Küçük bir toplum olmamıza karşın ister siyasi ister fiziki yönden, dünyadaki ülkelerde ne varsa bizde de vardır! Mesela bizim de koronavirüsümüz hatta artık aşısı da vardır..
Ve her dünya devleti gibi dolayısıyla KKTC’nin aşı sorunu da vardır. Bu nedenle mevcut sorunlarımıza aşının a eklenmesiyle sorunlarımız daha çok artmıştır.
ANCAK: KKTC devleti tüm kurum ve ötesi organlarıyla birlikte “çaresizliği” neden saydığı bir hantallıktadır!
Belki haklıdır da.. Çünkü dünya yuvarlığındaki “varlığına” karşın “yok” muamelesi görmektedir. Türkiye de olmasa yaşam hakkını yitirecek, sonuçta ya kendini tüm adanın sahibi olarak gören Güney’deki Rum yönetiminin sultası altına girecek yada BM’lerin alacağı kararlar kadar hakka hukuka sahip olacak ki bu da Güney’in insafı oranında gerçekleşecek!
…BAKIN Kıbrıs Türk halkı “dünyadaki bu dışlanmışlığını önleyemeden daha çok uzun süre “öyle geldi böyle gider” kaderciliğinin üstesinden gelemez.. Ve bir gün son çarede “federasyona” sarılarak, adayı, hele Türkiyesizlikte.. Güney’le paylaşıp ortak yönetimlerle yönetmek durumda kalırsa.. Önce siyasi iradesini, sonra da varlığını kaybeder. Yani kaybederiz!
Kİ Rum tarafı eğer bir yandan hâlâ federasyonu savunuyor hatta Türk tarafını ikna etmek için “Desantralizasyonu” yani “gevşetilmiş federasyonu” teklif ediyorsa nedeni, “iki devletli” çözümü engellemek istemesidir!”
Peki ada gerçekten de “iki devletli” çözümü kaldıramayacak kadar küçük yada stratejik yönden uygunsuz mudur? Hayır! Bundan uzunca süre önce Dünyada BM’lerce tanınmış bizden küçük kaç ülke olduğuna baktımdı. Ki KKTC’nin yüz ölçümü 3342 kilometre karedir.
VE dünyada bizden küçük tam 195 ülke olduğunu öğrendiğimde şaşıp kaldımdı. Nitekim bunların en küçüklerinden olan ve bir dünya turizm beldesi olarak önemcinde öne çıkan Monoka’nun yüz ölçümü sadece 202 kilometre karedir. Vatikan’ın 0.44 Km. kare.
Kaldı ki bizden küçük bu ülkelere karşın bir avantajımız da BM’lerin etnik halklara dair tanıdığı devlet olma hakkımızdır. Etnik halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı..
…BUGÜN Türkiye ile Yunanistan İstanbul’da Kıbrıs’ı da kapsamına alan Doğu Akdeniz ve ege adalarındaki sorunlarını “istikşafi müzakerelerle” masaya yatıracaklardır.
Fakat bu toplantının hemen öncesinde Yunanistan İyonya denizindeki adalarında kara sularını 12 mile çıkardıydı. Müzakerelere an kala da Ege denizindeki karasularını 12 mile çıkaracağının haberlerini uçurduydu. Yani müzakerelere başlamadan masayı dinamitlediydi!
DEMEK istediğim Rum-Yunan ikilisinden hiçbir barışçı yaklaşım beklenmemelidir. Ne Kıbrıs’ta ne Doğu Akeniz’de. Ki tırmanış bugün değilse yarın çatışmaya doğru evrilmeye devam ediyor..
BU nedenle kendimizi, bir gün Rum tarafıyla gerçekleştirilecek federasyon tezine değil, iki devletli çözüme hazırlamalıyız. Denecek ki o zaman “çatışma olasılığı kat be artmayacak mı?” Savaştan en çok korkan halklar kalkınmış, refah içinde yaşayan ülkelerin halklarıdır. Bunu Rum halkı düşünmelidir. Türkiye’yi de kapsamına alacak olası savaştan zararlı çıkacak taraf zaten 46 yıldır zararlar ve kayıplarla boğuşan KKTC değil, kendini Doğu Akdeniz’in odağı zanneden Rum tarafı olacaktır çünkü bugüne kadar elde ettiği haram kazanımları, başına yıkılacaktır!
***
BİR KAPANIP BİR AÇILIYORUZ: Bir açılıp bir kapanıyoruz! Bunların adına da “tedbirler” diyoruz. Oysa “gencecik insanlarımızla, evlatlarımızla oynuyoruz!”
Lokantaları eğlence yerlerini “aç kapa kapa aç” kararlarında şaşkına çevirmekle kalmıyor” umutlarını umutsuzluklara yediriyoruz!
Halkın önüne adeta ölüm korkusuna sarılı korana virüs tabutunu koyuyoruz..
Aşılamalar bile bu korkuları izale etmeye yetmiyor ki olumsuzluğun büyüğünde en büyük etkisi çocuklarımızı vurması oluyor. Nitekim okullar bir açılıyor bir kapanıyor. Okullarla oynanırken çocuklarımız mğdur oluyor! !
ŞİMDİ yeni bir kararla Milli Eğitim Bakanı hem de “çığlık çığlığa bir açıklamayla diyor ki “ister online ister seyreltilmiş yüz yüze eğitim olsun. Pazartesi (bugün) eğitim başlayacak!”
…MART 2020’den beridir çocuklarımız Amcaoğlu tepkili bu tip itiş kakış kararlarıyla şaşkına çevriliyorlar.. Ağlayanlarını isyan edenleri gördüm.. Okula daha başlamadan “kapandık” kararlarlarıyla şaşkına dönen velilerin düzenlerinin nasıl bozulduğuna tanık oldum.. Tabi ki kaç öğrenci velisinin, öğrencinin psikolojilerinin nasıl bozulduğunu göremeyeceğiz ama bir gün yetişen bu neslin yaşamlarında emarelerine elleyeceğiz!
“PEKİ ne yapılsındı” denecek?
Bu psikolojik yıkıntıyı en aza indirmek için gidermek için Okul Aile Birlikleriyle Okul İdarelerini, Eğitim Bakanlığına bağlı denetçileri, eğitimcileri bu “açılıp kapanma” gibi sürpriz kararlarla karşı karşıya bırakmamak için birlikte karar alacakları bir bütünsellik sağlanmalıydı..
Şimdi alınan kararlar “Sağlık Kurulu” tarafından onaylanmış da olsa veliler için hâlâ “sonu ne olacak” korkularında yaşanıyor! Öğrenciler içinse “of be gene okullar kapandı, of be gene okullar açıldı” yakınma ve usançlarında gelişiyor! Okul yollarında savrulan, evlerinde online eğitim derken dört duvar arasına sıkıştırılan çocuklarımızdır sözünü ettiklerim…
***
KISACA TAKILDIĞIM: (HADİ GÖRELİM BAKALIM)
Tatar koalisyon hükümeti kurulurken HP’ başkanı Özersay’ın öne çıkan vaatlerinden biri “temiz toplum” yaratmak üzerineydi. Tabi ki bunu suyla sabunla değil; kanunlarla, denetimlerle, kimselerin göz yaşına bakmadan, hatır gönül dinlemeden adaletin keskin kılıcı ile yapacaktı.
Ve yaptı Meclis’te Çaluda ile Özgürgün’ü öne çıkardı. Yani balığın kuyruğundan değil, başından işe başladı..
İTİRAF EDELİM. (Ben de dahil.) Özersay imzalı “nerden buldun” sorgulamaları da.. “İmar iskândaki emirnameler” konusu da.. Kısa sürede canımızı sıktı! “Eee be dedik sen de çok oldun!” “Ne emirnamesi ne yolsuzluğu ne rüşveti!”)
VE hatırıma geldi. Bir zamanlar TKP’nin başına geçen Alpay Durduran Mağusa Namık Kemal Meydanındaki bir seçim nutkunda yırtınırcasına bağırıyordu: “Nereden buldun diye soracağız” diyordu! Hızını alamıyor “bu meydanda hesap soracak, sehpalar kuracağız” diyordu…
ÇOK öncelerden bugünlere gelirken bu memleketteki siyasi partiler, hep “temiz toplum” çağrıları yaparak geldiler iktidara.
Özersay son “selefi” oldu.. Şimdiki yeni halefi Erhan Arıklı! “Nereden buldun sorgulamalı “kutsal emaneti” bu kez Sn. Arıklı devraldı. V Arıklı da “soracağım” diyor: “Devleti zarara sokanların, kılıfına uydurulan yolsuzlukların üzerine gideceğim…” Diyor..
Dosyalar elindeymiş. Hadi bir de sizi görelim Sn. Arıklı. Bakalım “mütegallibeye” dünyanın kaç bucak olduğunu nasıl göstereceksiniz!”
































