Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

VİRÜSÜN AZGINLIĞI../ GENE ŞU KOOPERATİFÇİLİK../ VE İŞTE  VATANIMIZ!  

Çocuktum..  Ucu ucuna  2. Dünya savaşının sonunu hatırlarım. “Savaş bitti” deniyordu ama zaman zaman yine de o yıllarda “tehlike borusu” dediğimiz “alarm aygıtı” çalıştırılır, çıkardığı acaip homurtulu  sesi işitildi miydi surlar içi ahalisi hisarların mazgallarına koşarlardı.

Tutun ki öylesi güvenli ve doğal sığınaklar ancak mağaralar olabilirlerdi..

Talihe bakın! Mağusa Surlar içinin o mazgalları 46 yıl sonra bir kez daha Rum saldırıları nedeniyle Mağusa Türk ahalinin sığınıkları olacaktı!

…Kısaca Kıbrıs  “halkı” diyeyim, çok çekti de ders oldu mu? Şimdi de Koronavirüs tehdidi altında yaşıyor ve insanların hayatları Türk’ün Rumunun  altüst oluyor!          Üstelik ne zaman dineceği yada biteceği belli değil! Ki bitti dendiği yerde bulaşıcı vakalarıyla yeniden ortaya çıkıyor! Anlıyoruz ki  aya çıktığı, dijital bir dünya yarattığı  için övünen büyük insanlık, meğer bir virüs kadar bile güçlü değilmiş! Üstelik çaresiz!

Peki ders olur mu bari?  Hayır! Olsaydı beraberinde dünya barışını  da getirirdi. Oysa ne savaşlar bitti ne siyasi husumetler! Şöyle ki Akdeniz’in asude adası olan Kıbrıs’ı bile  her an patlayacak bir bomba haline getirirlerken; virüse karşın bile Türk-Rum halklarını birbirlerine yönelik husumetten, Rum’un Türk’e yönelik nefretinden  kurtarmaya yetmedi!

Nitekim şimdi çok daha iyi anlıyoruz: En büyük virüs ulusların birbirlerine duydukları  nefret ve düşmanlıktır..

En büyük varlık mücadelesiyse, bir karışı uğruna bile  savaşılacak kadar önemli olan “toprak” olmakta!

Nitekim ispatını görüp yaşıyoruz. On aydır sürüp giden virüs belasına karşılık hâlâ birbirlerine uzak duran, tedbirler yönünden işbirliği yapmayan Türk ve Rum taraflarını, Maraş’ın yeniden imar iskâna açılması çok daha fazla ilgilendirmektedir!

Sadece “ispatı kendinden menkul” bu gerçeğin bile Kıbrıs siyasi sorununun bir Türklük Rumluk olayı ötesinde “egemenlik kavgası” olduğudur! Aidiyet duygularında beslenen “sahiplik” güdüsüdür! “Benimdir benim kalacaktır” inancından kaynaklanan inattır!

  1. dünya savaşından bu yana Kıbrıs adasının üzerinden çok sular aktı! Kıbrıs veba, trahom, tifo, verem, sıtma, okinekoks salgınlarından kırıla döküle, bugünlere sadece geride sağ kalanlarıyla gelebildi!            Şimdi işte o geride kalanlardırlar ki virüse inat kendilerini ölümüne bir Kıbrıs sorunun gayya kuyusuna attılar.. Ki bir gün virüs bile biter yiter, bu Kıbrıs davası bitmez!

Bayan Lute eğer bunun idrakindeyse,  en azından iki ayrı devletin çok daha sağlıklı ve barışçı ilişkileri olacağı gerçeğinde “federasyon” gibi yamalama ve her an bozulacak bir “rüyasal”  sistemin arkasından koşmaz.                                                                                                       ***

YİNE KOOPERATİFÇİLİK DİYORUZ:

Geçen gün iki haberi üstü üste koydumdu: Şöyle:

21 Aralık “Dünya Kooperatifler Günüydü.”

Ve o gün KKTC’nin seracıları “yeterli alıcı bulamadıkları için ürünlerini maliyetin de altında sattıklarının şikâyetini yapıyorlardı!” “Böyle geldi böyle gitmez” diyorlardı!

Anladım ki seracılar da onca örgütlü ve “birliklerine” karşılık paçayı aracılarla tefecilere kaptırdılar! Yoksa neden “ürünlerinin ellerinde kaldığının şikâyetini yaparlarken; tüketici yurttaş da sebze meyve fiyatlarının pahasından şikâyet etsindi!

Ki “İsrail’de hâlâ “kibuts” tipi köyler “kolektivizm” bilinciyle çölde bile narenciye üretiyorlar..

Hâlâ çarşı pazarın ürün ihtiyaçlarını haftalık günlük periyotlarda saptandığınca üretmekte, sevkiyatını bizzat yapmaktadırlar..

…Kısaca: Her zaman rahmetle andığım İsmet Kotak’ın da yıllar öncesi  çabalarıyla sadece batan kooperatifleri yeniden işlevsel hale getirmedi, yeni yeni kooperatifler  de oluşturarak   “aracılar” devreden çıkarttıydı ki; üretici bir kez daha kendi “efendisi” olabilme fırsatı yakaladıydı..

Fakat artık bu ülkede bir “Dünya Kooperatifler Günü” olduğu bile hatırlanmıyor!

DOLAYISIYLA Kıbrıs Türk halkı TC’den akan suya karşın hâlâ pahanın pahası sebze meyve satın almak zorunda kalırken,  ötede bir avuç  kıymaya da okkayla para veriyor..

Kaldı ki eğer “Koop Sütçülük” de olmasaydı bugün sadece kalitesiz süt ürünlerine mahkûm olmakla kalmayacak,  pahası cepler yakacaktı! Neyse ki vardır da piyasayı dengede tutuyor!

…TABİ seracıların asıl şikâyeti “yeterli alıcı bulamamaktan!  Açık seçik “pandemi” turizmi vurduğundan “ürün seralarda kaldı!”

Buna karşın yine “kooperatifçilik” diyoruz. Çünkü sadece aracıyı tefeciyi saf dışına itmekle kalmaz, “üretimin  plan ve programıyla disiplinini de sağlar!”

Vesselam İngiliz sömürgesinden kalmış olmasının da sağlayacağı gelişmişlik dolayısıyla yararına karşın,  “koop. bilincinin” hâlâ toptancı tefeci taifesine tutsak edilmesi,  KKTC üreticisinin talihsizliği olmalıdır!                                                                               ***

KISACA TAKILDIĞIM: (İŞTE VATANIMIZ!)

Hükümetler gider hükümetler gelir..    Seçim olur biter, yenisi zaten kapının arkasındadır, hemen gelir!..

Bayramlarımız vardır, biterken biri  öteki gelir…

Tatillerimiz vardır türlü çeşitli!..

Mevsimlerimiz vardır: Bazılarının gelip gittiklerini sezmesek de kışı gelir yazı gider, yazı gelir kışı gider…

Virüs bile alışmış olacak bu dünya hallerimize, bir gelir  bir gider…

FAKAT KKTC dedikleri diyarda ne geldiği için her tarafı kirleten çer çöp  çeker gider… Ne bozulan kırılan dökülen memleketin alt yapısı  dediklerimiz onarılıp, düzenlenip, yenilenir!

Bir yanda adına “çevre kirliliği” denilen artık  yerlere göklere sığmayan “artıklarımızla zibilliklerimiz” öte yanda viran harap olmuş alt yapımız!

İşte üzerinde yaşadığımız vatanımız!