“Söz gazetesinin 7 Ekim 1935 tarihli (Sayı: 13) nüshasında yer alan ‘Tesettür’ başlıklı makalede, ‘on-iki sene evvel peçesiz sokağa çıkmanın günah, ayıp hatta iffetsizlik’ olduğu, ‘Türkiye’de doğan güneşin humuleleri Kıbrıs’a uzandıktan sonra taassubun, cehaletin doğurduğu bu durumun sona erdiği ve adada örtünmeyenlerin sayısının, örtünenlerin sayısından fazla olduğu’ kaydedilmekteydi. Makalede daha sonra hala çarşaf ve peçe örtünenlerin de bu fena adetten kurtulmaları, çünkü tesettürün erkeklerin hodganlığı neticesi yerleşmiş bir Yahudi adeti olduğu vurgulanmaktaydı.” (Ahmet An, Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi, s, 82.).
…
“Hodgan” sözünün anlamı bazı sözlüklere göre “kendi keyfini düşünen; kendini beğenmiş” anlamında kullanılıyor…
…
Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik, daha doğrusu erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliği yüzyıllarca sürmüştür.
Bu yüzden “kadın” dışlanmış, ezik bırakılmış, bir fikriyat oluşturmaktan uzak tutulmuştur.
Bundan yaklaşık 80 yıl kadar önce Söz gazetesinde kadınların kapanması ile ilgili bu yorum, Kıbrıs’ta da Türk erkeğinin nasıl “hodgan” olduğunu göstermeye yeter.
Tesettürün “Yahudi adeti” olmasını tartışmıyoruz, bu bir yana, günümüzde bile kadını “kapalı” düşünmek eğilimleri sürüyor, sürmesi bir yana dini adetler siyasallaştırılıyor…
…
İngilizler adaya gelip yeni “İdare” kurulana kadar Kıbrıs’ta Türk mektepleri sadece din ile ilgili dersler veriyorlardı.
Bu mekteplerde kız çocukları ancak 10 yaşına kadar erkek öğrencilerle birlikte olabiliyorlardı.
Yeni idare kurulunca eğitime de el atılmış ve buna paralel olarak Kıbrıslı Türklerin eğitiminde ilerlemeler kaydedilmeye başlanmıştı.
Kıbrıslı Türk çocukları da grammer, Türkçe, Coğrafya gibi dersler görmeye başlamışlardı.
Ama Kıbrıslı Türk erkeğinin “hodgan” lığını bırakması ve kadını kendine her açıdan eşit görmesi için zamana ihtiyaç vardı!
…
Söz konusu alıntıda erkeklerin “hodgan” oluşundan bahsediliyor ama bize göre bu sözcük o dönemki erkek zihniyetinin durumunu pek açıklamıyor.
Mesele erkeklerin kedini beğenmesinden çok tam bir geri kalmışlık değil miydi?
Topyekun bir zihin değişikliğine ihtiyaç vardı.
İngiliz döneminde ne kadar başka bir medeniyeti, ne kadar başka bir yaşam tarzını gören kimi Kıbrıslı Türk ileri gelenleri ve onların çevreleri pantolon giyip kravat takmışlarsa, fes atıp şapka giymişlerse; kimi kadınlar da çarşafı atıp batılı tarzı izlemişlerse de, zihinlerdeki toplumsal değişim Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ile getirilen yeni “devrim” lerle olmuştu, bunu teslim etmek gerekiyor..
…
Erkeklerin hodganlığı (ya da geri kalmışlığı) sayesinde tesettür meselesini 100 yıl kadar önce yaşamış olan Kıbrıslı Türkler ilerleyen dönemlerde bunu hayatlarından silip atmayı başarmışlardır.
Bu mesele günümüzde başka bir biçimde hem de siyaseten dıştan dayatılarak hayatın içine sokulmaya çalışılmaktadır…
…
Yukarıdaki haberde “cehaletin doğurduğu bu durumun sona erdiği ve adada örtünmeyenlerin sayısının, örtünenlerin sayısından fazla olduğu” belirtiliyordu.
Kim bilir bu dayatma, bu yayılmacılık sürdükçe bunun tam tersi olacak; yeniden Söz’ ün dediği “cehalet” dönemlerine dönülecek.
Dayatmaya yol verdikçe…
































