Bizim gibi varlığına kelepçe gibi takılan siyasi soruna bağlı “çözümsüzlüğü” bir ömür sürdürüp götürmek zorunda kalan toplumların başı her zaman sızılıdır! Huzuru istikrarı da yoktur! Olması da mümkün değildir.. Çünkü sorunlar bireyselliğe ait değiller, toplumsaldırlar! Tutun ki “huzursuzluğun” kaynağı bizatihi insanların üzerinde yaşamak zorunda kaldıkları ve “vatan” bildikleri topraklarından kaynaklıdır.
Ki Kıbrıs’a “vatanım” diye baktığımda yüreğimde sızı duyarım! Çünkü doğalı beridir bu yurtta ne istikrar gördük dolayısıyla ne de huzura erdik!
Sanırım bu söylediklerimin bir kısmını da Güney’in insanları yaşamaktadırlar. Bir farkla ama: Onlar elde edemedikleri ada egemenliğine yanarken, üstüne üstlük kaybettikleri Kuzey’e de ağıt yakmaktadırlar!
Vesselam “Kıbrıslılar” hâlâ barışa ve çözüme ulaşamadıklarının hüsranında ve Allah’ın üzerlerindeki kadarasıyla yaşamaktadırlar!
Üstelik sadece bu kadar da değil: Olmadığını Kıbrıs’ı aşarak Doğu Akdeniz’i kaplamış sorunlarımızda yaşıyoruz! Üstelik savaş çığlıkları arasında!
***
BİR süredir tüm bu can sıkıcı sorunlar bizi boğarken “neden başımıza bir de Maraş gailesini” açtık diye düşünüyorum. Ve doğrusu çelişkilere düşüyorum. Çünkü:
Maraş’ı 46 yıl kaderine terk ettikten sonra “açalım” demek için ortada bir siyasi strateji dolayısıyla açılmasını gerektirecek sosyoekonomik “nedenler” olmalıydı!
Oysa yok! Sadece Maraş’taki Evkaf mallarımız nedeniyle Maraş topraklarının bir kısmının bizim olduğunu iddia ediyoruz! Ne var ki bu siyasi sorun değil, hukuki bir sorundur yetkili mahkemelerde halledilir!
Dolayısıyla “hayır” diyorum ve ekliyorum: “Maraş’ın açılması kararının bir başka nedeni olmalıdır..” Kafamı kurcalayıp duran da bu “nedeni” bulamadığımdandır, şöyle ki:
“Maraş açılacaktır” kararının ardından bir süre bazı konulara açıklık getirilmesini bekledimdi: Mesela:
Bir: Maraş’ın neresi ne kadarıyla ne zaman açılacak? Çünkü elimizdeki “kapalı Maraş”ın kat katı bir Maraş da dikenli tellerin hemen ötesinde “Veyselliler, Karakeşliler, Mersinliler, Adanalılar, Baflılar, Leymosonlular… Adlarıyla gettolar halinde ikamet edenlerin Maraş’ıdır..
İki: Açılacak yerler 10 bin yatağa sahip 45 otelin bulunduğu Develimanı sahilindeki turistik otellerse, bu konuda Rum tarafındaki sahipleriyle nasıl bir ilişki kurulacak? (Eğer mülklerine sahip çıkmaları için sahiplerini davet edeceğiz diyorsanız!)
Üç: Şu anda Rum tarafı Maraş’ın açılması konusunu AB ve BM’ler platformlarında o kendine özgü “karıştırıcılığıyla” bir “dramatik feryat” haline sokarken, Türk tarafı olarak hangi politik çıkışları gerçekleştireceğiz yada gerçekleştirmeye ne zaman başlayacağız? Dört! Yoksa Maraş’ı açacağız lafı bir siyasi blöf mü?
Beş: Eğer blöfse bunun Rum tarafından bize yansıyacak faydası yada ödünü nedir?
Ve sonuncusuna “6” diyeyim. Yoksa “Maraşçılık oyunu mu oynuyoruz? Değil mi ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri var! Maraş’tan büyük iştah açan başka ne kaldı ki memlekette? Hele de olanların Emirnamelerle zapturapt altına alındığı gerçeklerde! Yani rantının zenginliği kendinden menkul!
Yoksa Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarıyla ilgili bir siyasi misilleme mi Maraş’ın açma kararı? ***
KENDİ çelişkilerime dönecek olursam! Yıllarca “tellerinden uzanıp içine tükürmenin bile yasak olduğu Maraş zaten bizim değildi” dediğime nazire, şimdi “açılması mı daha faydalıdır yoksa kapalı kalması mı” kararsızlığındayım!
Çünkü Rum tarafını mümkün olduğunca izlemeye çalışan “köşecilerden” biriyim. Bu nedenle iddia ediyorum: Rum tarafı 1974’lerden önce ne idiyse bugün de odur! Aynen anası Yunanistan gibi! Yani kapsamaında adayı Yunanistan’a ilhak edecek Enosis sevdalı bir hayal! Fakat Don Kişotvari de olsa tehlikeli bir hayal!
RUM’un iki asırdır yürüdüğü bu hayali yolun hâlâ sonuna gelmediğini düşünüyorum! Ki olanca çözüm planlarını bu hayal uğruna reddetti! Bizi aradan onca yıl geçtikten sonra bile hâlâ AB’deki Rum-Yunan vetosuyla ambargolar altında tutması da bu hayalin sonucudur! Şimdi de Doğu Akdeniz’deki enerjiyi hakkımızı çiğneyerek tek başına yutmak istiyor!
VE biz bu Rum’a 46 yıldır barışçı çözüm çağrısı yapıyoruz! Sonuç ortada! Kendi coğrafyamızın esiri olan ender ülkelerden biriyiz.
Peki “artık yeter” demek zamanı gelmedi mi? Örneğin bir önceki yazımda self determinasyon hakkımızdan söz ettimdi. Bugün de diyorum ki artık Rum tarafına dönüp kesinkes ültimatomu çekmeliyiz: Şöyle ki “eğer siyasi eşitliğimizi kabul etmezsen ister dön ister dönme Maraş’ı açacağız!”
































