Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eğitim-öğretim faaliyetlerinin dışına itilenler

İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian iki haftadır birbirine benzeyen iki farklı haberi okuyucuları ile paylaştı. Birincisi; “Ana dili İngilizce olmayan çocukların ulusal sınavlarda başarı oranlarını artırması” idi. İkincisi de; “üniversite harçlarının çok pahalı (9 bin sterlin) olmasına rağmen düşük gelirli ailelerin çocuklarının üniversiteye girişlerinin %10 oranında artmış olması” idi.

İngiltere’de genellikle sağ hükümetler döneminde göçmenler, mülteciler ve farklı etnik topluluklar ile ilgili çok katı kurallar uygulanır. Onların hakları sürekli budanmaya çalışılır veya onların kendilerini geliştirebilmeleri için imkanlar sağlanmaz. Sağ hükümetler çok az gerçek anlamda onların sorunları ile ilgilenilir. Zaten son yıllarda İngiltere’de yapılan seçimlerde de milliyetçi-ırkçı partilerin oylarının ciddi bir yükselme gösterdiğini görmekteyiz. İngiltere’de de Avrupa’nın birçok demokratik ülkesinde de göçmenlerin ve mültecilerin haklarını genellikle sol hükümetler savunur ve o hakların verilmesi için çaba gösterir.
Her iki haberden de anlaşılan, hem gelir düzeyi düşük aile çocukları hem de göçmen çocukları eğitimdeki başarılarını artırmışlardır. Eminim ki bu planlı programlı bir çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu konuda genel anlayış “bu çocuklar artık bizimle yani İngiltere’de yaşayacaktır ve burada eğitim alıp burada çalışma hayatına katılacaklardır” şeklindedir. Dolayısı ile de bu çocukların eğitimi büyük önem arz eder. Bu çocukların eğitim-öğretim faaliyetlerinin dışına itilmesi demek, onların potansiyel suçlu olarak topluma katılması anlamı taşımaktadır. İngiltere’de pratik hükümetlere bunu göstermektedir. Bu da demektir ki her koşulda gelir düzeyi düşük ve göçmen aile çocuklarının öğretim faaliyetleri içerisinde bulunması kaçınılmazdır.
*******
Bu durum ülkemiz için de geçerlidir. Bu ülkede ilk ve orta öğretimde yaklaşık 45 bin civarında öğrenci bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre bu sayının yarısından az fazlası ya göçmen işçi çocuğudur ya da geçmiş yıllarda göçmen olarak ülkemize gelen ve vatandaşlık elde eden yurttaşlarımızın çocuklarıdır. Bu çocukların eğitim sistemimizdeki okullarda ciddi zorluklar yaşadığı bilinmektedir. Hiçbir oryantasyon eğitiminden geçirilmeden kendilerini eğitim sisteminin içinde bulurlar ve öğretim faaliyetlerine devam etmeye çalışırlar. Doğal olarak da sorun yaşarlar.
Geçtiğimiz hafta içinde Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim ve Dış İlişkiler Dairesi kamuoyu ile bazı rakamlar paylaştı. Bu rakamlara göre 2013-14 öğretim yılında 2500 kişi liselerden mezun olmuş… Ancak bu ülkede çağ nüfusunun 3500 civarında olduğu biliniyor. Peki aradaki bu bin kişilik fark ne oldu? Büyük olasılıkla liseden mezun olma süresine kadar eğitim öğretim faaliyetlerinin dışına itilmişlerdir. Bu çocukların durumu nedir diye merak eden var mı? Gerek Milli Eğitim Bakanlığı gerekse Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın öğretim faaliyetlerinin dışında kalan bu çocukların takibini yapacak bir mekanizmaları var mı? Hiç sanmıyorum. Dolayısı ile eğitimden dışlanmış bu çocuklar çok farklı amaçları için kullanılmaya müsaittir. İyi bir araştırma yapılırsa görülecek ki, bu çocukların azımsanmayacak bir kısmı hiç de istemediğimiz, yasadışı da sayılabilecek işlere bulaşmak zorunda kalmışlardır.
Birçok ülkede zorunlu eğitim bundan dolayı 12 yıla çıkarılmıştır veya bazıları da çıkarmaya çalışmaktadır. Türkiye’de de geçtiğimiz yıllarda yapılan değişiklikle zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmıştır. Bizim anayasamızda bu konu ile ilgili ifade;  “eğitim 15 yaşına kadar zorunlu, 18 yaşına kadar ücretsizdir” şeklindedir. Bu da demektir ki bizdeki zorunlu eğitim 8 yıldır. Bu da artık çağın çok gerisindedir. Kaldı ki 15 yaşına gelmeden de eğitim-öğretim faaliyetlerinden uzaklaşan çok sayıda çocuk vardır.
Bu durum eğitim sistemimizin önemli sorunlarından biridir. Gelir düzeyi düşük ve göçmen çocuklarının eğitimi için pozitif ayırımcılığa ihtiyaç vardır. Bunu yapmaz, bunu bir külfet olarak görürsek, çok daha büyük sorunlarla karşılaşacağımız gün gibi ortadadır. Onları toplumun dışına itersek, her birini karşımızda potansiyel suçlu olarak görmemiz hiçten bile değildir.