükümet içinde örgütlü bir güce dönüşen kimi odaklar, devleti kendi çıkarları veya ideolojileri doğrultusunda kullanabilmekte ve sonuçta binlerce-milyonlarca insan bu yüzden acı çekebilmektedir.
En basit şekli “ben yaparım olur, beğenmeyen 5 yılda bir gerçekleşen seçimlerde oy vermez” olan, en üst boyutta ise “biz devletin yüce çıkarları için ne gerekirse onu yaparız” gibi çok tehlikeli eğilimler aslında çağdaş demokrasinin önünde en büyük engeldir.

     ****

Dünyanın 2 kutba ayrıldığı soğuk savaş döneminden kalma devlet modellerinde bireyler yani vatandaşlar devlet için vardılar.
Devlet dokunulmayan, sorgulanmayan, erişilmeyen ve her şeyi yapma hakkına sahipti. Bu yüzden devlet mekanizmasını elinde bulunduran çıkar grupları da o denli güçlü ve dokunulmazdılar.
Yeni yüzyılla birlikte, “devlet vatandaşın hizmetinde bir kurumdur ve aslolan insandır” anlayışı gelişmeye başladı.
İnsanların eğitim düzeyinin yükselmesiyle doğru orantılı gelişen bu anlayışa göre, vatandaşları devletin veya hükümetin yanlış icraatlarından koruyacak, devlet olanaklarını ele geçirip çıkar sağlayanları ortadan kaldıracak sistemler oluşturuldu.
Örneğin basına bu anlamda önemli misyonlar ve sorumluluklar yüklendi. Basın, bir devleti oluşturan temel organlar olan yürütme-yargı-yasamanın yanında dördüncü güç olarak anılmaya başlandı.
Demokrasinin geliştirilmesi ve düşünce özgürlüğünün sınırlarının genişletilmesi, düşünceleri serbestçe yayma hakkının en temel insan hakkına yükseltilmesi çağdaş insana korunması için verilen önemli silahlardır.

      ***

Halkı devlete ve hükümete karşı korumak, aslında ülkeyi korumaktan başka bir şey değildir.
Dünyanın yakın tarihi devleti-hükümeti ele geçirenlerin dünyasal çıkarları nedeniyle halka zulüm etmesi ve bu yüzden çıkan iç savaşlarda ülkelerin bölünmesi veya yok olması örnekleriyle doludur.
Bugün hala birçok Latin Amerika veya Afrika ülkelerinde iç savaşlar hüküm sürüyorsa ve aynı ülkelerin insanları yıllardır birbirlerini öldürüp duruyorsa “halkın korunması” kavramının ne denli önemli bir bir şey olduğu ortaya çıkar.
Devlet ya da hükümet erkini elinde bulunduranlar her zaman doğru ve iyi icraat yapmazlar.
Kötü icraata direnme hakkı, ülkenin temellerini sarsacak halkı ülkesinden soğutacak uygulamaları reddetme hakkı ve sonuçta halkın korunması hakkı çağdaşlığın olmazsa olmazları arasındadır…