Ooo! Yıllar sonra siyasi soruna da rekabet geldi! Fakat olaya geçmeden önce Başbakan Ersin Tatar’a hakkını verelim: Bir geldi pir geldi! Belli ki önümüzdeki günlerde Kıbrıs siyasi sorununu daha çok konuşup daha çok tartışacağız.
Peki buna çok mu ihtiyacımız vardı? Neden olmasın?
Nitekim bizim gibi eskimiş “köşeciler” bilirler. Rum halkı ve kilisesi için siyasi sorun günlük hayatlarının vazgeçilmez konusudur.
Bizim içinse 45 yıldır iki yakamız bir yere gelemediğinden olacak her zaman sürdürüp götürdüğümüzce “Ekonomidir!”
Konuya döneyim: Sn. Akıncı Şeker Bayramı nedeniyle, içeriğinin çoğu Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili görüşlerini yansıtan, tabiri caizse kendi cephesinin karşısında yer alan “muhalif ve muarızlarını” işaret edip uyaran, zehir zemberek bir “mesaj” yayımladı.
“Mesajın özü ve sözü kendi inançlarını çakan kendi doğrularıydı.”
Bu hükme neden vardım?Çünkü 45 yıldır Kıbrıs Türk halkı, bırakın “istediği çözüm” için bir ulusal konsensüs sağlamayı; Mesela Sn. Akıncı’nın da savunduğunca, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini içeren bir federal sistem” alternatifinde bile buluşamadı!
Dolayısıyla Tatar’ın “iki ayrı devlete dayanan” (ki henüz içeriği detaylandırılmamıştır) çözüm önerisini göreve başladıktan hemen sonra gündeme getirmesi ne kadar ortalarda kaldıysa, Sn. Cumhurbaşkanının aşağıda çok özetle aktaracağım sorunla ilgili görüşleri de o kadar havada kaldı! Özetle şunları vurguluyordu:
“Ayrı egemen ve bağımsız bir devlet kulağa hoş gelse de bugünkü konjonktür ve görünür gelecekte mümkün olan bir hedef değildir… Federal çözüm tüketildi şimdi artık gün AB birliği içinde iki ayrı egemen devlet günüdür demek bir hayal olmanın ötesinde, halka gerçeğin söylenmemesidir…”
Açıkça yazayım: Hem Tatar’ın hem Sn. Akıncı’nın ortalara serdikleri siyasi çözümle ilgili görüşleri bile Kıbrıs Türk halkının dışında görüşlerdir! Çünkü yıllardır bir “ulusal dava” oluşturulmamıştır ki halk etrafında birleşsin!
Oysa bunu rahmetlik Denktaş 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” ilan ederek başardıydı da sonunda ne oldu?
Masaya “çözüm alternatifi” olarak konamayacak kadar Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesinden dışlanmışlığıyla sadece bir şablon!
Dolayısıyla bugün tüm siyasi partilerin, Meclisin ve halkın, üzerinde uzlaşıya varamadıkları hiçbir “alternatif,” çözüm olamaz! Ha, Sn. Akıncı’nın, Tatar’ın, Erhürman’ın, Arıklı’nın, Özyiğit’in, Özersay’ın falan ayrı gayrı savunulan görüşleri elbet olur… Olur da “bütünsellik ulusallık olmaz!”
**********
UMUDA YOLCULUK!
Yeni Hükümet göreve hızlı başladı. Ankara’lara uçtu, iki dudağı arasından çıkan her kelimenin bile “tartışılmaz hüküm” olarak icraat haline geldiği Sn. Erdoğan’la, Koordinatörümüz Fuat Oktay’la görüşmeler gerçekleştirildi…
Ve her halde Erhürman’ın istifası şerefine olmalı, henüz “Protokole” imza atılmamasına karşın, KKTC’nin daha çok borç batağına batmadan bir miktar paranın hazineye akıtılacağı müjdesi verildi…
Hadi gene yazalım: “Böyle Anavatan- yavruvatan ilişkisi olamaz!” Fakat maalesef 45 yıldır bu ilişkiler “himmet” üzerine kuruldu öyle gidiyor!
Ha! O zaman eğer ikili ilişkilerde planlı programlı ekonomik fayda sağlamayacaksa Mali ve Ekonomik Protokoller neyin nesi oluyor?
(Vallahi bilemeyeceğim!) Çünkü artık “laf dinlemeyen hükümetlerin Ankara tarafından cezalandırıldıkları gerçeklerde, tutun ki önce “Anavatan” kelimesini masaya yatırmak gerekecek…
(Bunları benim gibi Türkiye’ye canı gönülden inanan bir yurttaş düşünüp seslendirebiliyorsa vay görev yüklenen hükümetlerin başlarına gelenler” diyeceğim!
Ki çok merak ediyorum Tatar-Özersay hükümetinin başına ne gelecek?
Ne var ki yeni hükümet daha ilk günden “kartallar gibi yüksekten uçmaya başladı!” TC ile başlatılan ilişkiler kesintiye uğramaz “protokol” uygulama şansı bulursa, zaten Allahtan hiç umut kesmedik, “umuda yolculuğa devam!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (NE OLUYOR BİZE?)
Yaz gelmeden sivrisinekler geldiydi. Anladık ki yaz da geliyor!
Ve geçen hafta deniz mevsimini açtım. Haziran’ın henüz başı olmasına karşın su sıcacıktı. Anladım ki gerçekten dünya ısınıyor.
Önce Glapsides’ten Silver Beach’e kadar, “keşke yürümeseydim” dediğimce yürüdümdü… Sahil bir boydan bir boya “iğrenç” kelimesiyle ifade edilecek kadar pisti! Saymaya hiç gerek yok “pislik yaratan ne varsa hepsi vardı!”
Üzüldüm! Kıbrıs’ın bu en güzel sahili böyle olmamalıydı ama oldu! Anladığımca hem Mağusa hem Boğaziçi Belediyeleri artık sahillere de hizmet götüremiyorlar… Yada ne kadar geç başlarlarsa temizliğe o kadar “tasarruf” hesabı yapıyorlar…
Peki ama iş yapmaktan bu kadar aciz, mensubu oldukları siyasi partilerin emirlerinin kulları olmuş “belediye Başkanları” onca başarısızlıklarına karşın neden her seçimde yine aday olabilmektedirler? Hem de Başkanları oldukları Belediyeleri batırdıkları için cezalandırılmaları gerekirken!
Yani buna da mı demokrasi diyelim!…
































