Muhteşem çözümler…
Borcu borçla öde…
Kiranı borçla öde…
Borcunu yapılandır, pul parası benden…
Sıkışırsak memur maaşlarını keseceğiz…
Geçen yıl yapılan uygulamanın benzeri, bankalara olan borçların ötelenmesi bile yok.
Nedir biliyor musunuz, özel sektörün gazını almanın tek yolu, memur maaşına saldırmak. “Bak ondan alıp sana vereceğiz” falan. Özel sektör-memur birbirine düşsün, gündem değişsin, kurtulsunlar…
Tufan Erhürman’ın geçen gün söylediği, beyan edilmemiş servetlerle ilgili mevzuata şöyle bir baktım; Vergi Usul Yasası’nın 30. Maddesinde özetle, Gelir Vergi Dairesi şahısların servet vergisi yükümlüsü olduğuna karar verebileceği ve servet beyannamesi vermesini talep edebileceğini yazıyor. Vermekte kusur edenler, cezaya tabi… Bu yasa maddesi orada durur, ihlal edildiği de bal gibi bilinir ama uygulamak asla arkadaşların aklına gelmez. Bu birinci…
Arkasından toplanmayan pandemi öncesi vergiler. Bunda da yapılacak şey basit. “Piyasa kapalı, herkes sefil perişan vergi ödeyecek durum yok” denebilir. Gelir durumuna bakarsın, bir de ödemediği borcun miktarına, ödemede sıkıntısı olmayan bellidir. Ancak, serveti ödediği verginin çok üstünde olanlar tespit edilir, borçlarını ödemeye zorlanır.
Bunları yapmayan hükümet, ha bire milleti birbirine kırdırıyor.
Çünkü gerçekten çaresizdirler, çünkü çare bulacak kapasiteleri de cesaretleri de yoktur…
Uluslararası hukukun içinde olmayı tam da bugünler için isterdik.
Bu ülkede hiç olmazsa 74 sonrasında oluşan sermayenin devlete olması gerektiği gibi yansımadığı ortadadır. Bu tek kelimeyle adaletsizliktir. Sonuçta da hem vatandaşları, ama ondan önemlisi işte bugün yaşadığımız gibi, devleti acizlik içine düşürür…
Dün bir haber okudum; Avrupa Birliği, Türkiye’den, AB ülkelerinde yaşayan Türklerin vergi durumlarını gösteren belgeyi bekliyormuş. Verdiği süreyi yine uzatmış, orası bizi ilgilendirmiyor.
Vergi Konusunda yürürlüğe giren Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, Türkiye’nin de içinde olduğu taraf ülkelerin vatandaşlarının vergi bilgilerini diğer taraf ülkelerle paylaşmasını öngörüyor.
Nedeni de; vergi kaçakçılığını, yurtdışına beyansız nakit aktarılışını ve kara parayı önlemek…
Bunun dışında tüm vergiler denetime tabi. Hem de en üst düzeyde. Öyle kafaya göre takılma yok.
Düşünsenize, bizim buralarda da bu sistem geçerli olsa, bu devlet bu kadar acz içinde olur muydu?
Siyasi ilişkilerin, feodal ilişkilerin verdiği zarar önlenmez miydi?
Hani “statükoculuk” denilen şey var ya, işte tam da budur. Bu kötü düzenin sürmesini isteyendir statükocu. Öyle AB’nin ya da başka bir üst organın tarafsız denetimine girmeden, küçük dünyamızda sadece gelecek seçimi garanti ederek siyaset yapmak. Biz öyle insanlarız ki, Türkiye’nin “yanlış yapıyorsun” dediğini bile duymazdan gelebiliriz. Çünkü Türkiye para gönderir, hesabını sormaz; öyle alıştık.
Neden bu haldeyiz diyenler bir de böyle düşünsünler…
AB uyum yasaları falan çıkarılır zaman zaman da biz de heyecanla okuruz, oysa yaşadığımız, kendi var olan yasalarını bile uygulamayan bir ülkedir…
YERİN KULAĞI VAR
BÖYLESİ NE GELDİ, NE GELECEK:
Bugüne kadar böyle başarısız bir hükümet ne geldi, ne gelecek. Ülkenin her yeri yangın yerine dönmüş, herkes perişan bir bekleyiş içinde. Gözü kulağı bizi yönettiğini sananlardan gelecek müjdeli bir haberde. Ve Başbakan çıkıp yardım bekleyen esnafa, “borçlanın” diyor. Bugünkü ortamda piyasayı bir nebze ayakta tutan memura ise, her ay yeniden “maaşınızdan kesinti yapabiliriz” mesajı veriyor. Sevsinler sizin yönetim anlayışınızı…
TEMCİT PİLAVI GİBİ:
Dikkat edin hem Tatar, hem Saner her açıklamalarının içine mutlaka “egemen” sözünü koyarlar. Aslında egemen olmadığımızı en iyi bu ikili bilir. Birisi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, diğeri ise partisi içinde bunun en yakın şahidi oldular. Acaba diyorum, “40 kere söylersek olur” diye mi düşünüyorlar, yoksa bu toplumu ahmak mı sanırlar…
ÜNİVERSİTELERİN YAPTIĞI AYIPTIR:
Üniversiteler bir yıldır kapalı, öğrencinin gelmesi birinci derecede onların karına. O zaman karantinaydı, pcr testiydi gibi bir ön masrafı karşılamak da onların mükellefiyeti. Doğal olan bu. Ama bakıyorsun, bu ülkeden yıllar yılı kazanç elde etmiş, muafiyetler almış bu insanlar, bunu bile zaten iflas etmiş devletin üstüne yıkabiliyorlar, devlet de bunu üstleniyor. Hem de kendi vatandaşının karantina masrafını ortadan kaldırıp, onları eve yollamayı düşünürken… Memurdan kes, dünya zengin listesine girene katkı yap. Oh ne ala memleket. Siz hala daha oturup seyredin…
NE BAHTSIZ BİR AÇIKLAMA:
Eğitim Bakanı’nın sanatçılara bakış açısını gördünüz mü? “Sıkıntı yaşayan emektarlarımız varsa, kapılarımız da telefonlarımız da açık. Ulaşırlarsa, her türlü yardımı, desteği götürürüz”. Ne bahtsız bir açıklama, dilenci mi bunlar? Alır kararı her neyse açıklarsın, onları da bir kategoriye koyarsın, resmi olarak. Yok öyle “gel de bakalım”… Dilenci mi bu insanlar? İane mi veriyorsun? Sanatçıların diğer sektörlerden, esnaftan, işçiden ne farkı var?
AŞIYA ULAŞMAK İÇİN NE YAPIYORSUNUZ?:
Bir açılımdır gidiyor. Kapatırken içi sızlayan ama çaresini bir türlü bulamayan bir Başbakan, kapanma niyetimiz yoktur dediğinin ertesi günü kapatan bir Başbakan… Oysa çare basit, aşıya ulaşacaksın kardeşim. Bütün dünya aşıya bağlı olarak açılıma giderken, bizimkilerin aşıya ulaşma konusunda yaptıkları tek bir şey yok. Oturmuş, Türkiye ne kadar gönderirse diye bekleyeceksin, sonra da açılmadan söz edeceksin…
YÖK’ÜN KARARI SİZİ BOZAR:
Eğitim Bakanı Amcaoğlu önceki gün yaptığı açıklamada, dün itibariyle (Çarşamba)İstanbul’dan öğrenci getiren tarifeli uçuşların başlayacağı müjdesini vermişti hatırlarsanız. Ben yazımı yazarken henüz bu konuda böyle bir haber yoktu. Derken YÖK’ün açıklaması geldi, salgın endişesi veya barınma dolayısıyla eğitimine devam etmek istemeyen öğrencilerin kayıt dondurma hakkından yararlandırılmasına karar verildi. YÖDAK bu kararı uygulamayacak mı? Yoksa sYÖK’ü de YÖDAK’ı da takmaz mısınız?
FOTO GÜNDEM: Dünya Sağlık Örgütü, aşı olanlara seyahat kolaylığına karşı. ‘Denemeler tam değil, eski kuralları uygulayın’ diyor. Yani çift PCR, ülkesel kategoriler… Tabipler Birliği de aynısını açıkladı, iki doz aşı yapıldı diye insanları koşulsuz ülkeye sokmanın, halk sağlığını tehlikeye atmak olduğunu söyledi. Hükümet ise defalarca yaptığı yanlışlara bir yenisini ekleme aşamasında. 1 Nisan’dan itibaren çift doz aşı olanlara kapıları açmaya hazırlanıyor.

































