Müzisyen Eric Clapton’un bir belgesini görüyordum.
Altmışlı yıllarda Amerika ve İngiltere’de gençler pop müziğine yeni soluk getiriyor, adeta duvarları yıkıyorlardı.
O hayatın içinde olanlar uyuşturucuya bağımlı oluyor, Jimi Hendrix gibi kimileri bu yüzden en verimli dönemlerinde hayatlarını kaybediyorlardı.
Uyuşturucu ve alkol Clapton’un da yakasına yapışmış, bu beladan zor kurtulmuştu ki ileride uyuşturucu bağımlıları için bakımevleri açacak, bu konuda çalışmalar yapacaktı.
İtalyan güzeli sevgilisinden erkek bir çocuğu olduğunda, dünyası değişmişti ünlü müzisyenin.
Neşesi, yaşam kaynağı olmuştu oğlu.
Ne yazık ki bu mutluluk çok sürmeyecek, 6-7 yaşlarındaki çocuk bir gün açık unutulan evlerinin pencerelerinde aşağıya düşüp ölecekti.
Ev demişsek bir gökdelende bir daire.
Dünya yeniden kararmıştı.
Onu başka bir dünyaya alacak, karanlıkları aydınlatacak tek şey müzikti.
Öyle yapar ve bütün gayretini söz ve müzik yazarlığına verir.
İleride yeniden aşık olduğu bir kadınla evlenir, çocukları olur ve halen mutlu bir şekilde yaşar.
Geçmiş acıları müzikle demlendirerek…
…
Bu ilginç hayatın tesiri üzerimden Sevgül Uludağ’a ait bir haberle dağıldı.
Sevgül, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmişti.
Hiç tepki göstermedim!
Çok olağan bir şeymiş gibi!
…
Sevgül 2008 yılında “İncir Ağacı” nın hikayesini yazar.
Konu ile ilgili 20 yıla yakın bir uğraşı var gazeteci-yazarın.
Kayıplarla ilgili araştırma ve yazılarını yakından bilenler, en çok “İncir Ağacı” nın hikayesinden etkilenmiş olmalı.
Belgesellere ve senaryolara konu olabilecek bu hazin hikaye bir gerçek…
…
Kayıplar Komitesi üyelerinden Ksenofon Kallis, Leymosun’a bağlı Ayios Yeorgios Alamanos bölgesinde incelemeler yaparken gözüne bir mağarada yükselen incir ağacı ilişir.
Mağaraya karadan değil, denizden gidiliyor.
Sevgül’ün dediğine göre her şeyden kuşkulanan, her şeyi gözlemekte ve üzerine gitmekte titizlik gösteren Kallis, gördüğü incir ağacına da merak salar.
Üstelik bu ağacın meyvesi beyaz incir veriyordu ve “Anadoliga” türündendi, halbuki bu tür o bölgede yoktu.
O zaman o bölgede ve mağarada nasıl yetişmişti!
Sevgül bir yazısında şunları anlatır:
“O bölgede “Anadoliga” türü beyaz incir yoktu ve Kallis bundan kuşkulanmış, araştırmış, karıştırmış ve sonuçta o mağarada öldürülen Ahmet Cemal’ın son yemeğinin Piskobu’daki evindeki ‘Anadoliga’ incirler olduğunu öğrenmişti… Birleşmiş Milletler, bu bölgede bir patlama olduğunu kayda geçmişti… Araştıra araştıra, bu mağaraya üç Kıbrıslıtürk’ün getirildiğini, burada öldürüldüklerini, mağara girişinin dinamitle patlatılmaya çalışıldığını keşfetmişti Kallis… Ahmet Cemal’ın yediği incirlerden bir devasa incir ağacı büyümüştü ve delikten dışarı çıkarak bu korkunç trajediyi ele vermişti…”
…
Sevgül, işte bu hazin hikayelerin peşine düşmüştür yıllarca.
Türk olsun, Rum olsun, yitip giden kayıpların izini sürmüştür.
Oluşturduğu ihbar hatlarıyla büyük bir sabır içerisinde her gelen ipucunun peşine düşmüştür.
Birçok olaya ışık tutmuş, ışık tutulan birçok olayı da kamuoyu ile paylaşmıştır.
Her iki tarafın kayıp aileleri kadar kamuoyu da onun bu titiz ve insancıl hareketinden etkilenmiş, onu taktir etmiştir…
…
Bu nedenle haberi okuduğumda tepki göstermemiştim.
Olağan saymıştım.
Çünkü fazlasıyla hak ediyor…
































