Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EVDE KALMIŞ YAZILAR!

Geceler kırışan bir çarşaf, gündüzler ıslak bir mendil gibiydi.

Kendi hikayesi içinde boğuluyordu sokaklar.

Papazların amatör fırçalarından yapılmış çocuk İsa’nın resimleri önünde ağlaşan bir ahali ile ezan sesinde gizem ve şifa arayan bir ahalinin kafası nasıl karışık ise, onların yeni nesillerinin de yürürken ayakları karışıyordu aynı sokaklarda.

Denizin ortasında yaşıyorlardı ama bu sonsuz mavilik onlara hiçbir şey ifade etmiyor, yürekleri her günbatımında bulutlar gibi kızıllaşıp parçalanıyordu.

İnsanların elleri ve yüzleri, yaz yağmurlarının olmadığı bu yerde çatlamış toprağa benziyor ve hiçbir mevsim bu çürümeyi yok edemiyordu…

Her dönemde ve her yaz mevsiminde olduğu gibi, sarı renk bir virüs gibi saldırır yeşile, onu yok edene kadar ki bu birdenbire olur her defasında.

Sıcaklar bilinçsizce tepetaklak düşer, bütün renklerin solduğu gibi gölgeler de solar…

Lefkoşa şehrini sadece içinden gelip geçen nesiller değil, güneş de eskitti; Ayasofya’nın tepesinde duran ve zamansız zamanlara ait olan güneş saatinin eskimesi gibi.

Geçmiş eskidiği ve birçok şey yok olduğu gibi, gelecek de eskiyecek.

Geleceğin eskiyeceğini bilerek yenilikleri heyecanla karşılamak tuhaf gibi gelebilir ama bu tuhaflık eski ile yeninin çatışması değil mi?

Yeniyi merakla bekler insan…

Bir zamanlar sokaklar içinde yaşadığımız bu günler gibi huzurluydu salgın korkusu dışında, hayat tenhalarda sürüp giderdi.

Hiçbir sokak çeşmesinin kırılmadığı, yerinden sökülmediği, çeşmesinden su aktığı dönemlerdi. (O dönemlerde türküler ve şarkılar, salgın hastalıklara bulunan aşılar gibiydi.)

O çeşmelerden elini yüzünü yıkayanlara, avuç dolusu su içenlere ne mutlu.

Esasında hayatı yaşamak, ne bileyim, belki tuhaf olarak algılanabilir ama bir sokak çeşmesinden su içmek gibidir ya da bundan ibarettir işte.

En azından güneş tepenizde öldürücü bir düşman gibi dururken, o akan soğuk sulardan mendilinizi ıslatıp serinlemek ve su içmek öldürücü sıcaklığa meydan okumaktı…

İnsanlık kendi hırslarını yenmedikçe, bulunacak aşının ne faydası olabilir ki, geleceği de düşünmek zorunda isek?

Eğer sen ey insan, irin tutmuş o hergele, açgözlü, sokak ibneleri gibi fütursuz olan o beyinsiz beynini toprağa akıtmaya devam edeceksen…

Ve eğer edeceksen,

Yani durum buysa,

Bir salgından bir salgına savrulup duracaksın çaresiz.

Ve geleceği bugünden eskitecek, belki de yok edeceksin…