Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bunarı da tartışmalıyız

KKTC’de dünyayı fena halde  saran bir iki koronavirüs vakası görülünce tedbirler alınmıştı.. Aradan iki aya yakın bir süre geçti, memleketin Cumhurbaşkanı Başbakan’dan “koronavirüsle ilgili rapor talep etti. Ve o rapor makamına ulaştı ki “ne yapacaksın raporu” dercesine sadece “iki buçuk sayfalık!”

Oysa birlikte yaşadık birlikte gördük. Olay sadece ölümcül salgın tehdidiyle kalmadı, ekonomiye de bundan sonra kolaylıkla toparlanılamayacak kadar büyük hasar verdi..

Nitekim sadece bunların dökümleri kalınca bir kitap olabilecek kadardı ki Sn. Akıncı’nın açıklamasına göre de Tatar Hükümeti kendilerine  “olayın kapsamlı bir kitapçık halinde sunulacağını” duyurmuştu.  (İki buçuk sayfalık raporun bir kenarına “ileride kitapçığın da ileticiliğine dair bir not iliştirilmiş.)

Tabi Sn. Cumhurbaşkanının gücüne gitmiş! Gitmez mi?

Örneğin benim de senin de onun da gücüne gider! Çünkü seçip Devletin başına getirdiğiniz  bu siyasi makam sahipleri kendi aralarında sürtüşüp takışırlarken işte memleketi yani bizleri sizleri onları  böyle yönetirler!

OYSA eğer Cumhurbaşkanına sunulan o rapor, ileride çok daha kapsamlı olanlarının da hazırlanması beklentilerinde detaylandırılmış olsaydı örneğin şimdi bizim de elimizin altında olur, bir buçuk aylık sürede olanları, yaşananları başarı ve başarısızlıkları öğrenir belki de ekonominin geleceklere uzanan yollarının haritasının bile çıkarılmasına yardımcı olurdu…

Bu nedenle olmalı Sn Akıncı “Hükümetin böylesi bir dönemde bile ortak akıl ve bilimsel temelde hareket etmekte güçlük çektiğini, gereksiz siyasi inatlaşmaları tercih ettiğini üzülerek gözlemlediğini” belirtmek zorunda kaldı!..

ŞUNU da ekleyim. Söz konusu bu “rapor” olayı  daha vahim olabilirdi.. Cumhurbaşkanı’nın talebine hiç cevap verilmez  hatta “işimize karışma” denebilirdi!

Doğrusu ya KKTC Cumhurbaşkanlığı makamı işte bu kadar yetkisizdir!

Bu nedenle diyorum. KKTC’e “iki başlılık” çok geliyor! Hele “müzakereler” de dondurulduktan sonra  insanın sorası gelir: “Sn. Cumhurbaşkanı nerededir ne yapıyor?”

Ki KKTC Anayasası  1983’de yapıldı. Oluşturulan Devlet  “Kıbrıs Türk Federe Devletinin” devamıydı.. O yıllardan bugünlere de değiştirilmeden yenilenmeden gelindi.

Ve olay neye benzedi? Çocuk büyüdü serpildi koca delikanlı oldu ama giysileri hâlâ değişmedi. Yapısına kalıbına dar kaldı!

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de bu “darlık” ve dahası “kısırlık” içinde gidiyoruz. Başbakanı ile Cumhurbaşkanının anlaşamadığı, diyalog kuramadığı, birinin ak dediğine diğerinin kara dediği gerçeklerde!

BAŞKANLIK sistemini bunun için savunuyorum.. Yada “Anayasa”nın gözden geçirilip siyasi yetki ve sorumlulukların yeniden düzenlemesi gerektiğini bunun için yazıyorum..

Hayret bir şey ama: Sanki “1983 de dünya durdu dönmüyor biz de durağan hale geldik! 30 yılı aşkın süredir bırakın değişip yenileşmeyi, yıllar önce değiştirip yenilediğimiz “sistemleri” bile yıktık..

VE koronavirüs gibi bir dünyasal felaket karşısında bile “ulusal bütünsellik” sağlayamadık. Misal mi? “İşte Sn. Cumhurbaşkanı işte Hükümet!”

Bari diyorum, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilirken, bunları da tartışsak!

***

KISACA TAKILDIĞIM: “MARAŞ VE AYASOFYA SORUNLARI..

İki olayı yan yana koydum. Birisi kapalı Maraş. Öteki (bizi ne kadar ilgilendirir sorusuna karşın) genelde “dünyasal” olduğu için  “Ayasofya’nın ibadete açılması sorunu.” Her ikisine de “açılmasın” diyenlerdenim..

Çünkü: Maraş bizim değildir! İçinde evkaf malları olması  bir anlaşmada yeniden değerlendirilir.. Konumları dikkate alınarak  statüleri  saptanır…

Keza Kuzey’deki kilise malları da ayni şekilde çözümlenir…

Fakat siyasi çözüm olur yada olmaz  mesela Apostolos Andreas Manastırına “bizimdir”  diyemeyeceğimiz gerçekte (zaten demedik) Rum da “Hala Sultan”a “benimdir diyemez zaten demedi..

BU iki örnek  “Müslümanlık Hıristiyanlık dinlerinin kutsallarıdırlar. Dolayısıyla dünyasaldırlar. İstanbul’daki Ayasofya müzesini bu açıdan yorumluyorum.  Hatta  müzeden  camiye çevrilmesi de mümkündür diyorum ki bir zamanlar öyleydi..

Fakat Ayasofya müze olduğu dönemlerde bile tüm Ortodoks aleminin ziyaret ettiği  bir Bizans antik kilisesi olarak  kabul gördü.  Bu tip  yerlere dünya mirası denir. İnsanlığın malıdırlar…

Ve bu “dünya miraslarıdır” ki ülkeler arası iyi ilişkilerle barışı da düzenlerler..

Dolayısıyla bu memleket bizimse “istediğimizi yapar, Ayasofyayı bile ibadete açarız” demek Hristiyan alemine “çatlayın patlayın” demekten farksızdır! Üstelik turizm açısından da bir kayıptır!