Bugün meclis görüşmelerini izlerken kendi kendime sordum:
Nedir demokrasi?
Bizim ülkemizde nasıl yaşanıyor?
Hiçbir yere çekmeden demokrasinin anlamına bakalım:
“Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.”
Ne kadar net anlatılmakta değil mi? Aslında bin yıllar boyunca insanlığın bir türlü kuramadığı denge mi bu yazılan?
1974 sonrasında kurulan hükümetler içerisinde belki de en başarısız, en fazla eleştirilen, liyakatının sorgulandığı, eşitsizliğin vatandaşlar arasında derinleştiği, yönetim eksikliğinin tavan yaptığı bir hükümetle karşı karşıyayız. Doğrudur şansız bir döneme de denk geldik insanlık olarak. Pandemi, covid-19, krizler derken hepimiz cinnet geçirmekteyiz.
Peki bizi temsil etme hakkı verdiğimiz ve seçkin olmasını beklediğimiz, yönetim becerisine sahip olması gereken, bu yüzden aday olan seçilmişler (veya atanmışlar) bu dönemi nasıl geçiriyorlar? Sanırım yönetememenin en uç zamanındayız şimdi. Zamanında alınamayan kararlar, verilen yanlış kararlar, ülkede vaka sayısının göz göre göre, halkın çığlığına rağmen çoğalması ve hükümetin seyretmesi, herkesi çıldırma noktasına getirdi.
Bu yaşananların demokrasiyi de yaraladığını biliyoruz. Yeni bir kuşak geliyor. Siyasilerin ulaşamadığı bir kuşak : Z KUŞAĞI. Aslında apolitik olarak adlandırılan bu kuşak benim gibi pek çok kişinin de umudu. Yeni oy veren veya verecek olan gençlerin, seçimle bir şeylerin değişmeyeceğine inanması, siyasete iyi eğitimli, aklı başında gençlerin girmemesi sanırım bugünkü yavan, liyakatsiz, umutsuz duruma da yansıyor. Z kuşağı, din, cinsel kimlik ve etnisite temelli konularda daha toleranslı ve ilericiler. Partilerin “gençleri kazanmak” adına ürettiği sorun çözmekten ziyade popülist ve yüzeysel vaatler, gençlerin ilgilerini iyiden iyiye kaybetmelerine yol açıyor. Ülkemizde de genç seçmene ulaşmakta partiler zorlanıyor, hatta başaramıyor. Dolayısıyle ortalama, torpile inanan, paranın her kapıyı açtığını düşünen, etik olmaktan uzak, koltuk kaygısını insan haklarının üzerinde tutan, etik değerlerden haberdar olmayan kişiler üst kademelerde yer buluyor.
Memleketin bu hali gençler üzerinde gelecekten umutsuz bir profil oluşturuyor. Doğrudur küresel bir kriz yaşanıyor. Gelişmiş diye nitelendirilen pek çok ülke sınıfta kalmış. Ancak bizim gibi küçük ve kontrolu kolay bir ada ülkesinde zamanında alınacak kararlarla, iyi bir yönetimle en azından hastalığın bulaşması önlenebilirdi, veya en aza indirilebilirdi.
Sosyal medya çıkalı herkes cumhuriyetini ilan etti. Şimdi vatandaşların yazı tahtası oldu bu alan. Kıbrıslılar aktif olarak sosyal medyayı kullanmakta ve fikirlerini söylemektedirler. Düşünce özgürlüğü demokrasinin temelidir. Yalnlış kullanımı da çeşitli zararlar vermekte ve bunu da yakından yaşamaktayız.
Ancak yeni yıl öncesinden beridir yükselen bir çığlık var sosyal medyadan. Bir türlü hükümetimizin yetkililerinin duymadığı veya çeşitli ekonomik veya koltuk kaygılarıyla duyamadığı bir çığlık bu.
Yeni yıl öncesinde vakaların artabileceği, kapanmanın olması gerektiğini binlerce kişi yazdı, haykırdı. Çünkü gidilecek köyün minareleri görünüyordu. Aradan kısa bir süre geçti ve üst kurul herkesin içini rahatlatacak bir karar vererek tam kapanma kararı. Bunun üzerine başbakanımız çıkarak üst kurulun kararlarının uygulanmayacağını ve tam kapanmanın olmayacağını açıkladı. O saat bir bomba patlamıştı. Artık hem vatandaşın sinirleri allak bullak olmuş, güvensizlik tavan yapmış, hem de –en önemlisi- hastalığın hızla yayılması da başlamıştı.
3 tane Alman turist pozitif çıktı diye aylarca kapanan bizler, şimdi genç ölümler, genç hastalar ve durmadan artan vakalar karşısında kapanmıyorduk.Meslek odaları, üst kurulun kararlarına uymayacaklarını açıklayarak bir nevi kapanmama kararında etkili oldular.
Bugün 28 Ocak. Ülke genelinde vakaların ardı arkası kesilmiyor. Durmadan pozitif vaka haberleri geliyor. İnsanlar kendini korumuyor ve bulaşın olmasına çanak tutuyor. Genellikle yönetim başarısız bulunurken, her şeye rağmen bu dönemde Sağlık Bakanı Ali Pilli’yi vatandaş seviyor ve çalışmalarını takdir ediyor. Sağlık bakanının görüşlerinin aslında vatandaşın görüşleri ile örtüştüğü ancak sözünün dinlenmediği kaygısıyla güvens orunu yaşıyor.
Mart ayından beridir insanlık bu hastalık ile mücadele ediyor. Seçimle başa gelenlerin yönettiği ya da yönetemediği ülkelerin gençleri, yeni oy verenler veya verecek olanlar yani Z kuşağı, diğer insanlar gibi aylarca eve kapandı -tam da yeni deneyimler yaşayacak ve sosyalleşecekleri zamanda! Pandeminin getirdiği psikolojik yük bir tarafa, karar alıp, yönetenlerin gençlere, genç beyinlere ve Z Kuşağı’na özel olarak önem verdikleri pek söylenemez.
Bu nedenle, siyasi partilerin gelecek stratejilerini oluştururken bu yeni nesli yalnızca tanımaları değil, anlamaları ve bu anlayış doğrultusunda yeni bir siyasi yaklaşım üretmeleri de hayati önem taşıyor.
Bugün yaşanılan bu küresel kriz ülkemizi bir kaosa sürüklüyor bu gerçek. Bunun yanında ise biz demokrasi ile yönetilen bir ülkeyiz cümlelerine sarılmaya çalışıyoruz.
Bunların çoğu sözlük anlamından ileriye gitmiyor.
The Economist‘deki bir çalışma, 167 ülkede demokrasinin durumun sınanarak , beş genel kategoride odaklanarak demokrasinin bir indeksle bunu ölçülmesi denendi. Bu ölçüm kategorilerine bakarak demokrasinin bizim yaşantımızdaki yerini sorgulama şansı bulabiliriz:
- Seçim süreci ve çoğulculuk
- Sivil özgürlükler
- Devlet fonksiyonları
- Politik katılım
- Politik kültür
Bizim demokrat olabilmemiz için yüz fırın ekmek yememiz gerekmekte. Liyakat sorununun bu kadar tavan yaptığı bir zaman daha olduğunu hatırlamıyorum. Halkın bu kadar güvensiz, bu kadar endişeli, bu kadar risk altında olmasının başlıca faktörlerinden birisi yönetimdeki kusurlardır. Zamanında alınmayan tedbirler sonucunda hastalık son hızla yayılıyor. Geçen haftalarda kapanma kararına uymayacağız diyen meslek odaları bugün tam kapanma önerisi sunuyor.
Olan olup, biten bittikten sonra karar vermeyi, seçilmemiş, eğitim almamış, yetkisi olmayan her vatandaş yapabilir. Bir işte uzmansan, eğitimliysen ve yetkiliysen, olacak olanı önceden görebilme, riskleri tespit etme, önlem alma, riski en aza indirme gibi yetkinliklere sahip olman beklenir. Yani seçilmişsen sen seçenlerin ve de tüm ülkedekilerin temsilcisisin sen. Vatandaşını sen koruyacaksın, önceden önlemleri sen alacaksın. Demokratsan insanların eşit hakka sahip olmasını savunacaksın.
Bizim gibi kayıp bir nesil sosyal medyada devrim yapıyor yaftasını üzerinde taşıyorken, pusuda Z kuşağı bekliyor. Siyasete karşı soğuk gibi duran bu kuşak, eminim ki daha güzel ve adil bir dünya için geçmişin tozlarını alıp, bugünkü sığ yaşantımıza bir umut olacak.
































