4 genç Girne’ye gitmek üzere çıkmışlardı belli ki yola. Güle oynaya belki de. Başlarına geleceklerinden habersizdiler. Yıllardır konuşuruz , yazarız ya yollarımızı, alt yapı eksikliklerimizi, adayı betona dönüştürme canavarlığımızı, bitmez bilmez rant kavgalarını…. Yazar dururur ve unuturuz. Bedelini masum gençlerin ödeyeceğinden habersiz kocaman bir kalabalığız aslında. Geleceğimiz meçhul. Cennet ada, yeşil ada havanın, denizin, güneşin en güzelini sundu yüzyıllardır bu topraklara. Dünyanın başka yerlerinde olan felaketleri burdan bir film karesi gibi izledik. Biz adalıyız, alışkın değiliz sele, su baskınına değil mi?

Betonlaştırdık her yeri. Doymak bilmedik. 1974 sornasında parsel parsel dağıttık yandaşlarımıza. Ne dağ bıraktık ne dere ne deniz kenarı. Gün geldi kumarhaneden, bet salonlarından, gece kulüplerinden geçilmeyen bu cennet ada ayna tuttu bize. Hatırlattı ona nasıl davrandığımızı. Hatırlattı bizim berbat insanlar olduğumuzu. Hükümet edenlerin, seçilenlerin , atananların o koltuklarda çevresine, yandaşlarına memleketi peşkeş çektiğini hatırlattı. O ölüp, bayıldığımız, gün gelip yakınlarımızla bile kavga ettiğimiz seçilmişlerin bu ülkeye nasıl davrandıklarını gördük. Namussuzca ve utanmadan yıllarca bu adayı ne hale getirdiklerini yeni baştan anladık. Onlara oy veren bizlerin satılmışlığını, torpil düzenine ayak uydurduğunu anımsayıp utandık.
4 tane geç Ciklos mevkinde sel sularına kapılarak can verdi. Bir tanesi hala daha bulunamadı. Bunun üzerine ne yazılır. Dere yatakları mı, dağların oyulup dengesinin bozulması mı, arsaların, arazilerin parsel parsel betonlaşması mı? Hangisi yazılır, hangisi çizilir?
Dışarıda bulutlar mavi beyaz haşmetiyle yükselmeye devam ediyor. İnce ince soğuk yokluyor sokakları. Hafif bir rüzgar esiyor yine Kıbrıs’ımın üzerinde. Arada kış güneşi gösteriyor başını. Balkonlarda o çok sevdiğim insanım kahve içiyor. Bir kelebek balkondaki masanın üzerinde tüm haşmetiyle konmuş dinleniyor. Sokaktaki kediler, köpekler boylu boyunca yatmış, yeşil çimlerin yanında miskinlik yapıyor. Hava sakin, her yan sessiz. Sanki birkaç gün önce hiçbir şey yaşanmamış gibi. Ekşileler birkaç günde her yerden boy vermişler, papatyalar açmaya hazır. Laleler mavi, menekşe renkleriyle otların arasından görünmeye başladı. Arılar çiçeklerden bal almaya devam ediyor.
Yağmurun, dağdan düşen taşın, gökyüzündeki yıldırımın suçu mu var? Doğa tüm haşmetiyle insanları yaşatmaya devam ediyor. Tüm canlı yaşamını devam ettiriyor.

4 hayat, hayalleri, yaşayacakları ile birlikte ölümlerin en kötüsünü yaşaşayarak gittiler. Geride kalan onlarca sevdiği bir daha eskisi gibi olamayacaklar. Onlar için cehhennemi yaşamak demek artık, her yağmur, her soğuk, her Aralık…
Bir çok ev, eşya, araba, okul kullanılmaz hale geldi. Dikmen, Lapta ne yazık ki en çok etkilenen yerler. Dikmen Belediye’sinin ne kadar iyi çalıştığını, Başkanın ve ekibinin ne kadar özveri ile oraları güzelleştirdiğini yakından biliyorum. Lapta’da da durum aynı. Yeni seçilen genç, dinamik Belediye Başkanının planlarının, projelerinin, umutlarının ne kadar gerilediği ortada. İnsanlar kan ağlıyor.
Para ile yerine konabilen şeyler elbetteki daha önemsiz. Ancak bu kriz ortamında ve bu kış aylarında bunun ne kadar zor olduğunu herkes biliyor.
Tüm Dikmen ve Lapta halkına geçmiş olsun diliyorum.
Giden 4 genç için ne yazsak, ne desek aptalca kalacak. Onları öldüren bu düzenin içerisinde yaşamak yeterince utanç verici. O yaşamlar geri gelmeyecek. Çocuk denecek yaşta, ölümlerin en kötüsünü yaşayan bu insanlar için ne yazsak sanki saygısızlık olacak.
Doğa ile barışık, adilce bir yaşam bu topraklarda 1974 sonrası hayal oldu. Parsel parsel sattılar adanın kuzeyini. Ne dağ kaldı, ne dere. Gökyüzü ağladı, gökyüzü öfkelendi. Suyunu akıtacak dere bulamadı.
Belki de en çok konuşmanın vaktidir şimdi.
Ölen gençlere tanrıdan rahmet ve ailelerine ve tüm sevdiklerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.
































