Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

İKİ AYRI DEVLET../DIŞTAN MÜDAHALE Mİ?/ DUATEPE VE KATICIOĞLU..

Uzay çağını yaşanıyor denilen dünyada bir virüsün insanları nasıl yerle yeksan ettiğini görmek ömrümüzün son demlerinde bize de nasip kısmet oldu!

Oldu ki eğer insanlık henüz Ay’dan öte ayak basamadığı  bu kâinatta hâlâ yaşamın ve var olmanın sırrına ermeye çalışırken;   gözle görülemeyen bir virüsün bile hakkından gelemeyecek kadar çaresiz olduğunu anlayamamışsa, yuh olsun ervahına!

Şu anda dünyanın irili ufaklı ülkeleri milyonlar milyarlarca paralar harcayarak nereden nasıl geleceği belli olmayan virüsle mücadele etmeye çalışıyorlar…

VE tam böylesi bir dünyasal felaket döneminde bakın Yunanistan ne yapıyor?    2.3 milyar dolar karşılığında Fransa’dan sipariş ettiği 18 adet Rafael savaş uçağı almaya hazırlanıyor! Neredeyse Afrika’nın baluba kabilesiyle bile ittifak yapacak, önüne gelen  her ülke ile ittifak yapıyor, yeter ki Türkiye karşıtı ola!

BİR hezeyan, bir kin, bir düşmanlık  ki ne yerlere ne göklere sığmakta! Ki ne diyor Yunan Savunma Bakanı Panayotopulos, “Türkler Yunanistan’ın hızla güçlendiğini anlıyorlar. Rafael uçaklarının da eklenmesiyle güç dengesinde Yunanistan’ın kefesi daha ağır olacak!..”

…SONUNDA Türkiye karşıtı  ülkeler başardılar! Karşısına “hâlâ neden dost olamadan ezeli düşman olan Yunanistan”ı çıkardılar! “Besleyerek, kayırarak, silahlandırarak ve arkasını sıvazlayarak!”

BU nedenle diyorum: Kıbrıs Türk halkı için elbet koronavirüs en büyük tehlikedir! Ne var ki aşısı zaten bulundu gün gelir üstesinden gelinir..

Fakat hemen her  gün biraz daha manyakça bir tutumla sadece Türkiye düşmanlığı nedeniyle  silahlanmaya devam eden bir Yunanistan ve  onun adadaki beslemesi Rum toplumu ile çatışmak durumunda kalırsak; biline ki KKTC’nin toprak bütünlüğü ile egemenliğini kaybederiz! Hayır savaş alanında değil. Müzakere masasında!                                Çünkü Yunanistan’ı, Rum tarafını  silahlandıranlar için hedef, Türkiye’nin bölgedeki “yükselen gücünün” önünü kesmek, Türkiye’yi sınırları içine kapatırken Doğu Akdeniz’e açılan Kıbrıs’taki varlığını  iyice azaltıp etkisizleştirmektir. Kıbrıs Türk halkı olarak bu oyunu bozmanın tek yolu federasyon çığlıkları atmak değildir. İki tanınmış devlet olgusunda oluşturulacak federasyondur.                                                               Keşke toplum olarak bu konuda  konsensüse varabilseydik.

***

KİM BU DIŞTAN  MÜDAHALE E DENLER? Memleketi yönetme kabiliyeti olmayan insanların neden “politikacı olma” hevesinde seçimlerden seçimlere aday olmaları anlaşılır değildir! Memlekete hizmet aşkı mı?

Öyle ama eğer 1974’ü baz olarak alırsak hâlâ bu memleketin iyi yönetilmediğini neden tartışıyoruz!”

Neden sorunları çözmek yerine katmer katmer katlayarak bir iktidardan ötekine devrediyoruz!

Kİ 1974’den bu yana KKTC 31 hükümet  gördü! Yani ortalama her 1 buçuk yıla bir hükümet!

Bakın eğer Başbakanlık, Bakanlık makamları fantaziya değil,  KKTC’e hizmet mevkileriyse, bu  sorunun çözülmesi gerekir. Çünkü ortada “biz iş yapmak isteriz ama maalesef dıştan müdahaleler vardır” gibilerinden ithamlar vardır ve bu iddialar yeni değillerdir!

Mesela Geçtiğimiz Kasım ayında Hükümet gitti giderken Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay çok açık seçik  şöyle dediydi: “Kurumlara ve seçim süreçlerine dışarıdan yapılan müdahaleler ülkede siyaset yapma alanını giderek daha da daraltıyor ve siyaset yapmayı anlamsız hale getiriyor.”

BENZERİ “laf atmalar” yeni değildir ve hükümetlerde başarısızlığın klasik kamuflajı “dıştan karışıyorlar” savunmasıdır!                       Bilmiyorum Saner hükümetine yada  yardımcısı Arıklı’ya da dıştan “karışmalar” oluyor mu? Ki geçtiğimiz hafta Arıklı Özersay’ı da hatırlatan şöyle bir açıklama yaptıydı: “Devleti zarara sokan, kılıfına uydurulan yolsuzlukların üzerine gidilecektir…”

BU kaçıncı söz ama? Mesela öteden beri başta Dr. Fazıl Küçük  Hava alanı, KIB-TEK, Belediyeler… Olmak üzere hep “yolsuzluklar, dolayısıyla incelenmesi gereken dosyalar silsilesinde hemen her gelen hükümetin ağzında sakız gibi çiğnenen “inceleyeceğiz” laflarına sarmalandıydılar da ne oldu?

Yoksa onlar da mı “dıştan müdahalelere” uğradılardı!  Peki kim bu dıştan müdahale edenler? Artık açıklayın da öğrenelim. Yoksa “müfteri” durumuna düşersiniz!

***

DUATEPE: Geçen   hafta Mağusa iki değerli insanını kaybettiydi. Öğretmen Şemi Duatepe ve Arkeolog Turan Katırcıoğlu.

Şemi hocayı yıllardır tanırım. Limasol kökenli. Uzun yıllardır Mağusa’da ikamet ediyordu.   Tanıdığımca dik duruşu, dürüstlükten ödün vermez tavrıyla ne tek kuruşluk  hak yedi ne de tırnak kadarıyla hakkını yedirtti. Haksızlığa isyan etmesi gerektiği yerde sesini yükselttiğine tanık oldum ki bir ordu insanlar içinde..

Milliyetçi değil, “vatanperverdi!” Bu adada en az Rumlar kadar Tük halkının da   özgür ve egemen olduğuna inanmaz, iman edenlerdendi.. Tutun ki hâlâ içimizdeki bazılarının “Rumla ne güzel yaşardık yaşarız” safsatasının insanı değildi..

Mükemmel bir eğitimciydi. Başöğretmenlik yapmıştı. Kendisini uzun yıllar önce  bana anlattığı şu hatırasıyla yad etmek isterim..

YILLAR önce  Şemi hoca Avusturya’da evli olan kızını ziyarete gider. Gezmeler hoşamadiler arasında bir gün ortasından nehir geçen bir parka giderler.. Sonrasını Şemi hocadan aktarayım:

“BANKLARDA otururken baktım ilkokullu oldukları belli küçücük çocuklardan oluşan bir kafile otobüslerden inmişler öğretmenlerinin nezaretinde sınıf sınıf ayrıldıkları gruplar halinde yürüyorlar. Dikkatimi çekti. Bazı sınıfların önünde iki öğretmen var.. Merak ettim daha sonra bir fırsatını bulup  “öğretmen olduğumu  neden bazı grupların başında  iki öğretmenin   bulunduğunu” sordum..”

ŞEMİ hoca devamla,  “hani her ders yılında öğretmen eksikliğinden şikâyetlerle başlarız ya yeni ders yılına, “darısı başımıza” diye devam etti:   Meğer Avusturya’da bir sınıfa 15 kişiden bir fazla öğrenci kaydolsa hemen bir öğretmen tayin edilirmiş! Yani her 15 öğrenciye bir öğrenci. Bir fazlası da olsa bir öğretmen daha…

ŞEMİ hocaya Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.

 

***

KATIRCIOĞLU: Ve geçen hafta “Turan Katırcıoğlu’nu da kaybettikti. Yıllar önce Mağusa Eski Eserler Dairesi Müdürlüğünden emekli olduydu.  Yıllar yılı Mağusa’daki  eski eserlerle ilgili yarenlik yaptık. Her hisar taşına çocuğu gibi titrerdi.

Ankara Dil Tarih Fakültesinin Arkeoloji bölümünden mezundu.  Mağusa surlar içinde eski eserlere yönelik  çalışmalarını unutmak mümkün değil. Kendisine Allahtan rahmet ailesine başsağlığı dilerim..