1988 yılıydı, mesleğe yeni başlamıştık.
“Karpaz’da bir şeyler oluyor” haberiyle düşmüştük yollara.
Karpaz’da bir şeyler oluyordu da ne olduğunu bilmiyordu kimse.
En azından Lefkoşa’da yaşayanlar habersizdi.
Cep telefonu hak getire her köyde bir telefon vardı o zamanlar. Çoğu da çalışmaz durumdaydı.
Zaten “bir şeyler yapmak isteyenlerin” ilk işi telefonları kesmek olurdu, sonra da elektrikleri.
Yola çıktık gidiyoruz ama konudan bir haberiz.
Monarga’nın oralarda durup, sorgu-sual etmiştik de alabildiğimiz tek yanıt “akşam elektrikler kesikti, çok sayında askeri reo girip-çıktı bölgeye” olmuştu.
Askeri reoların izlerini süre süre Gelincik köyüne ulaşmıştık.
Köyün girişinde çocuk yaşta sayılabilecek bir çoban ve önünde bini aşkın koyunla telaşlı bir şekilde bekliyordu.
“Bu kadar çok koyun kimindir” diye sormuştuk doğal olarak.
“Köylülerindir” demişti çocuk çoban.
“Köylüler?”
“Dün akşam hepsini götürdüler…”
****
“Operasyonun” boyutunu birkaç gün içinde çözebilecektik.
Çünkü adeta tek bir tanık bile kalmamıştı geride.
Karpaz’daki Kürtlerin büyük bölümü pijamalarıyla evlerinden alınıp, bir gece askeri reolara doldurulup, Mağusa’da gemiye yüklenip sınır dışı edilmişlerdi.
Evleri, bahçeleri, tarlaları, hayvanları ortada kalmıştı.
İnanılmaz bir insanlık dramı yaşanıyordu. Ve belirli kesimler hariç kimsenin sesi çıkmamıştı.
Öylesi bir destek vardı Kürtlerin bu insanlık dışı sürgününe.
Mağusa’da gemiye doldurulanlar Mersin Limanı’nda “serbest” bırakılmışlardı.
Fakat gidecek yerleri yoktu.
Büyük çoğunluğu 1975 yılında Kıbrıs’a getirtilmiş ve getirildikleri topraklarla bağları koparılmış insanlardı.
Zaten getirildikleri topraklar da boşaltılıyordu o dönem. Yüz binlerce Kürt zorunlu göçe tabi tutuluyordu.
Neyse, bir gece Karpaz’dan götürülen o insanlar yıllarca Mersin Limanı’nın çıkışında kurdukları naylondan çadırlarda yaşamak zorunda kaldılar.
Hep Kıbrıs’a geri dönme umuduyla yaşadılar.
***
Son meydana gelen olaylarda bir kez daha görüyorum ki Kıbrıs Türkü’nün taraf olmadığı bir kavga sürdürülüyor bu topraklarda.
Kürtler her daim potansiyel tehlike olarak görülüyor ve “yakalanıp” sınır dışı ediliyorlar.
Muhtemelen tutuklanan 14 Kürt öğrencinin de akıbeti o olacak.
Ve bunun utancı Kıbrıs Türkünün hanesine yazılacak.
Eğer yasadışı işler yapanlar varsa yargılarsın ve cezasını verirsin.
“Kirli bir savaşın” sathı değildir bu topraklar.
Hukuksuzluk Kıbrıs Türkü’nün müstehakı değildir.
Üstelik Türkiye’de barışa ve uzlaşmaya bu denli yaklaşılmışken, bunu Kıbrıs üzerinden bozmak kimsenin haddi olmamalıdır.
Kürtler de dahil bütün öğrenciler bizim misafirlerimizdirler.
Yasalar onlar için de geçerlidir.
Ötesi, bazılarının sürdürmeye çalıştığı “kirli savaşın” ta kendisidir.
Reddetmek gerekir…
































