Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanlığında iki saat

Telefonum çaldı:

  • Bekir bey mi?
  • Evet, benim, buyurun.
  • Cumhurbaşkanlığından telefon ediyorum.
  • Evet, sizi dinliyorum.
  • Siz Medya Etik Kurulu başkanı mısınız?
  • Öyleyimdir.
  • Cumhurbaşkanı yarın saat 10.00’da Berlin toplantısı hakkında açıklamalar yapacak. Katılabilir misiniz?
  • Yarın, saat 10.00’da!
  • Katılalım.

Bu kısa konuşmada iki nokta tuhafıma gitti. Birincisi, Cumhurbaşkanlığında çalışan birilerinin Medya Etik Kurulu başkanının kim olduğunu bilmemesi. Halbuki öğrenmek için her türlü olanağa sahiptirler. Üstelik ben bu sıfatla birkaç yıl önce gene bir açıklama toplantısına katılmıştım. Her katılışımızda da bir listeye hangi kuruluşu temsil ettiğimizi, telefon numaramızı, e-mail adresimizi yazarız. Demek ki o listeleri kimse kullanmıyor. Öte yandan birine “Sen şu musun?” diye sorduğunuz zaman şöyle bir imada bulunmuş olma tehlikesi ortaya çıklıyor: “Siz bir işe yaramıyorsunuz ama hasbelkader o kurulun başında olduğunuz için sizi de davet ediyoruz.”

 

İkincisi, toplantıya 24 saatten az bir zaman kala birilerini o toplantıya davet etmek. Bu işler cumhurbaşkanlığında nasıl planlanır bilmiyorum. İki ihtimal var: Ya cumhurbaşkanı sabahleyin uyanınca “Yarın bir açıklama toplantısı yapalım” diye aklından geçirir ve ilgili personeline o yönde emir verir. Ya bir süreden beri o iş üzerinde çalışılıyor. Son anda birileri “Yahu, bir de şu kurul vardı. Onu da davet edelim” demiş olabilir. İnsanın birkaç gün önceden davet edilmesi gerekmez mi ki davetli işlerini ona göre ayarlayabilsin?

 

10’a 5 kala cumhurbaşkanlığına ulaştım. Görevliler nazikâne toplantı odasını işaret ettiler. Salon kapısına yaklaşınca cep telefonlarının bir kabın içinde toplandığını gördüm. Çıkarıp telefonumu kabın içine koydum. Niye toplandıklarına akıl erdiremedim.

 

Herhalde konuşmanın kaydedilmesini istememişlerdir. Toplantıda, doğrusu, bilmediğimiz bir şey duymadık. Kaydedilse n’olur, kaydedilmese ne olur? Ya da Bunlar kaba insanlardır, ne denli “Telefonlarınızı kapatın” deseniz de kapatmamakta ısrar ederler. Ondan sonra da ikide bir telefon zilleri cumhurbaşkanını rahatsız eder. Bu konuda haksız olduklarını iddia edemem. Bizim millet telefonuna o kadar düşkün ki konserde bile onu kapatmaya kıyamaz.

 

İçeriye girdim ki ne göreyim? Salon tıklım tıklım dolu. Görevliler arka kapıdan salona sandalye taşıyorlar. Belli ki evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Allah bilir ya, davet edilenlerin hepsinin geleceği beklenmiyordu galiba.

 

15 dakika bekledikten sonra cumhurbaşkanı danışmanlarıyla birlikte salona geldi. Dikkatini ilk çeken şey, salondaki kalabalık oldu. Kaç kurum temsilcisinin hazır olduğunu sordu. Birilerinin “108” dediğini duydum. Ülkemizde ne çok sivil toplum örgütü varmış. Kuşkusuz bu sayıya geç gelen beş-altı kişi dahil değildi.

 

Ertesi gün muhtarlar davetliydi. Ondan sonra da akademisyenler davet edilecekti. Cumhurbaşkanı elinden geldiğince çok insana ulaşmaya gayret ediyordu. Buna rağmen COMAR’ın yaptığı araştırmaya inanacak olursak Halkımızın %25’i bu Berlin toplantısından habersizmiş. Yani insanlarımızın dörtte biri ne gazete ne de radyo veya televizyon aracılığıyla  toplantıdan haberi olmamış.

 

Cumhurbaşkanı Akıncı, Berlin toplantısının sonuçlarından çok memnun olduğunu söyleyerek başladı konuşmasına. Özellikle de eşitlik kavramı üzerinde durdu. Antonio Guterres’in  açıklamasında 8 Mart 1990 tarihli raporun 11. paragrafının yer almasının çok önemli olduğunu vurguladı. Bu maddede kurulacak olan federasyonda toplumların siyasi açıdan eşit olacakları dile getirilmektedir.

 

Anastasiadis’in ısrarla üzerinde durduğu 4 Temmuz raporu, çöp sepetine atılmış, onun yerine 30 Haziran Guterres referans terimleri esas alınmıştır. 2014 yılı Eroğlu-Anastasiyadis deklarasyonu bir kez daha onaylandı.

 

İyi de “eşitlik” soyut bir kavramdır. Birleşmiş Milletler onun içini de doldurdu. Kararlara her iki toplum “etkin” bir biçimde katılacak. Bir toplum öteki toplumun aleyhinde herhangi bir karar alamayacak. Federal Bakanlar Kurulu’nda bir kararın yürürlüğe girebilmesi için o kararı en az bir Türk bakanın onaylaması gerekir. Aslına bakarsanız her şey iyi niyete bağlıdır. En kötü mekanizma iyi niyetle harekete geçirilebilir. En iyisi ise kötü niyet karşısında çöker çalıştırılamaz olur. Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti’nin getirdiği sistemin çarkları bir türlü döndürtülmedi.

 

Akıncı’nın ifadesine göre, Guterres İngiltere’deki ve KKTC’deki seçimlerden sonra tekrar devreye girecek. Kendisi kesinlikle öyle bir şey söylemedi ama seçimlerden sonra da o makamda olacağını ima edermiş gibi geldi bana. Yanılıyor olabilirim ama benim sezgilerim o yönde.

 

Ankara’dan esen rüzgârlara karşı dik duran iki cumhurbaşkanı tanıdım. Biri Denktaş, öteki de Akıncı. Sırf bu yüzden ikinci bir dönemi hakketmiştir sanıyorum. Olur mu, olmaz mı, onu bilemem. Uzaklar yakın oldu. Birkaç ay sonra görürüz.