Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

İNANMAK İSTERİM…

Basına yansıyanlardan anladığımız kadarıyla, Türkiye ile mali ve ekonomik işbirliği protokol görüşmeleri konusunda beklenen ilerleme sağlanamamıştı.

Dün yapılan anlaşmaların arasında yine mali protokolu görmedik.

Ancak yerel yönetimlerden ulaşıma, alt yapıdan eğitime birçok konuda ikili anlaşmalar imzalandı.

Hayırlı olsun…

En önemlisi aşı… 40 bin dozluk yeni bir sevkiyatın yapılması yaşamsal olarak önemli.

Önceki günden beri yapılan açıklamaları yakından takip ettik.

Kıbrıs konusuyla ilgili yönünü, yapılan açıklamalar bağlamında değerlendirmenin doğru olmayacağını anlayacak kadar tecrübemiz var.

Diplomaside, her şeyin söylenenlerle kısıtlı olmadığını biliriz.

Ömrümüzün geçtiği Kıbrıs meselesinde hep böyle olmuştur.

60 Cumhuriyeti imzalanırken de Annan Planı’nda da, özellikle Crans Montana’da…

Onun için Kıbrıs konusundaki hamaseti ihtiyatla izleyeceğiz. Zira, Kıbrıs konusunun şu anda özellikle de Ersin Tatar’ın ezberci söylemlerine hiç de uymayan bağlayıcı unsurları vardır ve bunların içinin doldurulması gerekir. En basiti “nasıl” sorusunun yanıtı henüz yoktur…

İçte ise, Sayın Fuat Oktay’ın söyledikleri arasında bence en önemli vurgu “siyasi istikrar” konusudur. Sık yapılan seçimler ve sık değişen hükümetler…

Biz de şikayetçiyiz. Böyle olmaması gerekir.

Ancak öyle inanmak istiyorum ki, “istikrar”dan kasıt, mevcudun illa ki devamı anlamına gelmesin.

Daha açık yazarsam, ülkeyi kelimenin tam anlamıyla kaosa sürükleyen bu hükümeti daha doğrusu doğrudan UBP’yi kurtarma çabası olmadığını, bu projeler atağının önümüzdeki seçimlerle bir alakası bulunmadığını görmek isterim…

Daha önceki tecrübelerimizle, içinde UBP’nin olmadığı hükümetlerin bozulmalarının ana nedeninin Türkiye ile protokol görüşmeleri olduğunu biliyoruz.

 

Önümüzde yine bir seçim var ve demokratik yolla ortaya çıkacak irade ne olursa olsun, KKTC’yi ihya ve yeniden inşa etme kararlılığının devam edeceğine, yani siyasi tercihlerin etkili olmadığına da inanmak isterim.

Kim yaptıydı, nasıl olduydu konusu bir yana, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ersin Tatar, yüzde ellinin çok az üstünde bir oyla kazanmış olsa da o seçim irade açısından yaralı bir seçimdir.

Türkiye-KKTC ilişkileriyle ilgili olarak halkta oluşan algının değiştirilmesi önemlidir.

Bu bakımdan oluşan negatif unsurların ortadan kaldırılması, her iki taraf için de şarttır.

Bugün Yunanistan’ı zenginlikte geçmiş olan, kendisi de Yunanistan’la eşit şekilde AB üyesi durumuna gelen Rum tarafı, hala Yunan Başbakanı’na “yanımızda olmanızı istiyoruz” derken, bizim de burada birbirimiz hakkında net olmamız gerekir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan travmanın tekrar yaşanmayacağına bu halkı ikna etmek önemlidir.

Diğer bir yönü de plan proje özürlü KKTC hükümetinin önüne konulan bu projelerin yine demokratik yolla, KKTC’nin yasaları ve kurumsal yapısı gözetilerek yürütülmesinin gereğidir. KKTC’nin başta Anayasa olmak üzere birçok yasasını görmezden gelerek yaptığı icraatlar gibi yürütülürse, sonuçta üzüm yenen değil, bağcı dövülen bir ortam ortaya çıkacaktır ki bunu hiçbirimiz istemeyiz…

 YERİN KULAĞI VAR

ALTINI DOLDURAMIYORUZ:

Adada varılacak bir çözümün federasyon değil, “İki devletli” bir çözüm olacağını söylüyorlar. Ancak HP lideri Özersay’ın dediği gibi, “İki devletli bir çözüm öneriyorsanız; iki devletin BM’ye üye olabileceği, AB içinde daha farklı bir ilişki kurabileceği başka türlü bir ortaklık teklif ediyorsanız, iki devletin ne şekilde uluslararası toplumun bir parçası haline gelebileceklerini tarif etmeniz gerekir”. Maalesef bunun nasıl yapılacağı belli değil.

 

“GERÇEKÇİ FORMÜL FEDERASYONDUR”:

Bu toz dumanın arasında CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, kapsamlı çözüm isteniyorsa bu yolda tek gerçekçi formülün siyasi eşitlik temelinde bir federasyon olduğunun aşikar olduğunu söyledi. “Federasyon modeli sonuç vermemiştir, bunun müsebbibi Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan’dır çünkü paylaşmak istemiyorlar” diyen Erhürman, “iki devletli çözüm’ için yine Kıbrıs Rum tarafının ve Yunanistan’ın ‘evet’ demesini beklemeyi de herhalde kimse gerçekçi bulmuyor” değerlendirmesinde bulundu….

 

24 YILDIR DEĞİŞMEDİ:

20 Temmuz 1997 tarihinde T.C- KKTC Ortak Açıklamasının birinci maddesi aynen şöyle idi;

“1. KKTC bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürecektir; ancak, dünyaca resmen tanınıp, bağımsız ve demokratik bir devlet olarak uluslararası alanda her bakımdan hakkı olan yeri alıncaya kadar, KKTC’nin dış politika menfaatlerinin korunması amacıyla iki ülke arasında özel ilişki tesis edilecektir”. Aradan tam 24 yıl geçti aynı noktada yerimizde sayıyoruz. Ne dünyanın tanıdığı ne de bağımsız ve demokratik bir devlet olabildik.

 

BÜROKRATİK ENGELLER:

Dün imzalananlar kim bilir kaçıncı yeniden yapılanma protokolleridir. Bugün imzalanan maddeler kim bilir daha önce kaç kez imzalanmış, akamete uğramıştır. En basiti, Sayın Oktay’ın işaret ettiği “bürokratik engeller” aslında siyasetin yetersizliğinin sonucudur ve bir türlü kurtulamadığımız bu hantallık, kalkınmayı da günlük yaşamımızı da cehenneme çevirmektedir. İnşallah yine “ben yaptım oldu” mantığıyla yürümezler de kuralına uygun olarak hareket ederler. Bu arada iğneden ipliğe her türlü projenin Türkiye’den geldiği bir durumda, buradaki hükümet ne iş yapar sorusu da sorulmalıdır.

 

GÖRÜNMEZ ADAM OLMAK VARDI:

İki günlük görüşmeler sırasında TC’li bakanlar projeleri sayfa sayfa önlerine sürerken acaba bizimkilere neler söylemişlerdir? Mesela “Biz bunları yapıyoruz da siz ne yapıyorsunuz” demişler midir? “Nedir yahu yaptığınız, yanlış yoldasınız” falan… Ya da “Kaynak yaratın, toplayın artık şu göz yumduğunuz vergileri” denmiş midir? Şimdi bunlar “En iyi parayı biz alırız”ın yanına, “En iyi projeyi biz koparırız”ı ekleyip, yan gelip yatarlar da onun için söylüyorum.

 

PİLLİ DİRENİYOR:

Atama Başbakan Saner ile Sağlık Bakanı Pilli’nin yıldızlarının uyuşmadığı daha ilk günden belliydi. Siz bakmayın Saner’in, “kabine değişikliği yok, Pilli görevinin başındadır” demesine. Aslında Pilli ile derdi olan sadece Saner de değil, kabinedeki birçok isim Pilli’nin salgınla ilgili düşüncelerine ve kararlarına katılmıyorlar.  Saner bu “görevden alma” dedikodularını inkar etse de hem Erhan Arıklı, hem de partilisi Zorlu Töre, gerçek olduğunu söylüyorlar. Saner’in istediği, görevden almak değil, Pilli’nin kendisinin istifa etmesidir…

 

BİLİM VE SİYASET KARŞI KARŞIYA:

Son günlerde siyasetçi Erhan Arıklı ile doktor Jale Rogers arasındaki sosyal medya üzerinden yapılan tartışmayı izliyoruz. Birisi sağlığı siyasete alet ederken, diğeri bunun tam tersini yaparak bilimsel verileri ortaya koyuyor. Keşke herkes uzman olduğu konularda yorum yapabilse. Zaten salgın nedeniyle panik içinde olan toplumun, yanlış ve eksik bilgilerle kafasını bulandırmaya ihtiyacı yok…

 

BEN ŞÜPHELİYİM:

Bu hafta “Saner usulü” kapanmanın sonuna geliyoruz. Hükümet ya tamam ya devam diyecek. Günlük açıklanan vaka sayılarında düşüşlerin yaşandığını duymak güzel bir şey. Ancak, bu rakamların gerçek mi, yoksa sırf tekrardan bir açılmaya zemin olması için bilerek mi yapıldığı konusunda şüphelerim var. Biliyorsunuz hükümet aylardır tam bir kapanma konusuna sıcak bakmıyordu. Ancak gerek doktorlar, gerekse toplumdan gelen baskılar sonucu “Saner modeli” bir kapanmaya onay verilmişti. Vakalardaki düşüş eğer gerçekse tamam da sırf birilerini memnun etmek için yeniden açılacaksak işimiz zor…