Geçtiğimiz hafta ülkemizin köklü liselerinden -mezun olduğum lise- Bekirpaşa Lisesi’nin düzenlemiş olduğu Kariyer Günlerine katıldım. Bundan tam 30 yıl önce ürkek bir şekilde mezun olduğum okuluma bu kez farklı bir görevle gidiyordum. Bu gibi etkinliklere pek çok kişinin sıradan baktığını biliyorum. Benim için ise çok farklı anlamlar içeren bir davetti bu. O sıralarda okurken, maddi zorluklar, gençlik bunalımları, hastalıklar, ölüm, zaman zaman umutsuzlukla dolu yıllar… Bunun yanında unutulmaz pek çok güzel anı, sağlam dostluklar, iz bırakan öğretmenler, hayaller, unutulmaz şiir yarışmalarım…

Bekirpaşa Lisesi’nin kapısında durduğumda kendimi hem oraya ait, hem de oraya bir yabancı gibi hissettim. Gözlerimin önünde teneffüslerde gezdiğimiz arkadaşlarım geldi. SInıflarına baktım, sıralar, dersler, hayaller, neler neler düşünmedim ki. Merdivenlerine baktım, oraya sıralanır sohbetler yapardık. Arkadaşlarım Tezcan, Halide, Şerif, Zehra ve niceleri… Nice unutulmaz dostluk, anı geldi. Bekirpaşa Lisesi benim şiire ilk ciddi adımlarım da demekti. Orada düzenlenen şiir yarışmalarındaki birinciliklerim cesaretlenmem için bana motivasyon olmutşu.
Ek binalar, derslikler yapılmış, kantinin yeri değişmiş, girişteki güllerden eser kalmamıştı. Hem hayallerimdekine benziyordu, hem de çok farklıydı gözümün önündeki okul. Öğrencilerle karşılaştım. Biliyorum onlar için şu anda bulunduğum yaşım çok ileriydi. Gülümsedim, onlarda kendimi görmüştüm. Pırıl pırıl pek çok öğrenci oraya buraya koşuşturuyordu. Okul Aile Birliği Başkanlığını yıllarca yapan Ali Kaplan’la okulumuzu her zaman konuşuyorduk. Çok emek veriyorlardı. Artık okulun kolej bölümü de vardı.
Rehberlik Servisinin büyük emek verdiği günde güzel öğretmen İpek Awwad davet etmişti beni. Bu zamanda iyi öğretmenlere o kadar ihtiyacımız vardı ki. İpek bu umudu canlı tutuyordu. İpek gibi bir öğretmen Bekirpaşa Lisesi için bir şanstı.
Etkinlik okulda yapılmamıtşı. Okulda olsaydı bu hava daha iyi olabilirdi elbette ama okul müdürünün uygun bir salonlarının olmadığını söylemesi durumu açıklıyordu. Oturma düzeninde çocuklar bizimle masa arasında kalmışlardı.. O yaşlardaki gençlere ulaşmak kolay değildi. Bunu kendi oğlumdan biliyordum. Onlar teknolojik çağın çocukları. Zeki ama çabuk sıkılan gençlerdiler. Dijital yalnızlıkların içerisinde onlarla konuşmak bir yetişkinle konuşmaktan daha farklıydı.
Etkinliğin yapıldığı salona girdiğimde bir süprizle karşılaştım. Lİsedeki fotoğraflarımızı bulup bir kolaj yapmışlar ve BEKİRPAŞA LİSESİ’DEN KİMLER GELDİ, KİM GEÇTİ diya bir köşe hazırlamışlardı. O yıllardaki fotoğraflarımı görünce gözlerim doldu. Masum
Toy, bakımsız, çekingen bir yüzdü karşımdaki. Hem bana benzeyendi hem de benden farklıydı..
Salonu dolduran öğrenciler çekingendiler. Kendi alanlarında başarılı olan pek çok kariyer sahibi mezun öğrencilerle deneyimlerini ve kariyer yolculuklarını paylaşmak için bekliyorlardı. Öğrenciler belirli mesleklere daha çok ilgi duyuyorlardı. En büyük ilgiyi üniformalı mezunlarımız çekmişti. Askerler,havacılar, polisler.. Belki de o okulları bitirince meslek sahibi olmanın daha kolay olacağını düşündüklerinden.
Ben oraya gençlerle konuşmaya gitmiştim. Konuklardan farklı bir şey yaptım ve masamı terkederek, öğrencilere ben gittim. Aralarına karıştım ve bulabildiğim, ulaşabildiğim öğrencilerle konuştum. İyi ki de öyle yapmışım. O kadar farkl ve değişik sohbetler yaptım ki, o kadarını ben bile tahmin etmemiştim. Gizlide ve derinde gençlerin bastırılmış duyguları vardı, kimselere anlatamadıkları şeyler. Notların, Matematik ya da üniversite yolunda konuşabilecekleri genel konularının alt düşüncelerindekileri konuştuk onlarla. Etrafımı sardılar, büyük bir ilgi ile dinlediler. E-mailimi aldılar, şiirlerini, yazılarını paylaşmak, fikrmimi almak istediler. Ben bunları onlardan fazla istiyordum. Onlar bu ülkede yazabilmemizin geleceğiydiler.
Oradan dopdulu duygularla çıktım. O kadar harika gençle tanışmış, hayatlarına dokunmuştum ki, oraya gitmemin boşuna olmadığını hissetmiştim. Bir tek kişinin hayatına bile dokunmuşsam bu her şeye değerdi.
Güzel öğretmenler, gelecek kaygısı olan pırıl pırıl öğrenciler, 30 yıl öncesinde kalan okulum, onca yıl geçmesine ragmen oraya olan aidiyet duygum, yabancılaşmam, kendi hayatımın özetini yapmak, o yıllardaki Bedia ‘yı hatırlamam, kendi yolculuğuma çıkmam ve çok özel ve onur duyduğum bir gün… Benim için Kariyer Günleri sıradan bir gün değildi Bekirpaşa Lisesi’nde. Bunu da daha sonar aldığım e-maillerden anladım. O günün organizasyonu için Bekirpaşa Lisesi Müdürü Ergin Ersoy’a, emeği geçen tüm öğretmenlere Rehberlik Servisin’e ve beni oraya davet eden, köylüm , güzel öğretmen İpek Awwad’a teşekkür ederim. Bugün sayfamı o gün tanıştığım ve üniversite seçimini Havacılıktan yana kullanmayı düşünen Bekirpaşa Lisesi öğrencisi Merve Sonbaş’a açtım. Kocaman yüreği, yetişkinlerde bile zor bulunan hitabeti, şiiri ile beni derinden etkiledi. Onda gördüğüm ışık şiirlerinden bana ulaştı. Onu göğsüm kabararak okudum. . Devam etmesi için de elimden geleni yapacağım. Giriş cümlesinde “ilk defa bir e-posta yazıyorum” demesi beni çok duygulandırdı. Bu pırıl pırıl genç kızımız senenin son günlerinde yazıklarıyla , şiirleriyle bana eski Bedia’yı anımsattı. Ondan çok daha ileriye gidecek bir genç var şimdi önümde. Hayatın anlamı devam etmek değilse neydi. Onlarda gördüğüm ışık, umut şimdi Merve ile şiir olarak gelmişti bana. Yeniden kim olduğumu hatırlatarak:

Oraya boşa gitmemiştim. Oraya bir misyon için gitmiştim. Merve’nin yazdıkları bunu kanıtlıyordu: O gün sizle konuştuktan sonra yazmayı asla bırakmayacağıma dair kendime söz verdim, iyi ki ordaydınız.
İyi ki oradaydım Merve, iyi ki oraya gitmişim. Hala şaşırıyorum
Hala ikileme düşüyorum, yetişkinlerin sevgisiz hayatlarında sizlerle karşılaşmam kim olduğumu, ne olduğumu ve ne için varolduğumu hatırlatıyor bana. O okula kalemimle davet aldım tam 30 yıl sonra ve kalemimle var olmaya devam edeceğim hayatım boyunca. Bu yolda el verebildiğim, destek verebildiğim, yüreklendirebildiğim, hayatlarına dokunabildiğim herkese yardım ederek, destek vererek. İyi ki oraya gittim ve iyi ki bu şiirlerle tanıştım:
ŞİİRLER (2017)
tepeler, yeşil çayırlar.
bal kabağı portakal, kavun limon.
oyun oynadığın odalar,
kokar vanilya ve anason.
koltukların üzerinde kıyafetlerin,
tel tel düşmüş saçların,
boynundaki damarlar belli.
sıcak su vücudunda yer edinmiş,
gecenin ikisi.
güneş kavururken beni,
beni kurtaran buluta adını verdim.
aynı bulutun altına girdiğimizden beri,
kadehleri senin üzerine içtim.
ki sen ayaklarını basa basa,
terlerini döke döke.
yanıma kadar gelirken,
ben seni geri ittim.
sürüyorum şimdi,
vanilya ve anason kokan odalara.
senin orada olmanı umut ederken,
eski senliğinle endişe içindeyim.
cennete sürerken.
kurtarıcı (2018)
dertler denizinin ortasındayım,
yüzme bilmiyorum.
boğularak öleceğim,
biliyorum.
kurtarıcım yok.
omuzlarım yük taşımaktan,
morardı.
ellerimde kesikler,
ayak bileklerim bağlı dertler ağacına.
açlıktan öleceğim,
kurtarıcım yok.
uzandığım yatak,
çiviler ile kaplı.
her biri saplanıp çıktığında derimden,
kanlar dökülüyor.
kansızlıktan öleceğim,
kurtarıcım yok.
bir omuza ihtiyaç duyuyorum,
bir yuvaya.
bir adam istiyorum,
kurtarıcım diyebileceğim.
ama o adam da acı çekiyor,
kurtarıcısı yok.
00.14 (2019)
kalbimde kuşlar ötüyor
onları duyacaksın diye
ödüm kopuyor
sen kalbimden kopmuyorsun
beyaz gömleğinin
düğmelerini koparıyorum
açığa kavuşan tenin
kuşlarımı bağırtıyor
senin kuşlarını duymak için
göğsüne eğiliyorum
ellerin saçlarımda dolaşıyor o sıra
gülümsüyorum
kuşlarının ötüşü ise
kulaklarıma ilişiyor
daha fazla gülümsüyorum
fakat
dudaklarım artık yukarı bile kıvrılmıyor.
çünkü
bu eski bir hikâye.
































