Bir Çin atasözüne göre Tanrı, insanın yüzüne üç kez güler. Birincisi, doğarken; iyi bir aileye doğmuşsa. İkincisi, evlenirken; iyi bir eş bulmuşsa. Üçüncüsü de ölürken; ölüm döşeğindeyken ona bir yudum su verecek birileri bulunursa.
Günümüzde artık kullanılmayan Osmanlıca bir deyim vardı: “Mürde-i şādî” ki “çok sevinçten gelen ölüm” demektir. Bu gibi durumlarda insana su verecek birilerine ihtiyaç duyulmaz.
Tarih kitaplarının dip notlarında kahkaha tufanı sonucunda can veren bazı ünlülerin isimlerine rastlamak mümkündür. Bunlardan biri Solili Hrisippos (M.Ö. 279-206) idi. Bu Soli bizimki değil, Kilikya’daki Soli kentidir.
Devlet ailesinin mal varlığına el koyunca Hrisippos, Atina’ya göç etti ve orada Stoa felsefe okuluna devam etmeye başladı. Bilindiği üzere Stoacılık, Kıbrıslı (Kitiyumlu) Zenon tarafından temelleri atılmış bir felsefe ekolüdür. Stoacılara göre, şu anın kıymetini bilmek, geçmişe takılmamak ve bugünü pişmanlıklarla bulandırmamak gerekir. Olaylara bakış açımızı değiştirerek, kendimizi tanıyarak ve limitlerimizin farkına vararak mutluluğa erişebileceğimiz savunulur.
Hrisippos, M.Ö. 230 yılında hocası Kleantis’in ölümünden sonra hocasının yerine geçti ve ölünceya kadar orada ders verdi. Bu arada hemen hemen her konudaki düşüncelerini kaleme aldı. Velut bir yazardı; günde en az 500 satır yazı yazdığı rivayet edilir. 143. Olimpiyat döneminde 73 yaşındayken bir eşeğin incir yediğini görünce “İncirleri rahat yutabilmesi için eşeğe bir bardak da şarap verin” dedi ve akabinde gülme krizine yakalandı. Filozofumuz kahkaha atarak can verdi.
Kahkaha atarken ölen bir başka ünlü de İtalyan şair ve yazar Pietro Aretino (1492-1556) idi. Aretino, oyun ve hiciv yazarıydı. Politikacıları ve din önderlerini hicvettiği için “Prenslerin belâlısı” unvanını kazandı. Ancak esas ününü erotik hikâyelerine borçludur. Modern pornografi literatürünün babası olarak kabul edilir. Sevişme sahnelerini detaylandırdıkça kazancı arttı. Öte yandan üst tabakanın tepkisini çektiği için bir süreliğine Roma’yı terk etmek zorunda kaldı. Aynı zamanda dönemin önde gelen şantajcılarından biri olduğu da söylenir.
Besteci Michael Nyman, Aretino’un sonelerinden sekiz tanesini “8 Şehvet Şarkısı” adı altında besteledi. 2008 yılında Londra’da ilk seslendirilişinde beste büyük tepki çekmişti. Şiirler o denli açık saçıktı.
Bir gün kızkardeşi, Aretino’ya bir bel altı fıkrası anlattı. Aretino bir güldü, pir güldü. Bir daha gülemedi çünkü kahkahalar arasında can verdi. Ne yazık ki insan öldüren bu fıkra not edilmediği için günümüze ulaşamamıştır. Birçok şey gibi o da yitip gitti.
Sevişirken kalb krizi geçirip ölen insan sayısı çoktur ama sevişirken öldürülen insan sayısı az olsa gerektir. Bu bahtsızlardan biri de Papa XII. Yohannes (John) idi.
Hangi akla hizmet etmekse esas adı Octavianus (937-964) olan 18 yaşındaki bir delikanlı 955 yılında “XII. Yohannes” olarak Papa seçildi. Octavianus’un ilgisini ruhani işlerden çok dünyevi işler çekiyordu. Kumar, av, içki ve kadınlar ilgisini en çok çeken konulardı.
Otoritesini kullanarak gözüne kestirdiği herkesle yatmak isterdi. Kadın, erkek ya da evli, bekâr ayırımı yapmazdı. İkna edebilirse onlarla sevişirdi, ikna edemezse onlara tecavüz ederdi. Bu papa, farklı bir papaydı. O dönemde yaşayan yazarlardan biri şöyle yazmıştı: “Papa, Vatikan’ı kerhaneye çevirdi”.
Nihayet Papa 28 yaşındayken Roma dışındaki bir evde evli bir kadınla sevişirken veya ona tecavüz ederken kadının kocası hızla odaya girer ve papanın başına sert bir cisimle vurarak onu öldürür. Elbette ki bir papa öyle pis işler yapmaz, yapmaması gerekir. Bu nedenle papanın beyin kanaması sonucu öldüğü ilan edildi ve olay kapatıldı.
Alkışlarla öldürülen insanlar da var. M.Ö. 7. yüzyılda Atina’da yaşayan Drakon’a böyle bir ölüm nasip oldu. Atina’da sözlü kanunları yazıya geçirdiği için kendisine “Kanunî” lâkabı verildi. Yazıya geçen yasalar sayesinde herkes için aynı yasalar geçerli olmaya başladı.
Ne var ki yaptığı yasalar daha çok aristokratları koruyan yasalardı. Bir sarma lahanası çalanın cezası idamdı. Borcunu ödemeyen kişi köle olarak pazarda satılabilirdi. Nedeni sorulduğu zaman kendini şöyle savunmuştu: “Cinayet işleyenler için ölümden daha ağır bir ceza düşünemediğim için onu değiştiremedim”.
Batılı dilleri konuşanlar, bilerek veya bilmeyerek, bu adamın adını sıkça anıyorlar. “Draconian” kelimesi “Drakon gibi, Drakon’a ait, Drakonca” demektir ve “acımasızca, gaddarca” anlamına gelmektedir.
Alt tabakanın nefretini kazanmış olsa da üst tabakadaki insanlar bu yasaları pek sevdiler. Drakon bir gün bir bölgeyi ziyarete gider. Karşılamak için kalabalık bir topluluk onu bekliyordu. Kanunî Drakon eşkerince kalabalık etrafını sarar ve onu alkışlamaya başlar. Ne var ki Yunan geleneklerine göre birini alkışlarken insanlar ellerinde ne varsa ona atmaları gerekiyordu. Onlar da öyle yaptı. O kadar çok şey attlar ki Drakon eşyaların altında havasızlıktan can verdi. Adam alkışlarla öldürüldü.
Bu insanların ölümü mürde-i şādî kategorisine girip girmediği tartışmalı olabilir ancak tartışılmayan bir gerçek varsa, o da kendilerine su verecek birine ihtiyaç duymamış olmalarıdır.
































