Türkiye tarihine “İstiklal Savaşı” olarak kazınan, “Kurtuluş savaşı” olarak anılan, “yurtta sulh cihanda sulh” olarak siyasallaşan yıllardan bugünlere kolay gelmedi..
Tutun ki bir asır önce Osmanlının son demlerinde çıktığı bağımsızlık ve özgürlük savaşımı sürecinde çok sancılı ve kanlı olaylardan geçti. Kendi kendine harakiri yaparcasına “askeri darbelerle” sarsıldı her defasında küllerinden yeniden yapılandı.
Fakat Türkiye için asıl ve büyük tarihi dönüm noktası 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı oldu. Kore’de BM’ler askeri gücü olarak savaşmasının ardından Kıbrıs’a yönelik askeri müdahalesi, sınırları dışındaki ilk ulusal zaferi oldu.
BU müdahalenin öncesinde “ulusal bütünlüğüyle devlet iradesi,” Amerika’ya teslimdi demiş olsak yanlış olmayacak!
Uyanış “Jhonson mektubu ile başladı..” Dolayısıyla “Kıbrıs’ta savaşın eşiğine gelinen Erenköy olaylarıyla!”
Ki rahmetlik İsmet İnönü “Amerika’nın tehditkâr mektubunu okuduktan sonra ancak şunu söyleyebildiydi: “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır…”
Söz konusu olan 1963’de Rum Yunan asker ve milislerinin Türk halkına yönelik harekâtıydı. Ve Türkiye Erenköy’e kaydırılan Kıbrıslı üniversite öğrencilerine yardıma koşacak kadar bile hak hukuka ve askeri donanıma sahip değildi çünkü tümü de Amerika tarafından bloke edildiydi!
Kısaca Kıbrıs sorunu ayni zamanda Türkiye’nin de uyanışı oldu. 1974 Harekâtı ise bu kez Amerika’ya karşın gerçekleştirildi..
…TARİHİ ne kadar seversiniz bilmem. Fakat ne kadar sevdiğimizi bilmesi gereken Dr. Nazım Beratlı’nın kulağını çınlatayım. “Bu ülkede hâlâ ve ısrarla Kıbrıs Rum toplumu ile biz bize kalmışlıkta hatta TC’nin garantörlüğü olmadan bile bir federal sistem çatısı altında buluşacağımıza inanan binlerce insan vardır..”
Toplumsal kurumlarımızda bu düşüncelerin propagandalarını yapan yöneticiler vardır.
Ayni kafa yapısına sahip sivil toplum örgütleri vardır..
Tümünün körükleyicisi olan Siyasi partilerimiz vardır…
BUNA karşın Güney Rum Yönetimi bünyesinde, “Kuzey’deki Türk halkının en az bizim kadar bu adada özgür ve egemen yaşama hakkı vardır” diyen tek bir Rum yoktur!
Ha vardır! “Egemenliğin Rum tarafında olacağı bir federal sistemde Türk halkıyla barış içinde yaşamak..” Söyleyebildikleriyle söyleyebilecekleri ancak bu kadardır!
…BUNLARI tekrarın tekrarı da olsalar yazmaya devam edeceğiz… “Edeceğiz” diyorum çünkü bu ülkede vatanını seven, özgür ve egemen devletini savunan insanlar da vardır..
Yazmaya devam edeceğiz çünkü desti kırıldıktan sonra bir daha “bütün” olmaz ki sonrasında ne yazsan nafile olur..
***
ALI’NİN KÜLAHINI VELİ’YE VELİ’NİN KÜLAHINI ALİ’YE GİYDİRME USTASI HÜKÜMETLER!
“Haberlerde” gezinirken mesela şöyle bir cümleye takılırsınız: “Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi Cumartesi akşamı tedbirlerini açıkladı. Hükümet ters uygulamayla kaldırdı!”
Olay ne? Koordinasyon eksikliği!.. “Yetki dağılımda anomali!..” “Ciddiyetsizlik!..” Basiretsizlik!..”
Ki bunların sonucu her daim “mali portre olarak çıkar karşımıza. Nitekim 2020 mali yılının borcu 10 milyarı aştı!
“Peki ne yapıldı da bunca borç yükü altına girildi?” El cevap:
HER yıl yapıldığı gibi seçim yapıldı! Dolayısıyla bir hükümet giderken yeni bir hükümet geldi!
Ancak giden hükümet gelen hükümete eğer Türkiye açıktan parasal katkıda bulunmamışsa, açığı kapatması mümkün olmayan bir borç bıraktı!
SADECE bu borç değil ama! Ayrıca giden hükümet gelen hükümete kısa sürede istihdam ettiği yeni kamu görevlileri yada devlet kademelerine geçici olarak alındıkları için istihdam edilmelerini bekleyen her türden çalışan “geçiciler” de bıraktı!
Daha önceleri de giden hükümetlerin yerine gelen hükümetler benzer “istihdamların” yaratıcı ve uygulayıcıları olduklarından kimseden “gık” bile çıkmadı. Değil mi ki “yok birbirimizden farkımız!”
VE bir gerçek daha yaşandı: Giden hükümetler de gelenler de birbirlerinden farklı olmadıklarından ister muvafık ister muhalif olsunlar.. Bir gün hepsi de “iktidarı yalayacağı” gerçeğinde sürüp giden bu bozuk düzenden yakınmadı! Aksine istihdamlara devam etti! Şöyle ki ne köylerde tarlalarını ekip biçecek gençler kaldı ne hayvancı!
FAKAT asıl büyük travma şöyle yaşandı: Ülkede kimin canı sıkılsa, işi gücü yerinden kaysa, ekonomisi sallansa, sosyal hayatı yaralansa… Ve tüm bunlara suçlu arar olsa önce “Türkiye”yi işaretleyerek rahatladı!
Ve yıllardır Türkiye yüzünden içine düştüğü sıkıntılardan dolayı “haklısın” alkışları arasında teşyi edilen “halis muhlis Kıbrıs Türk insanına” karşın; yine de görüldü ki Türkiyesiz ne ekonomik kalkınma oldu ne KKTC’de üretim adına yaprak kımıldadı..
VE kaç yıldır da narenciye, enginar, kavun karpuz falan dalında; kimileri de bahçelerde kalmakta!
VE kaç yıldır da… Ne zaman Türkiye’deki kredibilitesi dolup miadı sona erse… Müflis işadamı gibi son çarede… Kamu görevlisine verdiği hayat pahalılığını “ödünç alıyorum” diyerek gasp eden.. Gasp ettiği paralarla açıklarını ödemeye çalışan “hükümetler silsilesinde…
Bu kez de çiçeği burnunda Ersan Saner hükümeti girdi devreye!
Memurun, devlet çalışanlarının “hayat pahalılığı” ödeneklerini Ocak, Şubat, Mart ayları itibarıyla ödünç alacak, sonra ödeyecek!
HİKÂYE! Çünkü bu borcu kendinden sonra geldi gelecek hükümetin boynuna asacak!
Nitekim geçen yıl da memurdan galiba yüzde yirmi oranında “geri ödeyeceğiz” deyip maaşlarından kesinti yaptılardı.
Eğer memur, “zarar yok kalsın, varsın bu kez de bizden beter durumda olanlara dokunsun hayrımız” dememiş olsaydı, zaten o kesintiler asla geri ödenmeyecekti! Nasıl dönsündü ki? Yenisi kapıda!
…KISACA artık Kıbrıs Türk halkı, kamu görevlileri falan gelip giden hükümetlerin yarattıkları bozuk düzenlerden kaynaklı parasal açıklarını da kapatıyorlar!
NE devlet olduk ama? Komünist rejimler bile bu kadar büyük bir “halkçılığı” beceremedilerdi! Meğer asıl “komünist rejim” KKTC’de yaşanıyor! Rusya’nın kulağı çınlasın!
































