Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ADAM GİBİ DEVLET OLMAK…

Yıl 1986 yada 1988 olmalı.. Eroğlu’lu UBP-YDP koalisyonu dönemi. Yani Barış Harekâtının üzerinden 12-14 yıl ya geçti geçmedi.. KKTC’i ilan edeli de 3 dört yıl falan..

Devlet olmak kolay değil diyoruz ama Rahmetlik Denktaş ölmeden Kıbrıs Türk halkının öylesi bir cumhuriyete  layık olduğuna inandıydı ki Kuzey’de Kıbrıs Türk devletini (kurmadı)  ilan ettiydi… “Kurmadı” diyorum çünkü kendine inanan, birlikte hareket eden bir “kadrosu” zaten vardı. Dolayısıyla bugünkü gibi zırt pırt hükümet krizleri yaşanmazdı. Çünkü o yılların siyasetçileri önce dava adamıydı..

NE var ki KKTC’nin ilanını, siyasi arenayı ana muhalefet partisi olarak dolduran CTP beğenmediydi. Bu nedenle KKTC’ye daha ikinci gün “Ka-Ka-Tece” dediydi ki bu büyük yadigârları da zaten öylesine   kalıcılaştı.. Üstelik geçen zaman içinde tam tamına telaffuzunun mealine  uygun hale de geldi! Ki artık yıkılan  hükümetlerin yerine nasıl hükümet kurulacağının şaşkınlıkları yaşanıyor! Neden bilir misiniz?                           HANİ yazıma başlarken “yıl 1986 yada 1988 olmalı dedimdi ya..” İşte o yılların bir yaz günü olmalı.. İktidarda UBP-YDP Eroğlu Koalisyon Hükümeti var.. Mağusa surlar içinin Namık Kemal Meydanında Rahmetlik Necdet Dökmecioğlu’nun dükkânının önündeki yüksek sekide bir iki tanıdık  Mağusa’lıyla  oturmuş ayaklarımız aşağıya sarkık yarenlik ediyoruz.. Tam o sırada meydanın ucundaki Cafer Paşa çeşmesinin önünde, koalisyon, hükümetinde Tarım ve Orman bakanı olan Aytaç Beşeşler gözükür.. Biz Kıbrıslıların ifadesiyle tam bir centilmen. Bir o kadar da  nazik ve naif bir insan. Bir devrede Sivil Savunma başkanlığı yapmış TC kökenli bir arkadaşımız. Beşeşler’in gözükmesiyle birlikte yanımızda oturanlardan biri çığlık gibi çıkan sesiyle bağırıverir: “Be pe….k…”

…Bağıran öldü gitti. Beşeşler de öldü! Arkalarından sadece rahmet okunur. Fakat biri bakan diğeri zaten toplum içinde saygınlığı olmayan bir parazit. Ki “bir özel işini halletmemişler bu nedenle Bakan’a “Pe.…k diye bağırıyor..

***

BU olayı daha önce de yazdımdı. Ki çok sonraları Rahmetlik Beşeşler politikaya da küstü ki  Antalya’ya yerleşmek için KKTC’den ayrılmadan önce yine Mağusa’daki bir rastlantı buluşmamızda  yüzündeki ağlamaklı hüzünle, “geleceklerinizi demişti hiç iyi görmüyorum. Siz kendinizi vatanınızı sevmiyorsunuz, bu davayı kaybedersiniz”  dediydi..

…ARADAN yıllar geçti.. Koalisyon Hükümetlerinden  kurtulamadık. Ve gitgide beterince akresif bir toplum olduk. Türkiye’ye de Türkiyelilere de ve kendimize de sövmeyi moda haline getirdik!  KKTC’de gelip giden hiçbir iktidarı beğenmedik! Saygının yerini sövgülere, birlik beraberliğin yerine husumet ve kıskançlığı koyduk!  Her iki yılda bir erken  seçim yaptık sonra da sağlayamadığımız istikrarsızlıktan dolayı yarattığımız kaotik ortamlarla başarısızlıklarımızı kamufle etmek için bütün suçu Türkiye’ye ve aramızdaki Türkiyelilere yükledik..  Seçtiğimiz Cumhurbaşkanlarına ya Rumcu dedik ya Ankara’nın kuklası! Ve istisnasız aktif siyaseti sürdüren kim varsa hepsine de uyduruk  kulplar takarak  ana avrat düz gittik!

YANİ artık konuşurken ağzımızdan çıkanlar,   karanlık ruhlarımızın yansıması  olan kirli kelimelerdir! En adisinden, en katmerlisinden! Türkiye’ye, seçtiğimiz insanlara sövmek en büyük meziyetimiz oldu! Demek ki rahmetlik Beşeşler doğru söylediydi.. Nitekim şimdi de Sn. Tatar’ı koydular sıraya! Oysa:

***

BAŞINDAN  BERİ BİLİYORUZ:  Sn. Tatar “ben Türkiyesiz iş yapmam” da dedi, “seçilirsem Türkiye ile birlikte hareket edeceğim” de dedi! İleride dediğinin yolundan ve politikasından mı gider bilemem.  Fakat Akıncı’ya karşı “büyük” ekseriyetle olmasa da seçimi kazanan aday oldu..                                                                              Şimdi eğri de otursak doğru konuşalım:         Bugüne kadar Ankara ile hemen her konuda  iyi ilişki kurmanın kime ne zararı oldu ki  faydasından gayrı” diyenlerdenim.       “Bizi Ankara yönetiyor”  diyenlerin de yalancı ve iftiracı olduklarına inanıyorum.. Çünkü:

1974’den beridir Ankara Kıbrıs Türk halkının bu adadaki varlığını idame ettirmesi için sürekli parasal katkılarda bulunurken “her iki yılda kavga edip bir erken seçim yapın, sonra da yarattığınız istikrarsızlıkla memleketin canına okuyun” mu dedi? Hyır demedi!

“ÜRETMEK  yerine tüketmeyi yeğleyin, en lüks arabalarda carta çekerken  toprağa sakın bir çapa vurmayın, ekip biçmeyin, memleketi memur cenneti yaparken, sigortalının canına okuyun” da demedi!

HELE, “devlet kurumlarını rezil rüsva edip yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, kayırmaların, torpillerle atamaların, babalarından kalan çiftlikleriymişler gibi iliklerine kadar sömürün harcayın bitirip tüketin de demedi!

“SAKIN ha ne yol yapın ne  bozulanları onarın, belediyeleri de öyle bir batırın ki bir daha bellerini doğrultamasınlar” da demedi!

…UZAR gider ki Ankara bize hem başbakanın hem de yardımcısının Cumhurbaşkanlığına   aday olmalarını, seçimden sonra memleketi hükümetsiz bırakacak kaotik ortamlar yaratmalarını da söylemedi!  Bu basiretsizlik KKTC’yi yönetmeye talip siyasetçilerimizin marifetidir, Ankara’nın değil!  İzah edeyim:

***

SEÇİM SONRASININ NE OLACAĞI BİLİNMİYOR MUYDU? Mesela Sn. Tatar  aday olarak onca iddia ile katıldığı seçimler sonrasında bir hükümet krizinin yaşanabileceğini hiç mi düşünmedi? Sonuçta bir koalisyon hükümetinin  başbakanıydı ki Cumhurbaşkanlığı makamına atladığı anda zaten kaybeden aday olarak yardımcısı Özersay’ın “çaresiz” kalacağını hiç mi tahmin edemedi? Ki devlet adamlığı odur ki “anı” “günü” değil,  geleceği görür ve geleceğe yürürken arkasında bıraktıklarının da muhasebesini de yapar!

Yani Sn. Tatar’ın “benden sonrası tufan” diye  düşünme hakkı olamazdı.. Nitekim ayağının tozu ile ve geç de olsa Cumhurbaşkanı yetkisini kullanarak  en azından bakanların görevde kalmasını sağlarken, yeni bir hükümet oluşumunun da düğmesine bastı..

“Eee! Daha başka ne yapacaktı” denilebilinir..  İki adayı ve Ankara’yı şaibe altına sokacak gelişmeleri yaratmadan tamamen UBP’nin kendi iç sorunu olan olayı  kol kırılır yen içinde kalır tutumunda halledebilirdi.

UBP’nin başkanlığına talip iki adayın da “adaylıktan vazgeçtik” demesinden kopan kıyameti, “Türkiye öyle istedi” noktasına kadar vardırılan söylentileri önleyebilirdi…

HER ne kadar KKTC böylesi hükümet  krizlerini çok görüp geçirmişse de  bundan sonra da neden öyle geldi böyle gitsin? Hiç mi adam gibi devlet olmayacağız? Bizim için asıl sorun işte budur!