Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YAPRAKLARA DALLARA (Hafta sonu yazıları)  

 

Poli’deki yazımızı şöyle bitirmiştik:

Lefkoşa’da Mayıs geceleri,

Ne desem,

Aşk kesmekte.

Bir de şiirlerle yaseminler döküldü mü üstüne,

Bambaşka…

Keşke, şiirlere ve çiçeklere kalsaydı ada…

Katoliklerle Ortodokslar arasındaki görüş farkı Ortodokslara göre Kutsal Ruh’un Baba’dan çıktığı,

Katoliklere göre hem Baba’dan, hem Oğul’dan çıktığı imiş.

Baba dedikleri de Tanrı’dır…

Nereye koyarsan koy,

Aklın dışında bir meseledir…

Henüz İstanbul Konstantinopolis’ti,

Yukarıda belirttiğimiz farklı görüş Roma Kilisesi tarafından Ortodoks kilisesine bir mektupla iletilince,

Kıyamet kopar.

Artık ayrılık vaktidir.

Gün gelir,

  1. Haçlı Seferleri sırasında Konstantipolis basılır, yağmalanır,

Ortodoks Kilislerine saldırılar yapılır, rahipler öldürülür.

Kiliseler, Kutsal Ruh yüzünden birbirilerini aforoz ederler.

Ta 1964 yılına kadar.

Bu yılda aforozluk durumu karşılıklı olarak kaldırılır…

Ne garip rastlantıydı ki,

Kıbrıs’ta bizim Ortodoks ahali,

Yüzyıllarca Katoliklerin yönetimi altında yaşayacaklardı.

Bu yüzden adaya Osmanlı gelince bambaşka bir durum meydana gelmişti.

Gelenler Müslüman’dılar ama,

Ortodokslara karşı sempati,

Katoliklere karşı öfke duyuyorlardı.

Zaten fetih sırasında savaştıkları Katoliklerdi.

Öte yandan,

Padişah analarının Ortodoks oldukları da malumdur…

Bu coğrafya Afrodit’e adanmış bir adaydı ama,

Aşktan meşkten eser yoktu…

Fetihten sonra bir papaz rüya görür,

Ve bu rüyaya göre falanca mezarı kazarsa,

Orada Matta’ya ait orijinal incili bulacaktı.

Öyle yapar.

Kazdığı mezar St. Barnabas’ın mezarıdır.

Bakar ki, cesedin göğsünde bir İncil,

O İncil aradığıdır.

Durum Paşpiskopos tarafından İstanbul’a bildirilir.

Çünkü bu İncil ta Bizans döneminden beri aranıyor,

Bazı iddialara göre Matta’nın İncilinin orijinali eksikti,

Ve Bizans İmparatorluğu bunun peşindeydi…

Neticede, Osmanlı bu işe çok sevinir.

Adaya gelen bir yazara göre, bu sevincini Kıbrıs Kilisesine bağımsızlık vermekle gösterir…

O tarihten sonra Kıbrıs Kilisesi için bambaşka bir dönem başlar.

Çünkü,

Osmanlı tarafından itibar görecekler,

Kendi vergilerini kendileri toplayacaklar,

Böylece kilise zenginliğine zenginlik katacaktı…

Ada “mütesellim” denilen yöneticilerle yönetilmişti.

Aslında, mütesellimler adayı Osmanlıdan kiralıyorlar,

Topladıkları vergilerden Osmanlının adaya biçtiği yıllık kirayı ödüyorlar,

Gerisi de kendi keselerine kalıyordu.

Yönetim anlayışı böyleydi.

Hem papazlar, hem gelen giden mütesellimler adayı yoluyordu…

Ta İngiliz gelsin.

Çünkü o gelince bambaşka bir durum doğacaktı.

Ki o da bir sömürge yönetimiydi…

Su ve elektrik meselesi var ya.

Bu da bambaşka bir durumdur.

Ama aynı mesele sayılır denebilir mi?

Bu işten yine mütesellimler yararlanacağına göre…

Keşke, şiirlere ve çiçeklere kalsaydı ada…

(2016)

2018’in son yazısını yayınladık.

Yeni yılın ilk yazısı salı gününe.

Okurlarımızın yeni yılını Nazım Hikmet’in bir şiiri ile kutluyoruz:

Yapraklara dallara                                                                                    

Yeşillere allara

Nice nice yıllara gülüm

Nice nice yıllara

Yaprak dala al yeşile yaraşır

Gayrı bundan sonra vermem seni ellere