Uzun yıllardır sürüp geldiği için artık çaresiz bir tevekküle dönüşen ve “her halde bu kaderdir, bundan sonra da değişmez dediğimiz” son teslimiyette…
Baktık ki 47 yıldır öyle geldi böyle gidecek” dediğimiz çaresizliğimiz hem siyasi hem de yapısal dönüşümler yönünden kara bahtlarını kırarak yeni bir döneme evrildi…
Nitekim 47 yıldır çözüm bekleyen siyasi sorunla ilgili TC Cumhurbaşkanı Erdoğan, “federasyon diye bir şey yok. Geçin artık o işi” açıklamasıyla yeni bir siyasi sorunla ilgili yeni bir yol haritası çizerken; koordinatörümüz Fuat Oktay da “yapısal dönüşümler” vaadinde bulunuyordu.
ASIL büyük iddia ise Ankara’nın “KKTC’nin kalkındırılmasına yönelik kararıydı.” Kararın özetiyle özü de şuydu: “Eğer kendi ayaklarımız üzerine duracak ve en az Rum tarafı kadar kalkınmış bir devlet olma iddiasındaysak; artık kendimizi ‘ekonomiden dijital dönüşümlere’ kadar baştan sona yenilememiz, donatmamız gerekir.”
Kİ hatırlatmakta yarar vardır. Uzun yıllar ne zaman Rum tarafına bakıp da “geri kalmışlığımızın” sızısını yüreğimde duymuşsam, yüzümü Türkiye’ye dönüp işte şu “köşemde KKTC’i bir Güney Rumu kadar bile yapamadın” serzenişlerinde eleştirdiydim!
Hatta Barış Harekâtının büyük Türkiye’sine yakışmaz dediğimce…
İşte şimdi olanlar o beklenen kararlardır. Fakat yetmez! Artık biz de karar vermek zorundayız. Şöyle ki: *** KARAR VERMEK ZORUNDAYIZ: Geçen hafta TC Cumhurbaşkanı Erdoğan ile KKTC cumhurbaşkanı Tatar ve Ersan Saner hükümeti tarafından “iki ayrı devlete dayanan çözüm” konusunda yeni bir siyasi karar üretildi.. Ancak olay henüz ne Türkiye ne de KKTC Meclislerinde görüşülmedi. Hatta “iktidar-muhalefet partileri arasında bu konuda bir mutabakat da söz konusu değil.. Nitekim bizdeki bazı siyasi partiler kararı onaylamadılar..
Yani iki “devletin cumhurbaşkanları ve dışişleri bakanları” tarafından varılan “iki devletli yeni çözüm mutabakatı” henüz pişirilme aşamasındadır. NİTEKİM geçen hafta olaya bu yargıyla bakarken “toplum olarak bir referandum gerçekleştirip “adada resmen iki ayrı devlete dayalı çözümü” halk oyuna sunmamız gerektiğini, ancak bu şekilde “halkların kendi kaderlerini tayin hakkını” (self determinasyon) kullanabileceğimizi de yazmıştım..
TABİ aradan çok zaman geçmedi ama İki gününü aramızda geçiren ve bu süre içinde çeşitli temaslarda bulunan Fuat Oktay da KKTC’den ayrıldıktan sonra mevcut siyasi havayı şöyle bir koklayayım dedim… İlk intibam şu oldu: Sanki hiçbir şey olmamış! Kimse iki devletli çözümden söz etmemiş! Asla Federasyon olamaz denmemiş! Hatta Fuat Oktay ne dijital ne de yeniden yapılanmadan söz etmemiş..
…BUNA karşılık hapisten kaçan Rus’un serüveni bizi daha çok ilgilendirdi. İki gün polisten kaçış maceralarıyla oyalandık. Neredeyse Rus’u ulusal kahraman ilan edecektik!
***
NE VAR Kİ ŞAŞIRMIYORUZ: Çünkü biz her yıl bir hükümet yıkıp yerine bir yenisini ikame ederken artık öylesi bir “yönetim alışkanlıkları” oluşturduk ki “yıkılıp giden hükümetlerin yerine gelen yeni yönetimlerin halka yönelik ilk müjdeleri ya “ne zaman gideceklerinin” saptanıp kararlaştırılmış tarihidir yada gerçekleştirecekleri erken seçimdir!
BÖYLR yönetimler ve tabi yöneticilerle devlet yönetilemez! Sadece idare’i maslahatçılık yapılır!
OYSA daha ortada “devlet” lafı olmayan “yönetimler” dönemlerinde bile “beş yıllık planlar yapılırdı. Şimdi bir yıllıkları bile sadece anayasal vecibe olduğu için yapılıyor!
Geçmişte sorunlar sahada çözülürdü. Dolayısıyla halkla istişarelerde bulunulurdu.
Şimdi sorunlar halkın sokaklara dökülüp bakanlık kapılarına dayanıp bağırıp çağırmalarıyla bile çözülemiyor..
Öteden beri gelip giden yönetim takımları iki karpuzu bile bir koltuğa sığdıramıyorlardı. Şimdi tekini bile sığdıramıyorlar… İşte ispatı:
***
İSPATI ORTADA: KKTC’de henüz aklımızda tutamayacak kadar bizim için yeni olan “korona virüsle” ilk tanışmamız 2020 yılı Mart ayının hemen başında Mağusa’da Salamis otelde kalan bir Alman turist kafilesindeki bir kadında virüs tespit edilmesiyle başladı! 141 kişilik kafileyi gönderilen bir uçakla apar topar Almanya’ya gönderdilerdi.
PEKİ patlayıp çatlayan o pandemi başlangıcında iktidar ve siyasi partiler neyle uğraşıyordu biliyor musunuz?
Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle!..
KIB-TEK’in son 10 yıllık ihale dosyalarının mercek altına alınmasıyla…
Bazı kalkınma kooperatiflerindeki yolsuzluklarla!..
Artan trafik kazaları ve bir o sorunumuz eksikmiş gibi artan cinsel saldırılarla!..
Artı döviz vurdu haberleri de zirvede yerini alıyordu! Ki henüz pandeminin başındaydık! ***
YA ŞİMDİ neresindeyiz? Hükümetin “yaz boz” haline getirdiği ilgili kararlara ayak uydurmaya çalıştığımız yerde! Ki lise günlerim geldi hatırıma. Beden eğitimine önce asker gibi yürüyüşlerle başlardık. Öğretmen uyum sağlanması için “Sol.. sol” derken ansızın “sağ” der hepimiz bir anda ayak değiştirirdik…
Ha ne diyecektim? Hükümet milleti sıraya sokmuş “sol, sol” derken ansızın “sağ, sağ” demekte… Neye niçin uymamız gerektiğini anlayamadan şaşkın tavuklar gibi sağa sola kaçışmaktayız…
Kaldı ki pandemiyi yaz boza dönüşmüş alınan kararları bile konuşmuyoruz! Tepede “yetki dağılımlarından” kaynaklı tartışmalarla hükümetin belirli tarihte değil, çok daha erken istifa edebileceğini konuşuyoruz! Yada bazı Bakanların istifalarını! Çünkü becerdiğimiz en iyi icraat zırt pırt hükümet bozup hükümet kurmaktır..
































