Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DÜNDEN BUGÜNE

İngilizler adayı aldıklarında (1878) ada Müslümanları şaşkınlık içerisindeydiler, ancak karar Padişah’a ait olduğundan çaresiz beklemeye koyulmuşlar; gözleri kulakları Türkiye’deydi.

İngiliz İdaresi adım adım yeni idareyi yerleştirirken bir avuç Kıbrıslı Türk aydın kıraathanelerde tartışıyor, gizlice örgütleniyorlardı.

Nasıl olsa ada kiraya verilmişti ve verildiği gibi geri de alınabilirdi!

Süreç düşünüldüğü gibi olmadı.

Zaman ilerledikçe Osmanlı dökülmeye başladı.

Osmanlı aydınlarında başgösteren sorunlar meseleyi yeni bir ulusun doğuşuna kadar taşıyacaktı.

Jön Türkler hareketinden Kuvayı Milliye hareketine kadar bir mücadele süreci başlamıştı.

Gözü kulağı Türkiye’deki gelişmelerde olan Kıbrıs’taki aydınlar o dönemlerde Türkiye’de ne varsa, burada da olmasını istiyorlardı!

Jön Türkler oluştuğunda burada da oluştu.

Kuvayı Milliye örgütlenmeleri oluştuğunda burada da oluştu.

Aydınların durumu bu iken gerici ve yobaz kesimler de durmuyordu.

Kıbrıslı gericiler, Osmanlı gericilerini izliyorlardı ki İngiliz destekli Lefkoşalı Derviş Vahdeti gibi Türkiye’deki “31 Mart Vakası” nın öncülerinden biri bile Kıbrıs’tan çıkıyordu. (Vahdeti, Lefkoşa’da Ayasofya Camii’nde müezzinlik yaptı, İstanbul’da Ayasofya Meydanı’nda asılarak öldü.)

Kıbrıs Lozan’da İngilizlere bırakılınca, o koşullarda umutlar epeyce söndü; önceleri 7 bin civarında, sonraları 3 bin civarında olduğu anlaşılan binlerce insan Türkiye’ye göç etti, kalanlar hayatlarını İngiliz İdaresi altında sürdürdü.

Rumların Enosis istekleri arttıkça, Kıbrıs’taki Türkler adanın Türkiye’ye ait olduğunu savundu; eğer İngilizler adadan gideceklerse, Kıbrıs’ın geri sahibine verilmesi görüşüne sıkı sıkıya sarıldı.

Ancak koşullar ne Rumların ne de Türklerin “davası” na hizmet ediyordu.

EOKA döneminde İngilizler sıkışınca Türklerin kulağına “Taksim” siyasetini fısıldadılar.

“Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır” görüşünden sonra “Ya Taksim ya ölüm” davası savunulmaya başlandı.

Kıbrıs Cumhuriyeti bu gürültüler içinde kuruldu ancak adadaki tarafların “bağımsızlık” gibi bir heyecan ve davaları olmadığından ortaklık cumhuriyet 3 yıl kadar ayakta kalabildi; cumhuriyeti savunan bir avuç insanın sözcüleri ise acımasızca katledildi.

63 olaylarının ardından gözler yine Türkiye’deydi.

O yıllarda Kıbrıslılar İsmet Paşa’nın kapısını aşındırıyor “bizi kurtar” diye yalvarıyorlardı.

İnönü’nün “Kurtarmasına kurtaralım da ondan sonra sizi bizden kim kurtaracak?” sözü, geleceğe postalanan bir zarftı sanki.

64’te Erenköy olaylarında Türk uçakları bu bölgeyi bombaladığında, ada Türklerinde Türkiye’nin buraya gelebileceği inancı pekişti.

11 yıllık kapalı bir hayattan sonra, ada Türklerinin öteden beri istedikleri gibi Türkiye adaya müdahale etti; ancak Türkiye’den isteyecekleri bitmeyecekti!

Nihayetinde görüşmeler yolu ile Kıbrıs meselesine çözüm arayışları bugüne değin ne kadar sürmüş olsa da, bu fiili durumda Kıbrıs’ın kuzeyinde kendine özgü bir ekonomi oluşuyor, Türk Lirası kullanılıyor, adaya yeni nüfus ve Türk sermayesi gelmeye başlıyor ve bugünkü durumun oluşmasına uzanan yol asfaltlanıyordu.

Günümüzde akepe Türkiye’sinin bir partinin iç işlerine kadar burnunu sokması şaşılacak bir durum mu?

Bir dönem Bozkurtlar, Sancaktarlar eli ile yapılan müdahaleler, daha sonraları askeri-sivil iktidarlar eli ile yapılmış ve her zaman bunların yalvar-yakar bir halde davetçileri olmuştur.

Tarih sanki tekerrür edip duruyor!

Ancak denildiği gibi tarihin tekerrür ettiği falan yoktur; değişim insanoğlunun elindedir; bunun anlaşılmasına kadar tarih tekerrür eder gibi görünebilir…