Sayın Başaran Düzgün;
Yazılarınızı düzenli okuyorum. Bizim kuşak 30’lu yaşlardan sonra düzenli olarak gazete okumaya ve köşe yazarlarının görüşleriyle ilgilenmeye başladı.
Çıktığı günden beridir Havadis’in düzenli okuruyum. Kusura bakmayın ama yazılanları onaylamadığım zamanlar oldu. Gazeteyi günlük olarak almaktan vazgeçmeyi bile düşündüm. Hatta bir defasında denedim bile. Fakat kör ve sağır olduğumu fark ettim. Sadece televizyonlarla veya internetteki çoğu doğru olmayan haberlerle fikir sahibi olmak mümkün değilmiş.
Kurulduğu günden itibaren UBP’ye oy vermiş bir ailenin çocuğuyum. Galiba Annan Planı döneminde de ailem UBP’ye oy verdi. Galiba diyorum çünkü o dönemden önce UBP’ye oy verdiklerini açıkça söylüyorlardı. Annan Planı’nda biraz sessizleşmişlerdi. Bunda benim de etkimin olduğunu düşünüyorum.
Çünkü “torunlarınızın geleceği için Annan Planı’na evet demelisiniz” diye başlarında çok söylendim. Hatırlarsınız o dönemde Eroğlu UBP’nin başkanıydı ve hayır kampanyası yapacaklar diye Meclis’in damına Yunan bayrağı bile asmışlardı. (Şimdi bu adam nasıl barış görüşmeleri yapar, anlamıyorum.)
UBP ile ilgili benim ve ailem için kırılma noktası kavgalı kurultay oldu. Kurultay UBP içindeki kötü cini ortaya çıkardı. Ve bu cin sırf seçilme uğruna hem partiyi hem de memleketi darmadağın etti.
Son seçimlerde oyumu karma kullandım. Çoğunluğu CTP’deki genç adaylara olmak üzere partilerdeki iyi insanları seçmeye çalıştım.
İnanıyorum ki bu gençler memleketi hayal ettiğimiz düzeye getirecekler. Eski politikacılardan da takdir ettiklerim vardır. Fakat onlar sadece söylemde kaldılar. Söylediler ama yapamadılar. Gençlerin söylediklerini yapacaklarına inanıyorum ve bu konuda umutluyum.
Özellikle de Tufan Erhürman hocadan. İnşallah bu Anayasa’yı değiştirecek çalışmaları bir an önce tamamlarlar. İnşallah kendimize ait sivil ve demokratik bir devletimiz olur.
Artık bunu herkes istiyor. Sağcılar da solcular da.
Havadis’in ve sizin yazılarınızın bu konuda son derece değerli olduğunu düşünüyorum. (Zaten bunun için Havadis’i yakından takip ediyorum.)
Size çalışmalarınızda başarılar dilerim. Umarım yeni açtığınız radyonuzun yanına bir de televizyon koyarsınız.
İyi günler…
Ahmet Kemaloğulları
***
Başaran bey;
Ben evli ve bir çocuk babasıyım. Ticaretle uğraşmaktayım. 2007 yılında yakın bir arkadaşım tarafından şahsıma verilen çeklerin tümü karşılıksız çıkınca benim için ekonomik anlamda zor günler başlamış oldu ki bu tarih aynı zamanda da oğlumun doğum yılına denk gelmektedir.
Hemen bir avukatla görüşüp mahkemede hakkımı aramaya başladım. Çünkü adalete güvenim sonsuzdu. Uzun süren, sürekli karşı tarafın talebiyle ertelenen ve bir türlü bitmek bilmeyen bir mahkeme süreci başladı. 3-4 yılı bulan mahkeme sürecinin ardından alınan kararla karşı tarafa az bir miktar, her ay düzenli ödese bile neredeyse ömrü boyunca ödeyeceği aylık taksitlerde ödeme cezası verildi.
İnanın ben ailemle birlikte buna da razıydım. Çünkü benim de kredi taksitlerim vardı, bunları ödemeliydim. Ama ne yazık ki yine olmadı. Bu sefer de “Mazbata Mağdurları” denen bir şey ortaya çıktı. Bu durumu önceleri anlamaya çalıştım. Çünkü bankalar ile tefeciler tarafından uygulanan faiz oranları yüzünden çıkmazda olan, ödeme zorluğu çeken, hatta dağılan yuvalara bu işin içinde olan biri olarak defalarca şahit oldum. Ancak bir de aynanın görünmeyen yüzü var. Bunu da ben tam 6 yıldır bizzat yaşıyorum. Alacaklı olarak kendi borçlarımı ödemek için neredeyse gece gündüz çalışırken, burcunu ödemesi gereken yani beni dolandıran kişi sürekli eğlencede, yurt dışında gezmelerde hiçbir şey yokmuş gibi hayatını yaşıyor. Son günlerde çıkarılan yasalar ise bunun gibi dolandırıcıların ekmeğine yağ sürmekte. Şimdi sizin aracılığınızla gerçek mağdurları tenzih ederek herkese sormak istiyorum. Acaba hangimiz mağdur? Sırf iyi niyetli olduğu için arkadaşına güvenen mi, adaletin elbet haklının yanında olacağına inanan mı, yoksa mazbata mağduru sıfatına sığınıp borcunu ödemeyen mi?
Saygılarımla
Özgür Tepe
































