KÖŞEMDEN:
Kıbrıs Türk halkı Osmanlı’dan beridir bu adada “kimlik savaşımı” vermektedir. Halk ifadesiyle de “çok çekmiştir!”
Tarihçilerimiz daha iyi bilecekler. İngiliz döneminde (1878-1960) “Müslüman azınlık toplumu” olarak ifade edilirdik..
Hatta “Zürih Londra Anlaşmaları” sonucu oluşturulan “Kıbrıs Cumhuriyetinin” Anayasasının girişinde, “Bu Anayasa maksatları bakımından” denilerek iki toplumu şöyle tarif ediyordu:
“Elen cemaatı Elen aslından ve ana dili Elence olan veya Yunan Kültür ananelerini paylaşan veya Elen-Ortodoks kilisesine mensup bulunan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır…”
Türk cemaatını ise şöyle tarif ediyordu:
“Türk cemaatı Türk aslından ve ana dili Türkçe olan veya Türk kültür ananelerini paylaşan veya Müslüman olan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır…”
BİR ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim.
“Rum” ve “Türk” toplumları tarif edilirlerken, Rum tarafı hem “Elen” olarak vurgulanıyor hem de “Yunan kültürüne bağlı” denilerek Yunanistan’a atıfta bulunuyor.
Fakat Türk tarafı için sadece “Türk kültürü” deniyor ama “Türkiye” denmiyor!
Mesela Rum tarafı için “Elen” diyerek bir tarihi medeniyet vurgusu yapılmakla yetinilmiyor, ayrıca “Yunanistan”ı da çağrıştıran “Yunan kültürü” ifadesine yer veriliyor…
YOK! Öküz altında buzağı aramıyorum. Ki aradan 59 yıl geçti!
Fakat Dünyada pek az toplum 59 yıl içinde bu kadar ezgi cefaya hatta kıyıma maruz kalmıştır! Kaldı ki öncesi 82 yıl süresince de İngiliz Sömürge İdaresi dönemi söz konusudur. Ki üzerinden iki büyük dünya savaşı geçtiydi. “
*****
KIBRIS’ta “siyasi sorun” sürgit devam ediyor. Fakat asıl sorun Türk-Rum halklarının bu adada nasıl bir çözüm alternatifi ile kendi bölgelerinde güvenlik içinde yaşayacaklarına yönelik arayışları değildir.
Asıl sorun İngiliz kolonisinden beridir süregelen sorundur! Yani “İngiliz ayrılırsa adanın sahibi kim olacaktır?”
EĞER bugün 1963’den kalma Türk Rum çarpışmalarının hesaplaşmaları sürüyorsa, çözüm için hâlâ müzakereler devam ediyorsa ve hâlâ çözüm çok uzaklardaysa nedeni “Rum tarafının tüm ada egemenliğini elde etmesine yönelik “fırsatı” bulma beklentisidir! (Ki o beklenti İngiltere’nin adayı terk etmesinden sonra gerçekleşecekti! EOKA ile Enosis mücadelesi bu nedenle başlatıldıydı. Fakat araya Türkiye girince hayaller suya düştüydü!)
Ancak Rum tarafı için her şey bitmiş değildir. “Fırsat” doğduğunda istediği “çözüm olacaktır!” Dolayısıyla bir yandan fırsat kollamakta öte yandan “yeni fırsatlar” yaratmaya çalışmaktadır!..
Peki Türk tarafı Rum’un bu uzun süreli siyasetine ve tabi hedefine ulaşma ideasına karşın geçen zamanı hep böyle “pasif siyasetlerle” mi geçirecektir ?
*****
“TABİ ki hayır” diyoruz ama sürece baktığımızda Rum tarafının “zaman kazanmak” üzerine yörüngeliği “siyasete” katkı koyduğumuz da bir gerçektir!
Bu gerçeğin içinde “birleşik Kıbrıs” efkârında “Türkiye”den kopup uzaklaşmak da var, “biz Kıbrıslıyız” derken sanki bir başka millet tarifi yapıyormuşuz gibilerinden 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde bile yer almayan hükümlerle kendimizi Rum çoğunluğuna “bağlayacak” yorumlarla tutumlar da var!
Her ne kadar son zamanlarda “Türkiye sermayesiyle turizm odaklı yatırımlar” yoğunlaşırken ekonomik bağlar ve bağlantılar nedeniyle “TC-KKTC bütünselliği” daha belirgin hale gelmişse de mesela son zamanlarda “vatandaşlıkla” ilgili spekülasyonların nedeni de bu olmaktadır!
YANİ bu ülkede yadsınamaz bir gerçek vardır: “Çözüm isterken Türkiye’den kopmayı anlayan bir yeni zümre oluşuyor!” Ve “olumsuz tepkileri” eğer sürdürülüp götürülürse; Kıbrıs Türkünü sonu belirsiz bir macera bekliyor demektir..
KISACA ben “vicdani ret” gibi tepkileri.. Bir başka millet çağrışımı hatırlatmasında “Kıbrıslılık” gibi vurgulamaları.. Hatta “Türkiye aradan çekilsin biz Rum tarafı ile anlaşırız” gibilerinden abuk hayalleri “ışıklı gelecekler” olarak değil…
Başında da yazdım: “Bu adada daha çok çekeceğimiz vardır” düşüncemin odağına koyuyorum.. Hem de Kuzeyi Rum egemenliğine kaptırma tehlikesinin bile söz konusu olabileceği ihtimalinde..
































