Haberi dün telefonla Başaran Düzgün verdi. “Pazartesi yeniden gazeteye dönüyoruz…”
Doğrusu sevindim. İster tutuculuk ister saplantı deyin çünkü ben bu “sosyal medya” dedikleri internet dalgalı yayınlara hele de yazılı basının özellikleri içinde olagelen haber ve köşe yazılarına hiç alışamadım.
Nerde önünde sayfa sayfa açılan gazetelerdeki haber ve yorumları ilgili fotoğraflarını da izleyerek okumak, nerde çoğu makale ve haberleri satırlarının parça körçe bölünmüşlükleriyle bilgisayarda yada cep telefonlarından okumak! Üstelik bitmeyen o tıklamalarla!.
Ne var ki genç kuşak bizim gibi düşünmüyor. Gazetelerin modası geçti diyorlar. Üstelik interneti de harika denecek bir beceriyle kullanıyorlar. Ben buna karşın ve yine de “yazılı basın, gazete gibisi yoktur” diyorum.
Nitekim yeri geldi yazayım. İnternet olayı olmalı artık kitap okuma alışkanlıkları da göçtü. Çok tanıdığım insanlar var. Üniversiteden sonra mesleğiyle ilgili olması gereken kitapları bile okumazlar.
Geçmişte bizim için lafazanlıkların en büyüğü iki üç çiviyle duvara asılan tahtadan yapılmış raflı “kütüphane” dediğimiz küçük kitaplıklardı. Romanlar bir bölümde olurdu tarihi yahut okul kitapları falan bir başka bölümde olurdu. Çoğu defalarca okunmaktan yıpranmış, hatta bazı sayfaları yırtılmış olsalar da onlar evlerdeki odalarımızın bir yerlerinde mutlaka olurlardı..
Her neyse. Kâğıda basılı “gazete” çıkarmak külfetli, pahalı, en önemlisi “gecesi gündüzüyle zaman mefhumu olmayan bu nedenle çalışanlarını törpüleyen de olsa…
“Bir başkadır” gazete..
Pazartesi işte yeniden “Havadis” böyle bir gazeteye dönecek. Hadi hayırlı olsun!
***
VE GELDİK ŞU KADRO HAREKETİNE. Geçmişte siyasi partiler önce “sloganlarını” saptarlardı. “Niçin oyunuza talibim” sorusuna verilen cevaplar “özetle” o sloganlardı..
Örneğin milli mücadele yıllarında “Kıbrıs Türktür Türk kalacaktır” da slogandı, adanın bölünmesini vurgulayan “ya taksim ya ölüm” de..
Tüm kampanyalar Kıbrıs siyasi sorunu odaklı olurdu. Çünkü “kadro hareketi” vardı. Başında da önceleri arkadaşı Denktaş’la Dr. Fazıl Küçük, sonraları Rauf Raif Denktaş’la arkadaşları..
BANA bu “kadro hareketini” geçtiğimiz günlerde Erhürman’ın bir demeci hatırlattı. Şöyle diyordu:
“…Tek adamlığa yada tek bir lidere değil liderliğe ihtiyacımız vardır…”
Son yıllarda işittiğim doğru tespitlerden biri olmalıdır ve doğrusu Erhürman gibi donanımlı bir siyasetçiye de sisteme ait böylesi saptamalar yakışmaktadır..
Çünkü çoktan unutulup gitmiş olmasına karşın biline ki Kıbrıs Türk halkı mücadelesini sanıldığı gibi elinde bayrağıyla önlerinde koşan liderlerinin arkasından giderek değil; “kadro hareketi” dediğim “liderlik” evsafında fakat “basiret sahibi politikacıları” izleyerek sürdürdü mücadelesini..
Örneğin rahmetlik Doktor’u Denktaş ve arkadaşları sırtladıydı.. Çıktıkları yolu birlikte yürüyorlardı. Birbirlerine dayanıyor, birbirlerini destekliyorlardı. Ve en önemlisi birlikte karar veriyorlardı..
Ha siyasi oyunlar hiç mi olmazdı? Eğer Muhalefetse muhalefet! Rahmetlik Necati Özkan tutun ki kendi ekseni etrafında bir liderdi görevi muhalefet yapmaktı!
Denktaş’ın etrafı bugün de “liderler” olarak anılan Örek’ler, Manyera’lar ve ötesi pek çok efsane politikacılar gibi halkın güvenip inandığı “dava arkadaşlarıyla” kaimdi. Davasını o arkadaşlarıyla sürdürdüydü.
Sonraları CTP’nin kurucusu Ahmet Mithat Berberoğlu. Ki kendisi ile yıllar yılı tatlı tatlı sohbet ettiğim bir yürekli siyaset adamıydı. Peki neydi kadrosu? O devrin CTP’i oluşturan gençleri.. Daha ne olsundu? ***
Rahmetlik İsmet Kotak da “kadro hareketine” inananlardandı.
Nitekim Bakanlığı döneminde Kooperatifçiliği ayağa kaldırırken önce söz konusu “kadroları” yarattı. Kooperatifçilikten anlayan, bilen, uygulama yeteneği olan Türkiye’deki Siyasal Bilgilerden, Hukuktan, İktisat Fakülte ve sair üniversitelerinden mezun olan genç, dinamik fakat inançlı kişileri “icraatları” gerçekleştirecek mekanizmanın kilit yerlerinde görevlendirdi. İki üç yılda da memleket bir baştan bir başa Koop. sistemine geri döndüydü..
Kısaca yoksa Erhürman da tek bir “liderden” değil, toplumu ayağa kaldıracak “halk liderlerinin” bir araya gelebilmeleri gerektiğinden mi söz ediyor? Bilmiyorum ama sormak mümkündür: Kimdir onlar? GALİBA bu memlekette bini aşkın Sivil Toplum örgütleri, dünya kadar sendikalar vardır! Fakat söz memleketi yönetme sorununa geldi mi “bunların olancası muhalefet cephesini oluşturmak üzerine örgütlenirler! Tek görevleri gelip giden yada doğru tanımıyla göreve gelen hükümetleri bir yılda götürmektir!
Bundan bir süre önce yazdımdı.. Öyle de oldu mu artık “Başbakanlar” bakanlarını kendisini taşıyacak, kendisini koltuklayacak, kendisine her defasında seçim kazandıracak kişilerden seçiyorlar. Hatta “politikacı” kimlikleri olmasa da.. …TABİ ki Hükümeti kuran Başbakanın “Bakanlar Kurulunu uyum içinde çalışacağı insanlarla oluşturması beklenir” ama o zaman da Başbakan tek adam” olur! Oysa “millet için “tek adamlık” değil, hele bizim gibi seferberlik toplumları için “kadro hareketine” yani “liderlerden oluşan kadrolara” ihtiyaç vardır.
Nitekim uzun yıllar Koalisyon hükümetlerinin böylesi bir siyasi felsefe ile oluşmasını bekledim. “Zıt güçler dengesi” kurmalarını gözledim. Hatta kadro hareketi gibi seferberliğe uygun… Olmadı!
Tabi şunu da ekleyim. Yargılarım ayni zamanda Başbakan Yardımcısı için de geçerlidir. O zaman da siyasi ve ekonomik arızalar daha beter olmaktadır..
































