Bizim dünya başka bir dünya.
Bu sabah arabayla yola çıkmak üzere iken yolun karşı kenarında bir keklik gördüm. Islatıp kuşlara attığım ekmeklerden kamaz kargaları ve serçelerden artanları topluyordu. Bir kekliği bu kadar yakından yıllardır görmemiştim. Arada bir yeşil hattan seslerini duyardım. O kadar.
Bir süre seyrettim. Fotoğrafını çekmek aklıma geldi. Telefonumu cebimden çıkardım, ayarladım. Hissetmiş gibi yol buyunca koşarak uzaklaşmaya başladı. Arabayla peşine düştüm. Uçup sınırın ötesine geçti. Fotoğraf çektirtmedi.
Kıbrıslıların, bir zaman, keyfi gelir ve soruna bir çözüm bulurlarsa bu yeşil hat denen bölge yaban yaşam için korunmalı. Hiç olmazsa bazı bölgeleri.
Ne var ki, bu arada, kamaz kargalarının sayısını azaltmanın bir yolunu bulmak gerekir. İngiliz sömürge yönetimi, beş-altı karga kafasına karşılık bedava avlanma ruhsatı verirdi. Boşuna değilmiş.
Kargalar vesile oldu da komşularımız bize küstü. Kapının üst başında yuvaları bulunan ve 40 yıl süreyle her yıl gelip evimize konuk olan kırlangıçlar bu sene mahallemize uğramadı. Uğramadılar çünkü son iki yıldır tek bir yavru dürütemediler. Kargalar ya yumurtalarını yedi ya da yavrucuklarını. Daha salim bir yer bulmak zorunda kalmış olmalılar.
Bu mahallede yıllar içinde kuş cinslerinin azalmakta olduğuna şahit oldum. 1977 yılında buraya taşındığımızda buralarda sayısız kumru, çok sayıda sinekkuşu ve keklik, birkaç tane de bizim köyde “tsakrostrufo” dediğimiz ardıç kuşu vardı. Göç mevsiminde pulya ve bol miktarda arı kuşu gelirdi. Ardıç kuşları ile pulyalar kayboldu. Birkaç çift keklikle kumru, bir çift de sinek kuşu kaldı. Kırlangıçlar da giderek azaldı. Onlar da yok olmak üzere. Sayısı azalmayan iki kuş türü, serçelerle arı kuşlarıdır. Bunun tek nedeni de kurnaz kargaların onların yuvalarına erişemez olmaları. Kargaların sayısı azaltılmazsa etrafta serçelerden başka küçük kuş kalmayacak.
Anastasiyadis, taç virüsünü bahane edip dört kapıyı geçici bir süre kapatınca “Onlar o tarafta, biz bu tarafta” politikasını uygulamaya soktuğunu sanmıştım. Gösterdiği gerekçe pek inandırıcı değildi. Rumlar bile bu uyduruk gerekçeye inanmadı. Sessiz kalmaya yeminli olan Barış Gücü bile bu saçma gerekçe konusunda açıklama yapma gereğini duydu.
İtiraz sesleri yükselince hükümet sözcüsü bir açıklama yapıp alınan bu tedbirin hem Rum toplumunu hem de Türk toplumunu korumak amacına yönelik olduğunu vurguladı. Ben öyle sanıyorum ki bu kapıların kapatılması ne birini ne de ötekini koruyabilir. Olsa olsa yeşil hattaki yabani hayvanları korumaya matuf bir tedbirdir. Zaten yabani hayvanlardan insanlara sıçramış. Bari buradaki hayvanları da bulaştırmayalım.
Bizim dünya böyle. Farklı dünyalar acaba nasıl olur? Geçenlerde bir haber okudum. Gözlerime inanamadım.
Mali’de, Kıbrıs’ta olduğu gibi, “Barış Gücü” bulunmaktadır. Oradaki güce asker gönderen ülkelerden biri de Hollanda’dır.
2016 yılında Kidal kasbasında yürütülen bir operasyon sırasında 60 milimetrelik bir havan topunun kazaen patlaması sonucu iki Hollandalı asker ölmüş, bir asker de ağır yaralanmıştı.
Geçen hafta bu olayın siyasi sorumluluğunu alan Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis, görevinden istifa etti. İstifa etmek için niye üçbuçuk yıl beklediler anlayamadım. Ama önemli olan bir bakanın sorumluluğu üstlenip istifa etmiş olması.
Kendi kendime düşüncelere daldım: Oralarda şehitlik mertebesi yok mu? Savaşta ölenler Cennet’e gitmiyorlar mı? Yoksa onların cenneti yok mu? Bir zamanlar Papa, hak edenlere cennette arsa ayırıyordu. Artık bu türden koçanlar dağıtmıyor mu?
İstifa eden bakanın kadın olması tuhaf. Bir yetkilinin istifa etmesi için ille de kadın mı olması gerekiyor? Ne var ki, bir süre sonra, ülkenin Genel Kurmay Başkanı Tom Middendorp’un da istifa ettiği haberi geldi.
İki ölüye karşılık iki istifa. Bizim dünya için çok fazla. Ya 30-40 kişi ölseydi? Herhalde bakanlar topyekün istfa edeceklerdi. İşlerini kaybetmemek konusunda Batılıların bizimkilerden ders almaları gerekir. Bu konuda bizim dünyanın üstüne yoktur.
XXXXX
Dünya Kadınlar Günü mutlu olsun.
































