Hiç bir gazetenin yada medya kuruluşunun merak edip sormadığı dolayısıyla içeriği konusunda en küçük bilgimizin bile olmadığı “mektup” sonunda Sn. Akıncı tarafından Guterres’e gönderildi.
Hayırlı uğurlu olsun da bu kaçıncı mektup, kaçıncı çözüm arayışı, kaçıncı müzakere ve kaçıncı BM’ler Genel Sekreteri? Hem de bile bile lades olmak pahasına!
Çünkü biliyoruz ki Türk Rum taraflarının “çözüm koşulları” birbirine taban tabana zıt önerilerden oluşuyor..
Dahası şunu da biliyoruz: Rum tarafı için “çözümsüzlük” sadece Kuzey’den kapacaklarının biraz daha ötelenmesidir!
Fakat Türk tarafı için tam zıt bir talihsizlikte çözümsüzlüğün devam etmesi, hem siyasi hem de sosyoekonomik yönden zararlar hanesine kazınan kayıp yıllarıdır..
BUNA karşılık ne zaman bir çözüm arayışı söz konusu olsa “Rum ve Türk toplumları arasındaki bu siyasi ve sosyoekonomik gerçeği bahane ederek, “bize çok acele çözüm gereklidir” telaşında yeni bir sayfa açmaktayız fakat hepsini de “sonuçsuz müzakere bozgunlarıyla” kapatmaktayız!
Ne var ki acemi güreşçiler gibi yenilgiye doymuyor karşımızdaki dünya devleti Rum’la 45 yıldır müzakere masalarında aşık atmaya çalışıyoruz!
ŞİMDİ gene başladık! Hazırlıklar tamam mı değil mi? Sn. Akıncı’nın Guterres’e gönderdiği mektup gerçekten hakkımızı hukukumuzu savunmakta mı? İki Devletli iki Bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini içeren bir çözümü Rum tarafına kabul ettirebilecek miyiz?..
Dahası gerçekten Güzelyurt’la bazı yöreleri Rum’a iade etmeye hazır mıyız?
Yani nüfusumuz sürekli artarken topraklarımızı elimizden çıkarmayı göze mi aldık?
Ya aramızdaki Türkiye yurttaşlarının statüsü ne olacak? Sızdırıldığınca bir kısmı Türkiye’ye mi postalanacak?
Karpaz’ın bir bölümü Rum kantonu mu olacak?
Şimdilerde “açtık açıyoruz zaten Evkaf Mallarından dolayı bizimdir” dediğimiz Maraş ne olacak? Rum’a mı devredilecek yoksa Türk tarafında mı kalacak?
Kuzey’le Güney’i ayıran sınır boylarındaki köylerin statüleri ne olacak? Kaçı iade edilecek?
…KIBRIS siyasi sorunu çoktan betonlaştı kaskatı oldu. Şöyle ki artık Kuzeyde ve Güneyde tek taşı yerinden oynatsanız deprem olur..
NE var ki “çarnaçar” işte bu beyhude müzakerelerden başka da şansımız yok! Yazık ki ne yazık!
*****
MEDYA İLE UĞRAŞMAK KİMSEYE YARAR SAĞLAMAZ!
Tabi ki son günlerde artık toplum katlarında da ilgiyle izlenirken gündem oluşturan.. Bazı gazete sahip ve Yönetim Kurullarıyla Tatar Hükümeti arasında çekişme ve çatışma halini alan.. Şikâyet ve suçlamalarla devam eden “Medya” kaynaklı soruna.. Uzağında da olsam “içinde” olduğum bir “basın camiası mensubu” olarak bigane kalmam mümkün değil. Zaten gidişattan “hiç memnun değilim!”
ÇÜNKÜ kaç zamandır iddiaların sivri oklarıyla “gündeme” oturan.. “Bir kısım basının” yada “medyanın” şikâyetlerini aşarak sonunda “Havadis, Yeni Düzen Yayın Yönetmenleriyle, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Sami Özuslu”yu bir araya getiren “açık oturuma” kadar dayanmış olay.. Gerçekte memlekette zaten var olan yığınla sorunların arasına fakat bu kez “4.güç” olarak katılıverdi..
Açık yazayım. Dünyanın hiçbir yerinde “gazetelerle” yada “medya ve mensuplarıyla” uğraşan hiçbir iktidar hayır yüzü görmedi!
NİTEKİM bu badirelerden geçtikti ki “mücadele yıllarında” ne zaman TC’li bir komutanın makamına uğrayıp da “gazeteci” olduğumu söylemek gereğini duyduysam hepsinde de ayni tepkiyi gördümdü! Önce kaşlarını çatarlar, sonra sorarlardı: “Hı, hangi gazetede yazıyorsun?” “Bozkurt ya da Halkın Sesi” dediğimde yüzleri güler, “ha ha, iyi iyi” derlerdi!
Peki mesela o dönemlerin “azılı gazetesi” olarak aforoz edilen Yeni Düzen’de yazsaydım ne olurdu?
O makamın kapısı bana asla açılmazdı!
BEN o günlerin geride kaldığını varsayarak bugünlere dönüyorum. Ancak hatırlatayım. Bu “gazeteler ve gazeteciler..” Yada “iktidarlarla gazeteler olayı” yeni değildir. Dr. Küçük’lerden beridir türlü çeşitli “tartışma hatta kavgalarla” devam etmektedir!.
Ha şimdiler mi? Artık Kâğıt Parasını bile çıkıştıramayan yazılı medyayı, üstüne üstlük bir de dövizin yükselmesi vurduğunda, Başbakan Hüseyin Özgürgün döneminde başlayan ve bugünlere kadar “Medya Destek Programı” olarak devam eden o “küçücük” dedikleri parasal katkı nedense ve ansızın Tatar hükümeti tarafından lağvedildi!
Neden? Şimdi eğer Tatar’vari düşünecek olursam şundan dolayı: “Ne yani hem parayı vereceğim hem de beni yerden yere vuracaklar?..
Yani hâlâ o “köhnemiş görüş!” Devletin ödevleri arasında olan “Medyayı desteklemek” olayı bile bir rüşvet olarak kullanılmak isteniyor! Ayıptır desem “ayıba” ayıp olacak!
ÖTESİNE gelince. Sn. Tatar mutlaka bilir çünkü bizatihi kendisi de “o destekten yararlanan bir medya patronuydu!”
Buna karşın bunu es geçmektedir! Fakat arkalarında büyük sermaye babalarının olduğu bir kısım medyayı da “kendi yağı ile kendi ciğerini kavuran dolayısıyla devlet desteğine ihtiyacı olan “gazeteleri” tümden batıracak bir uygulamayla, “Medya Destek Programını” sonlandırıyor!
Ancak iyi bilmektedir. Demokrasilerde sadece “Kuvvetler Ayrılığı” değil, “Zıt Güçler Dengesi” de vardır!
Yani Demokrasi yada Devlet sadece “yürütme, yasama, yargıdan” ibaret Kuvvetler Dengesiyle” kaim olmaz..
“Devlet,” halk katlarındaki iktidarı muhalefeti, siyasi partileri, 4. Güç denilen “medyası” Sivil toplum örgütleriyle oluşan “Kurumlar” bütünselliğinde demokratik yapısını tamamlar..
Olmasalardı zaten “diktatörlük rejimi” olacaktı!
Ki Sn. Tatar sola dönüyor çatıyor, Sağa dönüyor çatıyor! Belki farkında değil ama “Timurlenk’in şu “fili” gibi etrafı tarumar ediyor biline!
































