Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

SANDIĞA GİTMENİN NE ANLAMI KALDI

Ulusal Birlik Partisi kurultayında oy kullanan 6 bin 801 üyenin 2 bin 706’sının oyunu alarak birinci gelen ve en yakın rakibine 604 fark atan Faiz Sucuoğlu eğer UBP kurultayına müdahale edilmeseydi muhtemelen şimdi Başbakan idi.

Fakat gün itibarıyla bakan bile olamadı.

Konumuz Sucuoğlu’nun bakan olup-olmaması değil.

Sucuoğlu UBP Genel Başkanlığına ve dolayısı ile Başbakanlığa çok yakınken kimlerin telkin ve baskısı sonucu adaylıktan çekildiği esas sorundur.

Ve bu sorun sadece UBP’nin değil memleketin sorunudur da aynı zamanda.

Sucuoğlu adaylıktan çekilme sürecini şöyle açıkladı:

“Şu sebepten dolayı kurultaydan çekilin dediler. İlk önce beni destekleyen arkadaşlar davet edildi, benim çekilmem yönünde bir düşüncelerinin olduğunu arkadaşlara ilettiler. Sebep sorulduğunda, hiçbir sebebin olmadığını söylediler. Tamamen bir rica ve dostluk nedeniyle rica edildiğini söylediler, ‘Faiz Bey bizi kırmasın’ dediler. Benim bir yanlışım var mı diye sordum, ‘biz bu vazife ile geldik, bu kişisel bir şey’ dediler. Adaylıktan, diğer aday (Hasan Taçoy) lehine çekilmemi rica ettiler. En sonunda karşı tarafın çekilmesi halinde, benim de çekilebileceğimi söyledim. Telefon açıldı, 10 dakika sonra cevap geldi, Hasan Bey de çekildi.”

 

                                                                                              ***

 

UBP kurultayına yapılan müdahale Kıbrıs Türkünün siyasal iradesine yapılan daha büyük müdahalelerin bir uzantısıydı.

Ve Kudret Özersay’ın da açıkladığı gibi iş milletvekili transferine  kadar vardırıldı.

3 HP’li milletvekilinin azınlık hükümetine destek vermek için partilerinden istifa ettirilmeleri de Özersay’ın deyimi ile “planlı bir dizayn” idi.

Ama öncesinde Kıbrıs sorunu dizayn edildi.

Annan planına evet diyen irade sonrası yıllarda da  devam etti.

Kıbrıs Türkü federal temelde bir çözüme hep destek verdi.

Türkiye’yi federal çözüm ekseninden uzaklaştırmak isteyen Ankara’daki bir “ekip” önce federasyonu şeytanlaştıracak söylemlerle işe başladılar.

Ardından da dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan da aynısını yapmasını istediler.

Akıncı bunu reddedince “kötü adam” oldu.

Direnince  de lanetlendi ve “Akıncı’dan Cumhurbaşkanı olmaz” kampanyası başlatıldı.

Artık Kıbrıs Türküne “niye Akıncı’ya oy verilmemesi” gerektiği anlatılıyordu.

Rakipleri bunun bir fırsat olabileceğini sandılar ama yanıldılar.

Çünkü “Akıncı’ya oy vermeyin” diye kampanya yapanlar kısa bir süre sonra “mutlaka Ersin Tatar’a oy verin” diye her türlü operasyonu düzenlediler.

Tarihte görülmemiş baskılara imza attılar.

 

                                                                                              ***

 

Federasyon karşıtlığı ile başlayan süreç, milletvekili transferi ile devam ediyor.

Şimdilerde “Ankara’nın istediğini yapacak bir hükümet olmazsa parayı keser” propagandası yapılıyor.

Vatandaş on üçüncü maaşla, pandemi yardımıyla, su ile falan korkutulmaya çalışılıyor.

Üzerinde durulması gereken konu şudur;

Eğer Ankara’daki “ekibin” istediği Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu, parti başkanı ve hatta önümüzdeki süreçte belediye başkanları olacaksa KKTC’de oy bazlı siyaset yapmanın koşulları kaldı mı?

“Ankara ile kavga etmemek gerekir” adı altında Ankara’nın istedikleri olacaksa parlamenter demokrasiye ve siyasi partilere ne ihtiyaç vardır?

UBP’nin içinde (tümü de değil, Sucuoğlu örneğinde olduğu gibi) bazı işbirlikçiler her daim o makamlara getirilecekse Kıbrıs Türkünün sandığa gidip oy kullanmasının ne anlamı kalmıştır?