1974’den bugünlere gelinceye dek uzun yıllar ve sürekli “sınır tellerinden uzanıp içine tükürme hakkımın bile bulunmadığı kapalı Maraş’ın her şeyden önce dünyasal bir utancımız olduğunu” yazdımdı.. Deniz sahilindeki lüks otelleriyle bu turistik kent, siyasi sorun ne olursa olsun, Rum tarafı ne kadar muzırlık yaparsa yapsın 46 yıl böyle de kapalı tutulmaz, virane haline gelmesine göz yumulmazdı!
Nitekim Barış Harekâtından hemen sonra, Rumlar terk ettiği için Türk askerinin elini kolunu sallayarak girdiği Maraş’ın, iskâna açılan yerleşim yerleri dışında dikenli tellerle kapatılan sahil şeridindeki lüks otelleriyle ünlü bölge, 46 yıldır kapalı tutulmaktadır.
Oysa hem Annan planında hem Crans Montana’da hem Maraş hem Güzelyurt’un bazı yerleri iade edilmesine karşın Rum tarafı gene de hem “hayır” dedi hem de masadan kaçtı! ***
…MARAŞ’ı iyi bilenlerden biriyim. Hatta oradaki evkaf mallarını da.. 1958’lerden sonra Eoka’nın resmen İngiliz ve Türk avına çıktığı, 1963’de Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılmasına kadar geçen sürede Maraş’ta ikamet eden Türklerle Mağusa’da da ikamet eden Rumlar birbirleriyle evlerini takas ederek Rum ve Türk bölgelerine döndülerdi ki sadece Mağusa surlar içinin yarısı Rum evleriyle meskûndu..
BUNLARI tabi ki “bilmeyenler” için anlatıyorum. Ve ekliyorum: Yıllar sonra ilk kez “kapalı Maraş’ın açılmasına yönelik çabalarıyla Kıbrıs siyasi sorununa “action” getiren Tatar oldu.. Tutun ki kapalı tutulması bir bir kaçınılmazlığın tabusu haline getirilen bu kadavra kenti “açmakla” hem bundan sonrası müzakerelerde koz olmaktan çıkardı, hem de Rum’u boş böğründen vururken şah mat yaptı!
Doğrusu ya Rum ve Yunan ikilisi son dönemlerde hem Ankara hem KKTC tarafından oluşturulan siyasetlerle sıkıştırılırken, kapalı Maraş’ın da açılması başlarına inen balyoz darbeleri oldu!..
OH olsun ama! Önceleri bu “açılma” olayına karşı çıktımdı da düşündükçe diyorum ki bir yandan 46 yıldır kapalı tuttuğumuz için viran harap olan Maraş karşısında bu nedenle utanç duyarken, şimdi imar iskâna açılması karşısında hâlâ “hayır kapalı kalsın” diyecek halimiz de yoktur, doğrusu kimselerin yoktur!
Buna karşın Rum tarafının bağırıp çağırmasına fırsat bile bırakmayarak, Maraş’ın açılmasını hükümet krizi haline soktuk! Bravo bize!
***SEÇİME an kala Maraş’ı açma olayıyla sadece şişeden cini çıkarmakla kalmadık hükümet krizi de yarattık.. Niçin?
Tam da seçime üç gün kala “Maraş’ın açılması kararının” Erdoğan tarafından da büyük destek bulması, Tatar ile birlikte müjdeyi vermeleri, tutun ki “pür’i taze bir “seçim yatırımı” oldu ki evlere şenlik! Çünkü bu kadar açık seçik ve “ey Kıbrıs Türk seçmeni, oyunu Tatar’a ver” dercesine bas bas bağıran bir kampanyayı 1958’lerden beridir seçimlerden seçimlere atlayan bir yurttaş olarak ne gördüm ne işittim!
Evet Ankara pek çok seçimimize müdahale etmişti ama bu kadar aleni değil!
ŞÖYLE ki: “Seçimden sonra hükümet bozulur” dediğimize nazire Özersay, seçimi de beklemeyerek, Başbakan ve Dışişleri Bakanı olmasına karşın Maraş konusuyla ilgili gelişmelerden haberi olmadığını.. Kapalı Maraş’ın hâlâ askeri bölge olduğunu.. Askeri bölge olmaktan kurtulması için Bakanlar Kurulu kararını gerektirdiğini.. Bu nedenle olayın Maraş’ın açılması değil, Maraş’a dair açıklamadır…” Diyerek Tatar’a restini çekti ama olay tam da seçim arifesinde cereyan ettiği için ne gelişmeleri geri çekecek bir hükümet iradesi var ne de Özersay’ın ortaya kesinkes tavır koymasını sağlayacak manevra ortamı var! Vaziyetler idare edilecek.. (Ki bu satırları yazarken Özersaylı HP’sinin hükümetten çekildiği haberi vardı, buna karşın yazımı değiştirmek için bekletmek gereğini duymadan Havadis’e postalım, olacağı olacağına varır diyorum… ANCAK: Bir “doğruyu” yazayım: Benim için tüm adaylar “saygındırlar.” Fakat bu adayların birbirlerine yönelik saygılarının ne kadar ve kaç derece olduğunu bilmiyorum! Dolayısıyla Seçilip göreve geldiği günden beridir Tatar’ı ciddiye almak istemeyenler karşılarında hiç ummadıkları bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı adayı buldular ki “seçimi kazanmak uğruna Ankara’yı bile yerinden oynatacak kadar siyasi irade sahibi!”Maraş’ı da çatır çatır açacak kadar patlak yürekli..
Bildiği yolda bildiğince yürüyecek kadar basiretli..
Üstelik Türkiye’ye her vesileyle bağlılık minnetini gösterecek kadar da çekincesiz ve kararlı..
BİZLER, sizler, ben.. Eleştirsek de “yaptıkları yanlıştır” desek de Ankara’nın Tatar’ı seçtirmek uğruna seçimlere müdahil olmasını kınamış olsak da hatta yakınıp sızlansak da kabul edelim ki ilk kez Ankara-Lefkoşa payitahtları arasında bu kadar sıkı fıkı ilişkiler yaşandı, o denli para akışları, yardımları, yatırımları oldu..
PEKİ Tatar seçimi kazanır mı? Tüm yukarıda yazdığım “siyasetine” Asil’in bile desteğini almasına karşın; bildiğim Kıbrıs Türk seçmeni “bir adayın bu kadar çok ve kör gözüne parmağım dercesine en üst makam sahiplerince açık seçik ve bu kadar sinirleri geren destekler almasına, “Eee ama bu kadarı çok olmadı mı” der! Yani Tatar bunu dedirtti işte! Hem öteki adayları çıldırttı hem de seçmeni şaşırttı! Bu nedenle bu seçmen sandığa gider ve inadına inadına karalar ki vakti zamanında Rahmetlik Denktaş bile kurtulamadıydı bu akıbetten!
Dolayısıyla zaten her iki yılda bir seçim yaparız Cumhurbaşkanlığından hemen sonra başlarız hazırlığa! Bu konuda dünyada bizden daha mayalı devlet yoktur!
































